Alexa
Medya Siyaset

Milli Mücadele ve Pontus Meselesi (Bölüm 2)

Milli Mücadele ve Pontus Meselesi (Bölüm 2)

13 Haziran 2019’da “Milli Mücadele ve Pontus Meselesi” başlıklı yazının ikinci bölümü olan bu yazıda (ilk bölümü okumak için tıklayınız) Pontus meselesinin TBMM tarafından çözümü için alına kararlar işlenmiştir. Sözde Pontus soykırımı savunucularının iddia ettiği gibi 350.000 Rum’un öldürülmesine dair ne arşivlerimizde ne de yabancı arşivlerde bir kayıt bulunmamaktadır. Mesele tarafsız ve belgeler ışığında incelendiğinde, Türk Milletinin vatan savunmaktan başka bir amaca hizmet etmediği anlaşılacaktır. 

2.TBMM TARAFINDAN ALINAN ÖNLEMLER VE PONTUS MESELESİNİN ÇÖZÜMÜ

Mondros Mütarekesinin ardından kurulmaya başlayan bölgesel direniş teşkilatları, Karadeniz bölgesinde de oluşturulmuş ve Milli Mücadele başlangıcına kadar Pontus meselesi ile İstanbul Hükümeti mücadele ediyor görülse de aslında bu mücadeleyi bölge halkı vermiştir. Trabzon’da İrşad, Samsun’da Ahali, Hayat, Aksiseda, Giresun’da Işık, Ordu’da Güneş, Kastamonu’da Açıksöz gazetelerini çıkartarak bir kamuoyu yaratılmaya çalışılmış ve dünyaya Karadeniz bölgesinde yaşanan Pontus terörü anlatılmıştır.

Milli Ordunun teşkiline kadar gelen sürede bölgede Trabzon’u da kapsayan görev bölgesi ile Kazım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu, Refet Paşa komutasındaki Sivas bölgesinde konuşlanmış olan 3.Kolordu ve Sinop’taki 532. Takip Alayının lağvedilmesiyle oluşturulan Samsun’a konuşlandırılmış 45. Alay mevcuttu. Takip taburları ve Kolordu birliklerinin 1919-1920 başında Pontus çeteleri ile giriştikleri savaş başarılı olmuş, Mart sonunda Rum çetelerin bastırıldığı Canik Mutasarrıflığına bildirilmiştir.
9. Ordu Müfettişi olarak bölgede bulunan Mustafa Kemal Paşa 19 Haziran 1919’da 17. Kolordu Kumandanı Bekir Sami Bey’e “Pontus Cumhuriyeti kurulmasına yönelik faaliyet ve teşkilatların bir zarar veremeyecek duruma geldiğini bildirmiştir.”  Türk Milli Mücadelesini incelediğimiz zaman görmekteyiz ki, Rum terörü Yunan ordusunun ilerleyişi ile doğrudan orantılı olarak gelişmiştir. 1920 yılında Yunan ilerleyişinin hızlanması üzerine Rum çete faaliyetleri de 1919 yılında zayıflatılmış olmasına rağmen şiddetlenmeye başlamıştır.  TBMM, düzensiz ve kısmen yetersiz birlikler ile sonuç alınamayacağını düşündüğünden bütün birliklerin bir büyük kumandanlık bünyesinde toplanmasını ve Rum çetecilerle bu yeni teşkil edilmiş ordunun mücadele etmesini tasarlamıştı. 9 Aralık 1920’de, Sivas’taki 3.Kolordu kaldırılarak Merkez Ordusu teşkil edilmişti.

26 Kasım’da Nurettin Paşa Merkez Ordusu komutanlığına getirilmiş ve ordu göreve başlatılmıştı.  Merkez Ordusu birliklerinin konuşlanışı şöyledir:

Merkez Ordu’su Kars ve Bağlı Birlikleri: Amasya’da, 5. Kafkas Tümeni: Tümen Karargâhı Amasya’da, birlikleri, Amasya, Erbaa, Tokat, Zile, Turhal, Merzifon bölgesinde, 5. Topçu Alayı: Alay karargahı Amasya’da, 5. Hücum Taburu: Merzifon’da, 15. Tümen: Tümen Karargâhı Samsun’da, birlikleri, Samsun, Çarşamba, Çakallı, Kadamut, Kavak, Vezirköprü, Bafra, Lâdik bölgesinde, 15. Topçu Alayı: Alay Karargâhı Kavak’ta, birlikleri Samsun, Çakallı, Diphanlar, Lâdik bölgesinde, 15. Hücum Taburu: Samsun’da, 14. Süvari Tümeni: Tümen Karargahı Zara’da, 27. Süvari Tugayı: Tugay Karargâhı Divriği’de, birlikleri, Divriği, Kangal, Sivas bölgesinde, 28. Süvari Tugayı: Tugay Karargâhı Kuruçay’da, birlikleri, Kuruçay, Hafik bölgesinde, 13. Bağımsız Süvari Tugayı: Tugay Karargâhı Tokat’ta, birlikleri, Tokat, Zile, Zara bölgesinde  konuşlandırılmıştı. 16 Nisan 1921 tarihinde Topal Osman Ağa’nın komuta ettiği 47. Alay Merkez Ordusuna katılmış  ve 15. Tümen deposundan silahlandırılmıştı.  Merkez Ordusu’nun görev ve yetkileri şöyle belirlenmişti:

  1. Sorumluluk alanı Samsun olacak böylece Elcezire ve Doğu Cephesine ulaşımda kolaylık sağlanacak.
  2. Pontus çetecilerinin Batı Cephesine gidişi engellenecek
  3. Sivas civarındaki Kürtlerin bağımsız Kürdistan emeliyle Anadolu’yu bölmesi engellenecek
  4. Çerkezlik hareketlerine müdahale edilerek Anadolu’nun bölünmesi engellenecek
  5. Yeniden canlanma ihtimali olan Çapanoğlu ve Aynacıoğlu isyanları engellenecek

Merkez Ordusu harekata başlamadan önce bölgede isyan faaliyetleriyle uğraşanlara karşı bazı tedbirler almış, meseleyi sükunet yoluyla halletmek için 1921 Şubat’ında isyan bölgesine bizzat giden İçişleri Bakanı bir beyanname yayınlayarak asileri barış ve itaat dairesine davet etmiştir. Söz konusu beyannamenin tam metni şu şekildedir:

“Yüzyıllardan beri hükümetin ihsanı altında her türlü refah ve saadete erişmişken size dost görünen fakat gerçekte hem bu milletin, hem de aynı zamanda sizin düşmanınız olan dışarının etkilerine kapılarak Pontus adı altında bir hükümet kurulmasına teşebbüsle hükümet ve millete karşı isyan ettiniz. Yurdun ziraat ve ticaretine faydalı bir unsur iken civarınızdaki İslam köylerini yakarak, halkını öldürmek ve ateşe atmak suretiyle etrafa zarar-ziyan saçtınız. Yaşamak savaşına girişen Türk Milleti cephede meşgul iken sizler düşmanın hesabına, vatana karşı silah kullandınız. Bu hareketinize karşı hükümet gereken askeri tedbirlere başlayacaktır. Ancak kan dökülmeye sebebiyet vermemenizi son defa olmak üzere size ihtar etmeyi insanlık görevlerinden sayarak bir hafta içerisinde kayıtsız, şartsız, Bafra, Çarşamba, Ladik, Erbaa, Havza, Vezirköprü hükümet merkezleriyle rast geleceğiniz askeri müfrezelere teslim olduğunuzu bildirmek suretiyle yurdun kanununa boyun eğmeye sizi davet eylerim.”   Bu çağrıya kulak veren ve teslim olan Rum çete sayısı çok cılız kalmış, dağlarda saklanan ve Merkez Ordusu’nun hareketini bekleyen çeteler üzerinde etkisi olmamıştı. Merkez Ordusu, Rumların iç bölgelere sevk edilmesini talep etmiş, 12 Haziran’da bu talebi onaylamayan hükümet, 16 Haziran’da Karadeniz sahil bölgesinde yaşayan ve eli silah tutan 15-50 yaş arasındaki Rumların iç bölgelere sevk edilmesine karar vermişti.

Bu kapsamda ilk sevk hareketi 18 Haziran’da yapılmış, Samsun’da toplanan 841 Rum erkeği Amasya’ya gönderilmişti.  Bu tedbirin ordunun iki ateş arasında kalmamak için alındığını düşünebiliriz. Daha önce vurguladığımız gibi Karadeniz hem ordunun ikmal ve cephane bakımından kaynak noktası hem de Batı cephesinin güvenliği açısından işgale uğramaması gerek stratejik bir merkezdi. Ordu, buradan gelebilecek bir tehlikede deniz üzerinden düşmanla savaşırken karada arkasında kalan Rumlar tarafından vurulma tehlikesi altındaydı.

Bölge Rumlarının iç bölgelere sevk edilmesi bu sebeple gerçekleşmiş, yolda ihtiyaç duyabilecekleri erzak ve güvenlik Ankara Hükümeti tarafından sağlanmıştı. 30 Haziran’da 87 Rum Reşadiye’ye sevk edilmiş, aynı günlerde Amasya’daki Rumların Sivas’a sevk edilmesi kararı alınmış, 10 Temmuz’da Samsun’dan 440 Rum Sivas’a sevk edilmiştir.  Eylül ayında Şerefiye bucağındaki 15 Rum köyü Giresun’un Kırık nahiyesine sevk edilmiştir.  Toplam olarak kıyı bölgelerden Sivas, Tokat, Yozgat, Çorum’a 63 bin 844 Rum sevk edilmiştir.

Meselenin çözümü için daha kalıcı bir tedbir olarak 1921 yılının Haziran ayında Tenkil  harekatıbaşlatılmıştı. Merkez Ordusu 1921 yılı Tenkil harekatını 10.000 kişilik bir kuvvetle sürdürmüş, Dahiliye Vekili Refet Bey 7 Haziran’da bütün Karadeniz şehirlerini harp sahası ilan etmişti. Harekatın ardından Rumların, çekildikleri yerleri ter ederek dağıldıkları, Ekim sonunda ise tüm cephelerde sükûnet sağlandığı bildirilmekteydi.  1921 Tenkil harekatının sonunda 3877 çeteci öldürülmüş, 117 çete kampı yakılmış, buna karşılık 210 asker ve 704 halktan olmak üzere Türk tarafı 914 kayıp vermişti.  Merkez Ordusu Komutanı olarak bir yıla yakın süre görev yapan Nurettin Paşa, bazı milletvekillerinin görevini kötüye kullanmak suçlaması ile hakkında vermiş olduğu önergeler yüzünden 3 Kasım 1921’de görevden alınmış, 11 Kasım’da da Merkez Ordusu’nun görev ve yetkilerine son verilmişti.  Nurettin Paşa, görevi kötüye kullanmak suçlarından yargılanmak istenmiş, şahsına karşı Mecliste ağır bir muhalefet oluşmuştu. Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak Paşaların Meclis ile faklı düşündüğünü ve Nurettin Paşa’nın ağır bir ceza almaktan Mustafa Kemal Paşanın sayesinde kurtulduğunu 16 Kanûn-ı sâni 1338 tarihli Meclis konuşmasından anlıyoruz.

Mustafa Kemal Paşa, Meclisin Nurettin Paşa için ceza talep etmesi üzerine: “Bendenizde hâsıl olan kanaat şudur ki, Hey’et-i Celîle’nizce verilmiş olan bu karar biraz ağır bir karar olmuştur.” demiştir ve Nureddin Paşa bu sayede cezai işleme tabi tutulmamıştır. Yine Mecliste Erzurum Mebusu Salih Efendi, Nurettin Paşa’nın namuslu bir asker olduğunu, hakkında yapılacak soruşturmanın en iyi şekilde yapılması gerektiğini beyan ederek Nurettin Paşa lehine kamuoyu oluşturmaya çalışmıştı.  Nurettin Paşa’nın Merkez Ordusu kumandanlığından alınmasından sonra Merkez Ordusu Vekili Hüseyin Hüsnü Bey Merkez Ordusu’na bağlı kuvvetlerden sorumlu olmuştur.

1922 yılı başında Pontus meselesini tamamen halletmek ve bir daha bu cepheye dönmemek isteyen TBMM, daha ciddi adımlar atmaya karar vermişti. Samsun Mutasarrıfı, 11 Ocak 1922’de Hakimiyet-i Milliye gazetesinde “Propagandaya kapılarak dağlara çıkmış olan Rumlara hükümetin son atıfetini tebliğ ediyor” başlıklı bir yazı yayımlamış ve şunları söylemişti: “Yabancı bir hükümet hesabına çalışan ve bu uğurda para karşılığında namus ve vicdanını satan vatansız bazı alçakların teşvikleriyle eşkiyalık silahına sarılarak dağlara çekildiniz, aile efradınızı da birlikte sürüklediniz. Bir müddetten beridir ki, insanlıktan uzak daha doğrusu bedevi bir hayat geçiriyorsunuz. Sizler asırlarca bu topraklarda yaşadınız ve bu toprakların hakiki sahipleri olan Türklerle yüzlerce seneler hemhal oldunuz, birbirilerinizin ellerinden kahve, su içtiniz, yemek yediniz ve hatta katiyetle biliyoruz ki, biriniz ticaret yapmak için uzak diyarlara giderken evinizi, çoluk çocuğunuzu bir Türk komşunuzun nezaretine bıraktınız ve dönüşünüzde o Türk’ün ailenize nasıl bir fedakarlıkla baktığını ihtimal ki, hayretle gördünüz, böyle değil mi idi? Sonraları birkaç vatansız, birkaç alçak, ruhani bir kisve altında içinize girerek hatta köylerinize kadar sokularak bunca zamanlardan beri bir arada yaşadığınız Türklerle aranızı bozmaya çalıştılar ve nihayet bu halleriyle hükümetin dikkatini çekerek üzerinize askeri harekat yapılmasına ve neticede iki taraftan birçok kadın, çocuk, ihtiyar ve birtakım acizlerin mafv ve perişan olmasına sebep oldular. Bunlara ebediyen lanet olsun. Hükümet şimdiye kadar taraflardan akan, gelecekte de akması pek muhtemel olan birçok kanlara artık bir nihayet vermek, kendi emrine uyan sadık tebaasını yine şefkatli bağrına almak kati azmindedir. Dolayısıyla cümlenize aşağıdaki teklifte bulunuyorum:

Dağlarda bulunan silahlı ve silahsız ahali işbu tarihten nihayet 15 güne kadar silahları ve aile efratlarıyla birlikte gelerek civarlarında bulunan jandarma karakollarına kayıtsız şartsız teslim olacaklardır. Hükümete bu suretle teslim olan ahalinin ellerinden silahlarını alarak askerlik çağında olanları bölgelerine sevk ve aile efradını köylerinde iskan ettirerek bunlara hayat ve namuslarını mal ve mülklerini muhafaza altına alacaktır. Bu teklifler kati ve ciddidir. Bazı maksatların sizi saptığınız bu fena yollarda devama teşvik etmekte olduklarından haberdarız. Bu kötü niyetli teşviklere kapılanlar zarar göreceklerdir. Gayrı meşru menfaatlerini dağlara dökülen çoluk çocuğun kanı pahasına temine çalıştıklarına  şüphe etmemeniz lazımdır. Bu teklifim hükümetin hakkınızdaki son bir atıfetidir. Bundan sonra menfaatiniz neyi gerektiriyorsa onu yapmakla serbestsiniz, işte o kadar.”  Bütün bu gelişmeler hükümetin ne kadar titiz davrandığını göstermektedir. Yapılacak yeni bir operasyondan önce bölgede eşkıyalık faaliyetleri yürütenler uyarılmış, silahlarını çok geç olmadan terk etmeleri istenmişti. Hükümet 12 Ocak’ta Karadeniz kıyılarından başlamak üzere ikinci bir tenkil harekatına girişeceğini ilan etmiş, bu doğrultuda 29 Ocak’ta 1890 doğumluların silah altına alınmasını istemişti. Silah ve cephane eksiklileri tamamlandıktan sonra Ordu Kıtaatında 6200 tüfek ve 7900 efrad toplanmıştı.  Harekat, Dahiliye Vekili Fethi Bey’in denetiminde ve Pontusçuların defedilmesi ile görevli 10. Fırka  Kumandanı Cemil Cahit Bey yönetiminde idare edilmiştir. 15 Şubat’ta Nebyan dağına düzenlenen harekatta 517 çeteci ölü, 424 çeteci canlı ele geçirilmişti. Fethi Bey’in bölgeye intikalinden sonra toplam 2154 çeteci ölü, 630’u canlı ve 1492’si aman dileme yoluyla ele geçirilmişti.

10. Fırkanın Batı Cephesine sevk edilmesi gündeme gelmiş ancak Mustafa Kemal Paşa, harekatın yarıda kesilmesinin doğru olmayacağını düşündüğünden buna izin vermemişti. Ekim ayı sonuna gelindiğinde Pontus meselesi büyük oranda çözüme kavuşmuştu. Birinci ve İkinci Tenkil Harekatları, Topal Osman  ve milis kuvvetlerinin yaklaşık üç yıllık faaliyetleri sonucunda Pontus Meselesi sorun olmaktan çıkmış görünüyordu. Şubat 1923’e gelindiğinde Pontus Meselesi tamamen ortadan kaldırılmış, bu mücadele neticesinde 11.118 Rum çeteci ölü, 10.886 çetesi ise canlı olarak ele geçirilmişti.  Yine bu dönemde Fener Rum Patrikhanesi ve Yunanistan’ın yerel Rumlar üzerindeki etkisini kırmak için 21 Eylül 1922’de Anadolu Rumları ve Türk Hristiyanları tarafından Türk-Ortodoks Patrikhanesi kurulmuş, Keskin Metropolit Vekili Papa Eftim, Patrikhane genel vekilliğine seçilmiştir.

Pontusçuların bertaraf edilmesinden sonra esir alınan ve teslim olan Pontus çetesi üyeleri Sivas İstiklal Mahkemesinde yargılanmış, ilk olarak Samsun Metropoliti ve beraberindeki 50 kişinin davası görülmüştür. 23 Temmuz 1921 itibariyle Pontusçuları yargılama görevini Samsun İstiklal Mahkemesi üstlenmiş, ve yıl sonuna kadar mahkemeye getirilen 2420 kişiden 395’i beraat ederken, 137’si gıyaben olmak üzere 622 kişi idama mahkum edilmiştir. Bu mahkumların 3’ü Müslüman 174’ü Rum olmak üzere 177 kişi idam edilmiştir. Gıyaben idama çarptırılanlar arasında Trabzon metropoliti Hrisantos ve Gümüşhane metropoliti Lavrentios da vardır.  30 Ocak 1923’de Türk ve Yunan hükümetleri arasında Lozan’da imzalanan Nüfus Mübadele Antlaşması gereğince 1923-1926 yılları arasında 189.916 Rum Yunanistan’a gönderilmiş ve Anadolu’da Rum-Pontus sorunu tamamen çözüme kavuşturulmuştur.

SONUÇ OLARAK

Pontus Meselesi, Yunan Megali İdeası kapsamında Karadeniz’de bir Rum Pontus Devleti kurma girişimlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra ordusu lağvedilen Osmanlı Devletinin paylaşım savaşlarında payını almak isteyen Rumlar, bağlı oldukları devlete isyan etmiş, propaganda faaliyetleri ve dış bağlantıları sayesinde dünyaya soykırıma uğrayan bir halk imajı vermek istemiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışından Lozan Antlaşmasının imzalandığı tarihe kadar çok acı mezalim hareketleri içine giren Rumlar, önce yerel direnişçiler ile daha sonra yeni teşkil edilen ve daha düzenli olan Merkez Ordusu ve Topal Osman Ağa birlikleri ile mücadele etmek zorunda kalmış, Yunan Ordusunun cephede aldığı başarısızlıklar üzerine uluslararası desteğini de kaybederek 1923 yılında bitme noktasına gelmiştir. TBMM Hükümetinin Birinci ve İkinci Tenkil operasyonları ile bitirdiği Pontus terörü Lozan Antlaşması gereğince uygulanan ve iki tarafı da kapsayan mübadele ile tamamen ortadan kaldırılmıştır. Fener Rum Patrikhanesi ve bağlı metropolitlikler Milli Mücadele boyunca birer fesad yuvası gibi çalışmış ve bu ölüm kalım mücadelesi veren Türk Milletinin hafızasına kazınmıştır. Bu sayede Türk Ortodoksları Fener zulmünden kurtulmuş, bağımsız Patrikhanelerine Papa Eftim önderliğinde kavuşmuşlardır. Tarihin acı safhalarından geçen Türk Milleti yaşanan kötü hadiseleri bir kan davasına dönüştürmekten her zaman kaçınmış, iskan edilen Rumlara da mübadele kapsamında giden Rumlara da gerekli şefkati ve insani değeri göstermiştir. Pontus Meselesi günümüzde etkisini kaybetmiş bir akım gibi gözükmesine rağmen bazı şer odakları tarafından tekrar parlatılmaya çalışmakta, uluslararası camiada tıpkı Ermeni Meselesi gibi bir soykırım olarak lanse edilmektedir. Bu çalışmalarında kısmen başarılı oldukları söylenebilir. Zira, 2000 yılı başında Yunan Parlamentosu 19 Mayıs 1919’u Pontus soykırımı olarak kabul etmiş, 2002 yılında Amerika’nın New Jersey ve Güney Caroline eyaletleri de bu tasarıyı kabul ederek Türk Milletini katliamcı olmakla suçlamışlardır. Çalışmamızın en başından beri vurguladığımız Pontus terörünün asıl kurbanı, dört bir yanda düşmanla vuruşurken kendi komşuları tarafından ihanete uğramış Türk Milletidir. Tanıklar, belgeler, ve tarih bu gerçeği haykırmaktadır.

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. ali boztepe dedi ki:

    Emeğine sağlık hocam.

  2. Bahattin Ayhan dedi ki:

    Sayın Topçu, İstiklal Savaşımız ve sonrası için derli toplu bilgiler içeren yazınızın umarım Pontus nedir, Pontuslular kimdir gibi sorulara açıklık getirmiş olması bakımından, bilgisi olmayıp fikir yürütenler için bir kılavuz olur.

BİR YORUM YAZ