Alexa
Medya Siyaset

Menemen ‘ Kubilay ‘

Yobazların reisi, arkasından koşarak Asteğmen Kubilay ’ı yakalar ve binek taşına sürükler, belinden çıkardığı bıçağı ile yaralı subayın başını adeta koyun keser gibi gövdesinden ayır ve “kanını içmek helaldir” diyerek avucuna aldığı kanı içer, Kubilay ’ın kesik başını elinde taşıdığı bayrağın ucuna takar.

Menemen ‘ Kubilay ‘

Tarih 9 Aralık 1930.

Derviş kılıklı, şeriat heveslisi 6 gerici Manisa’nın Paşa köyünde buluşur.

Üç gün Paşa köyde kalan gericiler, laikliğe söver, şeriatı överler.

Köylülerden silah edinirler!

Yağcılar köyüne giderler, yedi gün boyunca aynı söylemi tekrar ettikten sonra Bozalan köyüne uğrarlar. İki gün de bu köyde kalırlar.

Yine “şeriat” naraları atarlar, yine Allah, Kur’an, Din, iman söylemiyle köylüleri etki altına alırlar.

Ve Çukur köyü üzerinden, yaya olarak sabah namazı vakti, Menemen’e girerler.

İlçenin batısında ki camilerden birine girerler.

Tarih: 22 Aralık 1930’dur.

Cemaatle birlikte namaz kılar, zikir getirirler.

“Ben mehdiyim, dinimiz mahvoluyor, şeriatı kurtarmaya geldim” diyen yobaz grubunun reisi, cami içindeki ahaliye nutuk çektikten sonra camide ki bayrağı alır ve halkı da peşine takarak birlikte Hükümet Binası önüne gelirler.

Saat 07.00 sularıdır.

Meydanda toplananlara dönerek; kendisinin “mehdi” olduğunu, Allah’ın, kendisine peygamberlik görevini verdiğini, şeriatı yerine getirmek için vazifelendirdiğini, halife ordusunun yolda olduğunu, kendisine katılmayanları kılıçtan geçireceğini söyler!

Orada bulunan bir jandarma eri, derhal jandarma Komutanı’nın evine gider ve gördüklerini ve duyduklarını Jandarma Komutanı’na anlatır.

Hemen olay yerine gelen Jandarma Komutanı, yobaz takımına ihtarda bulunur. Ancak galeyan içindeki gerici grup Komuta’nın üzerine yürür.

Komutan yanındaki dört jandarma eri ile birlikte Hükümet Binası’na sığınmak zorunda kalır.

Bu sırada fırından Alay’a dönmekte olan İaşe Subayı yaşananları görür ve hemen Alay Karargâhına gider.

Eğitime çıkmak için hazırlanan Asteğmen Kubilay ’ı da olaydan haberdar eder. Aynı dakikalarda Jandarma Komutanı da telefonla Alaydan kuvvet istemektedir.

Alay Komutan Muavini Yarbay Nedim, Kubilay ’a, bölüğün hareketini çabuklaştırması emrini verir.

Olay yerine gönderilen ve acele hareketi dolayısıyla bölüğe cephane aldırmaya dahi vakit bulamayan Yedek Asteğmen Kubilay , bölüğünü biraz geride durdurarak halka nutuk vermekte olan yobazın arasına girer ve nutuk verenin yakasına yapışır.

O anda başka bir yobazın tabanca ateşi ile ağır yaralanır, 20 metre kadar uzakta camiye kadar gider.

Yobazların reisi, arkasından koşarak Asteğmen Kubilay ’ı yakalar ve binek taşına sürükler, belinden çıkardığı bıçağı ile yaralı subayın başını adeta koyun keser gibi gövdesinden ayır ve “kanını içmek helaldir” diyerek avucuna aldığı kanı içer, Kubilay ’ın kesik başını elinde taşıdığı bayrağın ucuna takar.

Bu durumda dahi cani canavar, hala nutuk vermeye devam etmektedir:

“Şapka giyen kâfirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir”

10 adım kadar uzakta duran bölüğün başındaki çavuşlar şaşkın ruh hali içinde, en ufak bir hareket gösteremezler ve alçakça kaçarlar.

Olayın başında yobaz takımına söz geçiremeyerek yanındaki dört jandarma ile hükümet binasına giren jandarma komutanı da bu kanlı olaya seyirci kalmıştır.

Vahşi katliamı gören bekçi Hasan, hemen silahına sarılır ve yobazlardan birini yaralar ancak üzerine yağdırılan kurşunlardan kurtulamaz.

Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki ‘de silahına sarılır ancak o da orada şehit edilir.

Ve nihayet, Alay’dan gönderilen bölük teçhizatlı olarak olay yerine gelmiştir; kendisine kurşun işlemeyeceğini ve “mehdi” olduğunu söyleyen reis dâhil üç yobaz orada öldürülür.

Biri ağır yaralı olarak ele geçirilir, diğer ikisi halkın arasına karışarak kaybolur.

***                   ***

Kazım Özalp, haberin Ankara’ya ulaşmasından hemen sonra yaşananları da şöyle anlatıyor: “Bu haber Ankara’da bir bomba tesiri yaptı. Derhal Köşk’e çağrıldım. Mustafa Kemal Paşa görülmemiş şekilde kızgın, üzgün ve heyecanlıydı.

İsmet Paşa, Milli Müdafaa Vekili Zekai Bey (Apaydın), Ordu Müfettişi Fahrettin Paşa (Altay) da, Köşk’e geldiler.”

Mustafa Kemal Atatürk: ”Bu ne haldir, mürteciler hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenliden kimse çıkıp mani olmuyor, bilakis tekbirlerle teşvik ediyorlar.

Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler?

Onların namusunu ve dinini kurtaran ordunun bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir.

Bu Cumhuriyet’i ve bizim başımızı kesmektir. Bundan bütün Menemen sorumludur. Bu kasaba ‘Vilmodit’ ilan edilmeye müstahak olmuştur.”

Özalp, “Menemen’i haritadan silin” şeklinde hatırlanacak ‘Vilmodit emrinden’ sonra yaşananları ise kitabında şöyle aktarıyor:

“Atatürk’ün öfkesi dinmiyordu. ‘Derhal harekete geçmeliyiz’, dedi.

Cevaplarımızı bekliyordu, yalnız itiraz dinlemeye tahammülü olmadığı anlaşılıyordu.

Vakit kazanmak ve havayı biraz yumuşatmak düşüncesiyle, ‘Acaba ayrıntılı raporların gelmesini beklesek mi?’ diye bir görüş ortaya attım. Hiç cevap vermedi.

Bir süre oturdu. Biz de konuşmadık.

Menemen’de orduya hizmet eden veya önceden hizmet etmiş olan askerler ve aileleri vardı. Masum çocuklar, ihtiyarlar, aciz kadınlar böyle ağır bir cezaya ister istemez maruz kalacaklardı. Konuşmasak bile, bu fikirleri hepimiz zihnimizden geçiriyorduk.

Belki bu susma sırasında Mustafa Kemal Paşa da bunları düşündü.

Ancak, taviz vermeye niyetli görülmüyordu, ‘İşte böyle olacak, dağılalım’ dedi ve kalktı.”

Verilen emri unutturdular Emir hemen yerine getirilmedi.

Peki, dönemin yöneticileri Atatürk’ün emrini nasıl oldu da yerine getirmediler.

Özalp, bunu nasıl yaptıklarını da şöyle anlatıyor: “Aramızda, bir iki gün beklemeyi, Mustafa Kemal Paşa’nın tepkisinin ne ölçüde değişebileceğini görmeyi uygun gördük. Ancak, normal kanuni işleri hemen başlattık. Paşa’dan birkaç gün ses çıkmadı. Bir daha “Vilmodit” ten bahsetmedi.”

***                   ***

31 Aralık 1930’da Bakanlar Kurulu kararı ile bir ay süre ile Menemen, Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde sıkıyönetim ilan edilir.

Geceli gündüzlü çalışma ile 21 Ocak 1931’de sona erdirilen yargılama sonucunda;

Otuzyedi idam (bunlardan 5’i yaşlılıkları dolayısıyla 15-24 sene ağır hapis)

On üçüne 3 sene, On’una 1 sene adi hapis.

Yedisine 15 sene ağır hapis( bunlardan biri yaşlılığı dolayısıyla 12,5 sene ağır hapis)

Onbir’ine şeyhlikten 3 sene hapis cezası verildi.

Yirmiyedisi beraat etti.

İdam mahkûmlarının cezaları infaz edilmeden önce, biri 28 Ocak’ta, diğer biri de 30 Ocak’ta hastalıktan öldü.

Bir başkasının cezası da Büyük Millet Meclisi kararı ile 2 sene hapse çevrildi.

Diğer idam mahkûmları Kubilay ’ın şehit edildiği yerde idam edilir.

KAYNAK: Genel Kurmay Belgeleri’nde Menemen / Kaynak Yayınları

VİLMODİT: Fransızca bir sözcük olan ‘ville maudite’, cezalandırılmış şehir anlamına gelen kelime.

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Hulusi Şenel dedi ki:

    Güzel bir yazı a ynı zamanda aydınlatıcı.Teşekkürler hocam.

BİR YORUM YAZ