Alexa
Medya Siyaset

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a Açık Mektup

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a Açık Mektup

Sayın Ziya Selçuk; Milli Eğitim Bakanı

Kim miyim? Tanıtayım.

Bu ülkenin dertleriyle dertlenen, geleceğe dair umutla nefeslenen bir eğitim neferiyim.

Emekliyim. Ama unumu eleyip eleğimi asmadım. Ülkemizin içinden geçmekte olduğu bu fetret devrinin (elbet) yakın gelecekte sona ereceği umudunu hiç eksiksiz taşıyorum.

Ayrıca, ’68 kuşağının bir ferdi olmanın yüklediği misyonla, son nefesime dek, “güzel günler görme” adına, çağdaş eğitime ulaşmak için tüm varlığımla mücadele etme azim ve kararındayım.

Bir eğitimcinin en yüce ve asli görevi, cehaletin ve bağnazlığın beslendiği karanlıklarla her koşulda mücadele etmek ise, bu mektubumu da, şayet olur da elinize geçerse bu bağlamda değerlendirmeye alın lütfen.

Sayın Bakan;

Tarihsel süreç içinde yaşam, bazen, nadir kişilere nasip olacak ek fırsatlar sunar. Böyle bir fırsatı yakalayanlardan biri olarak “şanslı” saymalısınız kendinizi.

Size sunulan bu lütuf, yürütmekte olduğunuz mesleğin en tepe yönetiminde olabilmektir. İyi değerlendirilmesi halinde bu lütuf sizi de “unutulmaz” kılabilecek bir fırsattır.

Bu yolda en yüce başarılar sizinle olsun.

Cumhuriyetin ve demokratik laik sosyal hukuk devletinin, her alanda ölümcül yaralar aldığı ve telafisi uzun yıllar alacak bunca olumsuzlukların musallat olduğu bir dönemde göreve getirilmiş olmanız pek öyle “umut verici” olarak değerlendirilemese de, sizden olumlu yönde adımlar bekleyenler de sayıca az değil.

Ben de bu kervanda olmak istiyorum. Bu açık mektubumun da amaç ve hedefi bu.

Yıllardır duymayı özlemle beklediğimiz bir cümle dökülünce dudaklarınızdan, önce dikkat kesildim sonra dört açtım kulaklarımı: Duyduğum yanıltmıyordu beni!…

“Bizim, eğitimde kıyameti koparmamız lazım…”

Demek ki bir bakan, eğitimdeki vehametin bu denli farkındaydı!… Tehlikenin kapıdaydı. Ve de acildi!… İhmali vahimdi. Ve “Bakan” bunun farkındaydı.

Bu sözün sahibi sokaktan biri, sıradan bir, hatta üniversite camiasından birileri olsaydı, içinde bulunduğumuz ortamda ciddiye alınır görülmezdi, hatta “Huzuru bozmak – halkı kin ve nefrete sürüklemek”le suçlanırdı.

Oysa eğitimde kıyameti koparmaya çağıran bir bakandı. Konunun en tepesindeki kişi sorunu görmüş ve ilkeli yandaş arıyordu kendisine sorunun çözümü için. İşin başındaki en yetkili ve sorumlu kişi feryat ediyordu: “Eğitimde bizim, kıyameti koparmamız lazım!”

Milli eğitimin başında, ilk kez “her şeyin başı eğitim” diyen, “eğitim gibisi yok!” demeye getiren, üstelik acil çözüm içy “YARDIM” isteyen bir yetkili kişi var diye düşündüm. Umutlandım.

Günden güne şirazeden çıkmış eğitim; içine düşürüldüğü karanlıklardan arındırılıp olması gerektiği çağdaş normlara kavuşturulma adına adımlar atılacak mıydı?

Günden güne gericileştirilen, bilimsellikten uzaklaştırılan eğitim, çağın bilimsel standartlarına göre dizayn edilip, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine getirme yönünde planlamalar yapılabilecek miydi?

Eğitim, çağının gerisinde kalmış bir siyasal gücün arka bahçesi olmaktan çıkarılıp, aydınlık yarınlara sevgi, saygı, hoşgörüyle bakmayı sağlayacak, milli duygularla donatılmış gençler yetiştirme yönünde adımlar atılacak mıydı?… Umutlandım.

Tek cümle yetti: “Eğitimde, kıyameti koparmamız lazım!”

Eğitimde kıyameti koparacak bir bakan!… Yüreğim ışıdı. Eğitimi yıllardır gericileştiren, dinselleştiren onca oluşumlar bir an sanki hiç yokmuş, hiç olmamış sayıp umutlandım.

Sayın Bakan;

Hep bir halt zannettiğimiz “ortak aklın” yerine, “bize sivri akıllar lazım” sözünüz var ya!… Ayakta alkışladım. İçim ışıdı… Umudum katlandı. Ne doğru bir söz!.

Tüm bilimsel ve teknolojik gelişmeler, buluşlar, icatlar hep sivri akılların marifeti ve ürünü değil midir?. Sivri akıllılık değil midir dahilik?.

Aman Allah’ım!… Şu sözleri bir bakandan mı duyuyoruz?…

“Her alanda çok farklı bir çağ geliyor. Hem de çok hızlı bir biçimde geliyor. Bizim bu çağa hazırlanmamız ama hızlı hazırlanmamız lazım. Salt gelecek için değil, şimdi için bir şey yapmamız lazım. Eğitim çocukları geleceğe hazırlamak değil, çocukları şimdiye uyandırmaktır. Şimdiye uyandıramazsak gelecek tasavvurunuz olmaz.”

Bu sözleri ayakta alkışlamayacak, altına imzasını atmayacak bir erdemli insan düşünmek mümkün mü?.

Sayın Ziya Selçuk;

Gelelim işin ikinci safhasına… Yani uygulama boyutuna… Söz değil uygulama!. Eylem yani!.

İlk sorum şu:

Nasıl olacak bu iş!?…

“Yeni filizler için yeni tohumlara ihtiyaç olduğundan”, “Bin senelik bir tohumu muhafaza etmenin gereği olmadığından”, “Kısırlaşmış bir tohumu muhafazaya çalışmanın “zehirlemeye” neden olacağından söz etmektesiniz. Bin senelik tohum filiz vermiyor, zehirliyor. Bunu siz söylemektesiniz de; nasıl olacak bu iş? O barajı nasıl aşacaksınız?

O zehirin panzehirini sunabilecek misiniz topluma, eğitim adına?

Ne yazık ki; bu sorumuza olumlu yanıtlar bulabilme umudumuz daha ilk adımda akamete uğradı.

İşte birkaç gerekçe;

2023’e Doğru Türk Eğitim Sistemi “Bulma Konferansı” idi özlemle alkışladığımız buluşmanın adı.  O sözleri siz bu konferansta sarfettiniz.  Ne var ki; bu konferansın asli ögeleri, veliler, öğrenciler ve eğitimciler olmalıydı. Tüm bileşenlerinin bir arada olmadığı “tohum” nasıl filiz verecek? Böyle mi koparılacak kıyamet? Böyle mi bulunacak panzehir?

Daha Dakka bir gol bir: Önemini sayıp döktüğünüz eğitimin tek aksayan yönü(!) karma eğitimdi de mi; daha 24 saat geçmeden, yönetmelikten ilk çıkarılan madde karma eğitim maddesinin çıkarılması oldu? Böyle mi koparılacak kıyamet!. Laik ve çağdaş eğitime vurulan her darbe, söndürülen bir mum değil midir?  Yoksa sizin sözünü ettiğiniz kıyamet bizim anladığımız “ KIYAMET” DEĞİL Mİ?

*

Eğitimde “Kıyamet koparma” sözü üzerinden aylar atladı geçti. Her atlayıp geçen ay bir ayağıyla çağdaş eğitimden kalan ufak tefek kırıntıları da ezip geçerken diğer ayağıyla umutlarımızı da çiğneyip geçti.

Biz eğitimciler, pek çok aldanmaya doğamız gereği hoşgörüyle bakarız da, eğitimde verilen sözlerle aldatılmayı hiç affetmeyiz.

O sözü verdiğinizden bu yana eğitim üzerinde zaten var olan karabulutların bırakın bir nebzecik arınmasını tam tersine kara, borana, tayfuna zeminler hazırladınız.

Akademik eğitim veren Fen ve Anadolu liselerinin açılması için en az iki sınıflık öğrenci mevcudu aranırken, İmam Hatip için bu koşul aranmamaktadır!. Kontenjanlarını bile dolduramayan okullar açıp, fen ve Anadolu liselerinin önünü keserek, eğitimde kopar kıyameti yiğitsen!.

Müfredatlardan Atatürk’e dair her ne varsa çıkartarak, fen ve bilime dair her ne varsa azaltarak, dini ve manevi değerler adına her ne varsa müfredata sokarak mı çağdaş eğitim adına kıyamet koparacaksınız Sayın Selçuk!.

Saray ve çevresi için “itibardan tasarruf olmaz” temel ilke olmuşken, ayni işi yapıp farklı maaş ve özlük haklara sahip olmayı tasarruf zanneden zihniyetin, “ücretli öğretmen” uygulaması ile mi eğitimde kıyamet koparılacak Sayın Selçuk?…

Daha çok uzatmanın anlamı yok Sayın Selçuk!. Sizin de malumunuz ki; öyle üç şatafatlı söze sığdırılacak kadar basite alınır değil durum. Yıkımın tahribatı derin ve etkin!. “Kıyameti koparmak” için el masaya öyle bir vurulmalı ki; ya el kırılmalı, ya da masa!…

“Nasıl olacak bu iş!” dememiz de bundan?

Yıllardır özlemini duyduğumuz güzel birkaç cümle ile gazımızı alıp “gaza getirmeye” çalışmışsınız meğer.

Güzel şeyler, tüm olumsuzluklara rağmen uygulama alanı bulursa işte o zaman kıyamet kopar.

Oysa ne çok isterdik umudumuz devam etsini.

Ne çok isterim; hep beraber bu ülkeyi, bilimsel eğitimin ışığında, aklın, bilimin, gönüllerin, medeniyetin merkezi yapalım.

Yine başarılar dileyeyim de vebal kalmasın üzerimde.

Ama bir şartla ki; dilediğim başarı çağdaş, bilimsel, aydınlık, izanlı ve vicdanlı bir geleceğe yönelik olsun.

Mehmet Halil Arık

Emekli eğitimci – DENİZLİ

 

Mehmet Halil Arık

Mehmet Halil Arık

Emekli Eğitimci
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ