Alexa
Medya Siyaset

Milli Mücadele ve Pontus Meselesi (Bölüm 1)

Milli Mücadele ve Pontus Meselesi (Bölüm 1)

Pontus Meselesini tarihsel boyutları ile inceleyeceğimiz yazı dizisinin ilk bölümü olan bu yazıda Pontus meselesinin Milli Mücadele dönemi faaliyetleri, iç ve dış destekçileri anlatılmaktadır.

Bu yazının hazırlanmasında ana kaynak olarak Türk tarafının hazırladığı, tamamen belgelerden oluşan ve 1922’de TBMM Matbuat Müdürüyet-i Umumisi’nin basmış olduğu PONTUS MESELESİ adlı çalışma temel alınmıştır. Bunun yanında arşiv belgeleri, konu hakkında yazılmış akademik eserler ve birinci elden kaynaklar kullanılmıştır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), TBMM Gizli Celse Zabıtları gibi birinci elden kaynaklar çalışmanın destekleyici unsurları olarak kullanılmıştır. Kaynaklara, yazının yayınlanacak olan son bölümünde yer verilecektir. Konunun uzunluğu göz önüne alındığında diğer yazılara nazaran daha uzun ve yoğun bir yazı olacağı aşikardır. Sabırla okumanızı diliyor, kıymetli okuyuculara şimdiden teşekkür ediyorum.

MİLLİ MÜCADELE VE PONTUS MESELESİ

Eski çağda Grekler Karadeniz’e “deniz” anlamına gelen “Pontus” ismini vermişler, bölge sakinlerine de Pontuslu demişlerdir.  Pontus kelimesi bugünkü Yunancada “Karadenizli Ortodoks, Karadenizli kişi” anlamlarında kullanılmakta ve bu argümanların sonucu olarak Sinop’tan Artvin’e kadar bir sözde Pontus hükümeti kurma çabaları devam etmektedir.

Pontus Meselesi, önce “Türklerin Avrupa’dan atılması” olarak ifade edilen, 19. Yüzyıldan sonra ise “Osmanlı imparatorluğunun paylaşılması” şekline dönüşen düşüncenin uzantısı olarak, “Doğu Karadeniz’de bir Rum-Pontus Hükümeti kurmak” hedefiyle ortaya atılmıştır.  Pontus Meselesi, ana hatları ile Birinci Dünya Savaşının ardından Osmanlı imparatorluğunun parçalanması sürecinde, Karadeniz Bölgesi halklarından ve bu bölgede azınlık durumunda olan Hristiyan Rum tebaanın propaganda faaliyetleri ile başlayıp silahlı mücadeleye evrilen ve Ankara Hükümeti tarafından bastırılarak nüfus mübadelesi ile sonuçlanan olaylar bütünüdür.

Rumlar haklılıklarını dünya kamuoyuna ispatlamak ve parçalanma sürecindeki Osmanlıdan pay almak üzere uluslararası destek arayışına girmişlerdi. Bu amaçla, daha Paris Barış Konferansında Trabzon Metropoliti Hrisantos hazırladığı raporları konferans temsilcilerine sunmuş, Karadeniz bölgesinde nüfusun 850 binini Rumların oluşturduğunu iddia etmişti.  Bu sayıların asılsız olduğu, Mondros Mütarekesi hatta Milli Mücadele dönemlerinde bile Rum nüfusun Karadeniz nüfusunun 1/5 ‘ine tekabül ettiği görülmektedir. Karadeniz Rumları, Fener Rum Patrikhanesi, Yunanistan Hükümeti ve Amerika başta olmak üzere İtilaf Devletleri temsilcilerinin yoğun çalışmaları ile Birinci Dünya Savaşından beri bölgede faaliyet gösteren çeteler,Milli Mücadele döneminde çalışmalarını hızlandırmış ve 1922 yılı sonuna kadar aralıksız olarak terör faaliyetlerine devam etmişlerdi. 1923 yılı başında Merkez Ordusu tarafından bastırılan Pontus isyanı, Rum azınlığın bölgeden nüfus mübadelesi kapsamında gönderilmesi ile fiili olarak son bulmuştu. Bu süreçten sonra Pontus çalışmaları propaganda faaliyetleri boyutuna taşınmış, bu propaganda faaliyetleri günümüze değin katlanarak gelmiştir.

PONTUS TERÖRÜNE DESTEK VEREN KURUMLAR VE PONTUSÇU FAALİYETLER

Pontus meselesini uluslararası kamuoyunda gündeme getirmek, diaspora yaratmak ve Mondros Mütarekesine dayanarak Karadeniz’in İtilaf Devletleri tarafından işgaline zemin hazırlamak için en büyük uğraşı iç unsurlar göstermiştir. Fener Rum Patrikhanesi başta olmak üzere Merzifon Amerikan Koleji, Pontus Dernekleri, Merzifon Amerikan Kolejine bağlı izci ve spor kulüpleri bu propaganda faaliyetlerinin ana omurgasını oluşturmuştur.

Pontus teşkilatının, ele geçirilen belgelere göre Merzifon Amerikan Koleji bünyesinde örgütlendiği görülmektedir. Kolej, İstanbul Hasköy’deki Amerikan Misyoner Okulunun 1865’te Merzifon’a taşınmasıyla açılmıştır.Okulun taşınma sebebi olarak Merzifon çevresindeki misyoner okullarının öğretmen ihtiyacını karşılamak gösterilse de burada bir Pontus örgütlenmesi yapmak ve Rum gençleri üzerinde propaganda faaliyetlerini sürdürmek üzere Merzifon’a taşınıldığı anlaşılmaktadır. Kolejin basılmasından sonra İstanbul’a dönmek zorunda kalan kolej yöneticileri, kolejin Pontus teşkilatları ile bağlantısı olmadığını iddia etse de kolejde bulunan evraklar bu iddiayı yalanlar nitelikteydi.

Öyle ki, kolej bünyesinde Rum öğrenciler tarafından Rum İrfanperver Kulübü ve Rum Bilim Severler Kulübü adı altında iki kulüp kurulmuş, ilerleyen süreçte bu kulüplere ek olarak bir musiki kulübü teşkil edilmiş ve bu kulüpler Pontus Cemiyeti adı altında birleştirilmişti. Kulüplerin cemiyete dönüştüğünü koleje yapılan baskında ele geçirilen yemin metninden anlamaktayız. Söz konusu metinde yazılanlar şu şekildedir: “Milli fikirlerimizle ilgili olan herhangi bir görevin bana verilmesinde sadakat, itaat, mahremiyet ve ketumiyetten zinhar ayrılmayacağıma ve hariçten duyduklarımı tamamen üstlerime tebliğ ve ihbar edeceğime ve usule aykırı hareketimde verilecek cezayı itirazsız kabul edeceğime kutsal üçlü inancımız (Baba-Oğul-Ruhu’l-kuds) ve şerefli milletimiz üzerine söz verir yemin ederim.”  Bu yemin sureti kolej baskınında ortaya çıkmış ayrıca aynı yemin suretinin bir kopyası da Metropolit Hrisantos’un ele geçirilen evrakı arasında çıkmıştır.

Pontus örgütlenmesi faaliyetlerinin açığa çıkmasından endişe eden cemiyet üyeleri, kolejin tek Türk öğretmeni olan Zeki Efendiyi kendilerini ihbar etmesinden korktukları için öldürmeye karar vermişler ve bu kararı hızla tatbik etmişlerdi. Zeki Efendi’nin cesedi okul yakınlarında köylüler tarafından bulunmuştu.  Ayrıca daha önce kolejde yıllarca çalışmış ve daha sonra kolejden ayrılmış olan bir Türk kadını, Merzifon’daki Amerikan hastanesiyle kolej içerisinde toprak altında gizli yollar ve depolar bulunduğunu, sıklıkla otomobil ve kamyonetlerle top ve tüfek gibi cephanelerin buraya getirilerek saklandığını, silahlı Hristiyan köylülerin kolej içerisinde saklandığını ve özellikle hastane heyetinin Tavşan Dağında Hristiyan köylülerle sıklıkla buluştuğunu itiraf etmesi üzerine Merkez Ordusu  Ankara Hükümetine başvurmuş, hükümet bakanlar kurulu kararıyla kolejin aranması ve kolej yetkililerine iyi davranılması emrini vermiştir.

Bütün bu veriler ışığında anlıyoruz ki Merzifon Amerikan koleji Pontusçu örgütlenmenin merkezini oluşturmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi ancak kolej baskınından sonra bu iddiasını ispatlayabilmiştir. 24 Mart 1921 tarihinde kolej kapatılmış, burada görev yapan Amerikalı yetkililer sorgulandıktan sonra serbest bırakılmıştır.  Ankara Hükümetinin, Amerikalı yetkililerin serbest bırakılmasını yeni bir cephe ve düşman kazanmamak adına tercih etmiş olduğu düşünülebilir. İstanbul Hükümeti, Amiral Bristol’e Merzifon Amerikan Koleji’nin Pontus teşkilatının merkezi olduğu gerekçesiyle kapandığını bildirmiş, Amerikan Fevkalade Komiserliğinin kararı protesto etmesi üzerine de İstanbul Hükümeti Anadolu’yla resmi münasebetinin olmadığını bildirerek söz konusu protestoyu kabul edemeyeceğini bildirmiştir.  Merzifon Amerikan Koleji, Pontus çetelerine yardımlarını gizlice yapmayı arzulamış ve Birinci Dünya Savaşından beri tam bir gizlilik içerisinde sürdürdüğü faaliyetleri ancak Milli Mücadele döneminde açığa çıkarılabilmişti.

Merzifon Amerikan Koleji’nden daha aktif ve nispeten daha açıkça mücadele eden Fener Rum Patrikhanesi ise isyanın bastırılışına kadar Pontus faaliyetlerini desteklemiş ve bu uğurda dış ülkeler ile temaslar kurmak suretiyle bir kamuoyu yaratmayı hedeflemişti.Patrikhane günümüzde bile Pontusçuluk faaliyetlerine devam etmektengeri durmamaktadır( 16 Ekim 2018’de Fener Rum Patriği Bartholomeos Bafra’da Esençay Mahallesi Bakacak Tepesi’ndeki Sarı Kiliseyi ziyaret ederek burada dua etmişti.Esençay mahallesi Bafra’ya 25 km. uzaklıkta eski adı Cağşur köyü olan bir yerleşim yeridir. Çağşur köyünü de kapsayan Nebyan bölgesindeki 11 Rum köyünden toplanan milisler Nebyan Çeteleri olarak Pontus isyan sürecine destek vermişlerdir. Bartholomeos’un ziyaret edip ayin yaptığı Esençay Mahallesi ( Cağşur Köyü ) Nebyan çeteleri tarafından Müslümanlara yönelik yapılan ile toplu katliam merkezidir.150 haneli Cağşur köyünü basan Nebyan çeteleri burada bulunan tüm köy ahalisini öldürmüş, köyde bulunmayan birkaç kişi sağ kurtulabilmiştir. Sadece Cağşur ve komşusu olan Kuşça köylerinde 367 Müslüman Nebyan çeteleri tarafından öldürülmüştür. Daha sonra Topal Osman ve milisleri tarafından bu köyde katliam yapan Nebyan çeteleri yine aynı bölgede öldürülmüştür. Bütün bu bilgiler bize Fener Rum Patrikhanesinin aynı doğrultuda yürüdüğünü göstermektedir.)

Fener Rum Patrikhanesi, bir merkez konumunda olmuş ve Anadolu’daki diğer patrikliklerin çalışmalarını yönetmişti. Buna ek olarak Trabzon Metropoliti Hrisantos ve Samsun Metropoliti Germanos, Karadeniz bölgesindeki alt merkezleri oluşturmuştu. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmış olması Pontus Rum Devleti kurma çabasında olanlar için yeni bir dönemin başlangıcı oldu.  30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, 7. Maddesine göre müttefik kuvvetlere çıkarlarını tehlikede gördüğü yerlere müdahale etme hakkı vermiş, bölge patrikleri ve Fener Rum Patrikhanesi bu maddeye dayanarak müttefiklerin Karadeniz Bölgesini işgal etmesini arzulamıştı.

Buradaki amaç, bölgeyi müttefik kuvvetlerin işgal etmesinden sonra hayalini kurdukları Rum Pontus Devletini daha kolay kuracaklarını inanmalarından kaynaklanıyordu. Ayrıca, Karadeniz Bölgesi Milli Mücadele döneminde Milli Ordunun ikmal merkezi olmuş, özellikle İstanbul depolarından kaçırılan silahlar Ankara Hükümetine Karadeniz üzerinden ulaştırılmıştı.

Karadeniz Bölgesinin işgal edilmesi bu ikmal faaliyetlerinin kesintiye uğraması anlamına gelmek demekti ki bu durum en çok Yunan zaferine kaderini bağlamış olan Pontus Devleti taraftarlarının işine yaracaktı. Fener Rum Patrikhanesinin başlıca faaliyeti Pontus çetelerini teşkilatlandırmak ve Karadeniz Bölgesine dışarıdan Rum nüfus yerleştirerek bölgeyi bir Rum yerleşim merkezi olarak göstermekti.

Mustafa Kemal Paşa, daha 1922 yılında Fener Rum Patrikhanesi için Le Journal gazetesi muhabiri Paul Heriot’a verdiği beyanatta şunları söylüyordu:“Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Bab-ı Âli’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye; şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir.” Mustafa Kemal Paşa’nın Patrikhane ile ilgili sözlerinin sadece söz konusu dönem göz önüne alınarak söylendiğini düşünmek yanlış olacaktır.

1821 yılında Fener Rum Patriği Grigorios, Mora isyanını kışkırttığına dair belgelerin ele geçirilmesi üzerine Patrikhane’nin orta giriş kapısı önünde idam edilmişti.  Birinci Dünya Savaşını takip eden dönemde Rusların Trabzon’u işgali üzerine hem Fener Rum Patrikhanesi hem de diğer metropolitlikler Rus Çarına tebrik telgrafları göndermişler, elde ettikleri sonuçtan duydukları memnuniyeti dile getirmişlerdi.  Milli Mücadele döneminde ise Patrikhane, Anadolu’daki bütün Metropolitlere birer yazı göndererek Türkler aleyhinde, İtilaf Devletleri temsilcilerine şikayette bulunmalarını ve Yüksek Komiserliklere telgraflar çekmeleri emrini vermişti.  Bütün bu gelişmeler bize Fener Rum Patrikhanesinin çok uzun senelerden beri Türk Devleti aleyhine çalışmalar içinde olduğunu ve devletin zor duruma düştüğü her anda bu faaliyetlerini arttırdığını ispatlamaktadır.

Aleyhte çalışmalarını en çok arttırdığı dönem olarak Milli Mücadele sürecini seçen Patrikhane, kiliselerde silah toplanmasına öncülük etmiş, Trabzon ve çevre illere Yunan zabitleri ve bu zabitlerle birlikte Pontus çetelerine verilmek üzere cephane ve para gönderilmesini sağlamıştır.  Karadeniz Bölgesi’nde Pontusçu faaliyetlerin başında Trabzon metropoliti Hrisantos, Samsun metropoliti Germanos, Giresun’da Gümüşhane metropoliti Lavrentios olduğu görülmektedir.  Amerikan gazetesi Atlantis’te 29 Eylül 1910’da yer alan haber, Rum çetelerin amacını ve faaliyetlerinin mahiyetini açıkça ortaya koymaktadır: “Şimdi durmak vakti değildir. Genç iseniz Yunan ordularına asker olunuz, değilseniz bağış veriniz de Türklerin başlarını ezelim.”

İntikam duyguları ile hareket eden Rum çeteleri, Karadeniz’in tamamında yağma, tecavüz, gasp ve katliam hareketlerine girişmişlerdi. Bu çetelerin başıboş birliklerden, yerel milislerden meydana getirilmediği de anlaşılmaktadır. Çetelerin iyi talim ve askeri terbiye görmüş oldukları ve içlerinde subaylar ve küçük rütbeli subaylar bulunduğu tespit edilmiştir. Çatışmalar sırasında değişik harp usulleri uygulamaları, emir komuta sistemi içerisinde hareket etmeleri bu çetelerin özel bir eğitim aldığını göstermektedir.

Mustafa Kemal Paşa 14 Haziran1919’da yazdığı genel rapora yaptığı ekte Rum çetelerin sayılarını vermiştir. Amasya livasında 21 Rum çete, Tokat livasında kuvvetli 5 Rum çete, Gümüşhane sancağında 30 kişilik bir Rum çete olduğunu bildirmiştir.

Tarihin 1919 Haziran’ı olduğu göz önüne alındığında Rum çete sayılarının henüz tam olarak tespit edilemediği anlaşılmaktadır. Zira 1921 yılı sonunda Rum çetelerin sayısının 25 bin civarına yükseldiği tespit edilmiştir. Samsun Bölgesi Pontus katliamlarının en yoğun yaşandığı yer olarak karşımıza çıkmaktadır.

Samsun ve civarında faaliyet gösteren Nebyan çeteleri burada Oruç köyünü tamamen 27 köyü ise kısmen yakmış, Kalu Ada, Ağlar köylerinin mal ve hayvanlarını tamamen, İngegari ve Kuyumcu köylerinin bütün hayvanlarını gasp etmişlerdir. Nebyan dışında Almazsa köyünden 40, Çal köyünden 45, Çarın’dan 75, Terzülü’den 4, Engiz’den 3, İngazi’den 25 hane ki toplam 6 köyde 192 hane yakmışlardır. Önceki 300 hane de buna ilâve edilince Nebyan çetelerinin 500 kadar İslâm köyünü yaktığı anlaşılmaktadır.
Yine dönemin adliye kayıtlarından bazılarına bakıldığı zaman Rum çetelerin eşkıyalık faaliyetleri daha çarpıcı olarak görülmektedir. Örneğin, 1/9/1919 tarihinde gerçekleşen cinayet üzerine Keserteci köyünün Tatarlı Mahallesinden Kurt Oğlu Salih, Alpagun köyünden Kuyumcuoğulları’ndan Yanko oğlu Vasil ve Anastas oğlu Emberos ve Hacı Nikoli oğlu Yorgi’den davacı olmuştur. Yine aynı yıl 12/10/1919 tarihinde Alaçam’dan İslam Mahallesinden Molla Ömer oğlu Besim Çavuş, AyndereliDeimen’in oğlu Mihail ve Balcı oğlu Yorgi, Papas oğlu Kostantin’den, öldürme, gasp ve eşkıyaya yataklık suçlamaları ile davacı olmuştur.

Karadeniz’in diğer yerlerinde de buna benzer Pontus terör faaliyetleri sürdürülmüştü. Sırasıyla bakacak olursak Çarşamba ve Terme Bölgesinde: Rum çeteleri Ermeni çeteleriyle iş birliği yaparak 1920 yılı sonuna kadar 15 Türk’ü öldürdüler. 335 evi, iki camiyi ve iki okulu yaktılar.

Merzifon Bölgesinde etkin olan Pontus çetelerinin 1920 yılı sonuna kadar 45 Türk’ü öldürdükleri görülmektedir.  Vezirköprü kazasında Ortaklar ve Esenbey köylerinde gerçekleşen katliamlar Çağşur köyünde yaşananlardan daha şiddetlidir.

2 Ekim 1921 tarihinde Ortaklar köyünde yaşayan 150 hane, 800 kişilik Rum çetenin baskınına uğramış ve köy halkının tamamı öldürülmüştür. Aynı gün içinde Esenbey köyüne ilerleyen Rum çeteleri, burada bulunan 20 hanenin tamamını öldürmüş, köyün 6150 ölçek zahiresini ve 63 hayvanını gasp etmiştir.

Rum eşkıyalardan Karamuçeli Çakır ve Karakeçe köyünden Kara İstel, Ladik kazasına bağlı Küpecik köyüne 1 Ağustos 1921 Çarşamba günü gecesi saat 04.00 sıralarında baskın vermiş, köydeki evlerin ve ahırların tamamı yanmış hatta bu yangında yaşlılık dolayısıyla evlerinden kaçamayan 5 erkek bir kadın diri diri yanmışlardır. Köyün tamamı öldürülmüş, 2 genç kızda namuslarına tecavüz edilmek üzere dağa götürülmüşlerdir.

Ordu Gümüşhacıköy kazasında kayıtlara geçmiş toplam 34 Rum terör olayı mevcuttur. Küçük Hambo, Büyük Hambo, Nikola oğlu Anastas, Sava oğlu Hampo, Mihail oğlu İlya, Haralambo oğlu İstavri, Halıcalıoğlu Yorgi, Yorgi oğlu FilibNafi, Çakıcı Sava gibi yaklaşık 50 çete reisinin bu kazaya ve köylerine düzenlediği baskınlarda yağma, tecavüz, gasp ve cinayet olayları yaşanmıştır.

Tokat Bölgesinde kayıtlara geçmiş 30 olay mevcuttur. Çerdiğin, Sarıtarla, Biçin, Serçeli, Halilalan, Serpin, Keçecibaba, Eski, Bozanalan, Emirsaid köylerinde 1919-1921 yılları arasında Pontus çeteleri tarafından çeşitli baskınlar yapılmış, bu baskınlarda toplam 17 kişi öldürülmüştür. Tokat’a bağlı Erbaa kazasının köylerinde yapılan katliamlarda eklendiğinde Tokat ilinde Pontus terörü dolayısıyla öldürülen Türk sayısı 300’e yükselmektedir.

* TBMM TARAFINDAN ALINAN ÖNLEMLER VE PONTUS TERÖRÜNÜN YOK EDİLMESİ BÖLÜMÜ 15 HAZİRAN CUMARTESİ GÜNÜ YAYINLANACAK OLAN İKİNCİ BÖLÜMDE İŞLENECEKTİR. 

Medya Siyaset
Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. ali boztepe dedi ki:

    “….Merzifon Amerikan Koleji, Pontus Dernekleri, Merzifon Amerikan Kolejine bağlı izci ve spor kulüpleri bu propaganda faaliyetlerinin ana omurgasını oluşturmuştur….”

    Belirttiğiniz üzere Merzifon Amerikan koleji Rumların örgütlenme ve eyleme geçiş olarak kullandıkları en önemli merkezleridir hocam.
    Burada serdettiğiniz bilgileri daha öncede okumuş fena olmuştum ki,buradaki Ermeni Rum çeteleri Samsun Canik dağlarında 30.000 sayısını bile geçmiştir.
    Okudum.
    Emeğinize sağlık takip edeceğim hocam.

BİR YORUM YAZ