Alexa
Medya Siyaset

Egemenliği Gasp Edilen Bir Ulusun Sonu Musibettir, Felakettir

Mustafa Kemal Atatürk

Egemenliği Gasp Edilen Bir Ulusun Sonu Musibettir, Felakettir

Milletim…

1-Sevgili Milletim, yüzyıllar boyunca kendi arzun hilafında, kendi emellerin ve çıkarların hilafında yönetildin, hiçbir tarihî dönemde yaratılışındaki yeteneği geliştirecek çalışma alanına sahip olamadın. Ve bu sahip olamamak yüzünden birçok felaketin altında ezildin.

2-Tarihten en yakın bir örneği hatırlayalım: Birinci Dünya Savaşı… Bu savaşa girilmesi senin iradenle mi olmuştur? Birinci Dünya Savaşı’na girmek için yürekten bir arzun mu vardı? Ben sanıyorum ki, yoktu. Çünkü Birinci Dünya Savaşı’na girmeden önceki zamanlar felaketle sonuçlanan safhalarla doluydu. Kesin zorunluluk olmadıkça istemezdin ki, savaş olsun. Bununla birlikte savaşa girilmiş ise, kabahat senin değildir, diyebilir miyiz? Hayır diyemeyiz, kabahat ne yazık ki senindir. Çünkü egemenliğini başka ellere verdin.

3-Savaşa girdikten sonra da ordularımızın Romanya’da, Makedonya’da uğraştırılmasının, İran vahalarında ve Kafkas dağlarında perişan edilmesinin senin iradenle bir ilgisi var mıydı? Kesinlikle yoktu. Fakat bunlar hep oluyordu. Çünkü, sevgili milletim, egemenliğini kendi elinde bulundurmuyordun.

4- Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra iyi kötü bir mütareke yapıldı. Millî onur bu şekilde az çok kurtarıldı sanılıyordu. Fakat sonra Kilikya düşman tarafından işgal edildi. Çanakkale ve İstanbul’a düşman girdi. İzmir Yunanlıların hücumuna uğradı. Peki, bunlar nasıl oldu? Şu şekilde oldu: Sen, egemenliğine yine sahip değildin ve egemenliğini gasp edenler senin iradeni değil, kendi iradelerini uyguluyorlardı, düşmanla birlikte hareket ediyorlardı.

5-Millî Mücadele’nin başlangıcında insanlarımız birbiriyle boğazlaştı, kan döküldü. İstanbul’dan ta Ayaş’a kadar olan yerlerde, Konya’da, Yozgat’ta birçok yerde fecî olaylar oldu. Peki, nereden geliyordu bu aymazlık? Yüzyıllar boyunca egemenliğini kullanmamış olmandan ileri geliyordu, egemenliğini kullananların aldatmalarına alışagelmenden ileri geliyordu.

6-Daha sonra yurdumuzda milli bir kudret olduysa, o felaketlerden ders çıkaran senin, sevgili milletim, senin kalbinden ve bilincinden doğmuştu. Ben de yalnız ona tabi oldum. Ve düşünüyordum ki, bu kadar acı deneyimler geçirmiş olan milletimin, artık namus ve hayatını muhafazaya karar vermiş olan milletimin, bundan sonra egemenliğini bir şahsa vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır. Benim milletim, egemenliğine sahip olduğu bu devre gelinceye kadar ıstırap ve çöküşüne sebep olan etkenlerin mahiyetini anlamıştır. Bu musibet etkenlerinin, her ne şekil ve nitelikte olursa olsun, yeniden faaliyete geçmesine müsamaha etmeyecektir.

7-Ancak büyük tehlike hiçbir zaman tamamen geçmiş değildir. Egemenlik, milletin elinden gasp edilebilir. Öyleyse Cumhuriyetin ilk yıllarında benim yaptığım gibi, milletimize daima şunu telkin edin: Şimdiye kadar kaçırılan fırsatların ve ülkenin maruz kaldığı acı sonuçların biricik sebebi ülke ve millet işlerinin daima sınırlı sayıda bazı şahısların elinde oyuncak olmasından, Millî Egemenliğin daima ihmal edilmiş ve atıl bırakılmasından ileri gelmiştir. Millî Egemenliğe karşı yapılacak en küçük bir saldırıyı büyük bir kahramanlıkla karşılamak gerektiğini yine elbirliğiyle ışık tutup aydınlatmalıyız. Halk millî egemenliği benimsemeli ve ülkede biricik egemen ve etkenin, yalnız kendisi olduğunu unutmamalıdır.

8-Ve 23 Mart 1923 Afyonkarahisar nutkum… Milletimi yine uyarıyorum: Uğradığımız işgal felaketini, bağımsızlık savaşından nasıl muzaffer çıktığımızı, varlığımızı ancak Millî Egemenliğimize sahip çıkarak sürdürebileceğimizi anlatıyorum. Diyorum ki: Yurttaşlarım, gördüğünüz bütün felaketlerden sonra, sizleri o felakete sürükleyen nedenleri elbette pek salim düşüncelerle anlamışsınızdır. Ve o felaketlerden nasıl kurtulduğunuzu elbette açıklıkla takdir etmişsinizdir. Sizler ve bütün millet o felaketlere kendi benliğine hâkim olmadığı, mukadderatını şunun bunun eline verdiği, şunun bunun tutsağı olduğu için uğramıştı. O felaketlerde ancak milli benliğinize hâkim olduğunuz için kurtuldunuz. Gayeye doğru yekpare bir millet halinde yürüdünüz. Üzerinize çöken felaketlere tahammül gösterdiniz, sebat gösterdiniz ve ancak bu sayede başarılı oldunuz. Bundan sonra da egemenliğimizi canınız gibi saklayarak,  milli egemenliğinize, namusunuza mukaddesatınız gibi dört elle sarılarak ahenkli çalışma ile, yekpare bir halde geleceğe doğru yürüyecek, bu günden daha saadetli, daha şerefli, gönençli ve mutlu günlere kavuşacağız. Ey Halkım! Cenabı Hak birlikte, dayanışma halinde çalışan, şerefini, namusunu muhafaza eden milletleri mutlu eder. Bizde bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da bu birlik, bu dayanışma ile çalışırsak, Allah’tan böyle bir mutluluğu haklı olarak bekleyebiliriz.

9- Şimdi, 2000’lerin Türkiye’sine bakıyorum; yurdumun ekonomisine, maliyesine, siyasetine, kültür hayatına bakıyorum. Neler görüyorum? Hemen her alanda gerileme, çözülme, bozulma… Millî İrade felç durumda… Millî Egemenlik yine bir grubun, neredeyse tek bir şahsın eline geçmiş. Sürekli yabancı müdahalesi… Geçmişte yaşananlar yine karşımızda. Tarih tekerrürdür derler, doğrudur, ancak kimler için? Elbette aklını kullanmayanlar için, elbette geçmişten ders almayanlar için…

10-Türk Milleti, kendine gel, egemenliğine sahip çık! Kendi iradeni, kendi vicdanının eğilimini yerine getirmek, uygulamak istiyorsan, kendi yazgını kendin belirlemek istiyorsan, egemenliğini kendi elinde tut. Ne zaman başına felaket gelmişse, kendi talihini ve geleceğini hep başka birinin eline bırakmandan gelmiştir. Egemenliğinden vazgeçen bir ulusun sonu musibettir, felakettir. Ve sen, ey Cumhuriyetimizin bekçisi! Sana düşüyor görev… Bu soruna el koy. Halkını aydınlat, uyar. Örgütlen ve harekete geç.

 

Prof.Dr.Cihan Dura

Prof.Dr.Cihan Dura

Cihan Dura 5 Mayis 1940’da Ankara’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Şubesi’nden 1964 yılında mezun oldu. 1968’de iktisat alanında doktora yapmak üzere Devlet burslusu olarak Fransa’ya gitti Yurduna döndükten 2 yıl sonra, 1979’da Balıkesir İşletmecilik ve Turizm Yüksek Okulu’nda Dr. Asistan olarak hizmet imkânına kavuşabildi. O tarihe kadar Milli Eğitim Bakanlığı Planlama Araştırma ve Koordinasyon Dairesi’nde memur, (1975-1976), Ticaret Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü Yabancı Sermaye Şubesi’nde (1976-1977) uzman, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü’nde proje değerlendirme uzmanı (1977-1979) olarak çalıştı. Kasım 1982’de “iktisadi gelişme ve uluslararası iktisat” anabilim dalında doçent unvanını aldı. 1984 baharında naklen Erciyes Üniversitesi İİBF’ne atandı. O tarihten itibaren bu fakültenin İktisat Bölümü İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalıştı. Mart 1989’da aynı anabilim dalında profesörlüğe yükseltildi. Mayıs 2007'de emekli oldu. Cihan Dura Ekim 1977 de, Nevin Tüzün’le evlenmiştir. İki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ