Alexa
DOLAR 7,7444
EURO 9,1092
ALTIN 474,962
BIST 1143,51
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 27°C
Az Bulutlu

Millî Savunma Üniversitesi’ndeki konferans

Millî Savunma Üniversitesi’ndeki konferans
27.01.2020 - 11:02
A+
A-

15 Temmuz hain darbe girişiminin en önemli sonuçlarından birisi de devletin omurgası olan TSK’nın yapısının değişmesi oldu. Askerî liseler ve harp okulları kapatılarak yerine Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) kuruldu. Bu yapılırken de Amerikan West Point Askerî Akademisi emsal gösterilmişti. Üniversite eğitimi ile TSK’nın subay ihtiyacı karşılanacak, kurmay eğitimi de burada verilecekti. Sistem bu şekilde devam etmekte.

21 Ocak Salı günü bir haber dikkati çekti. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş 20 Ocak’ta MSÜ’de “Din İstismarı” konulu bir konferans vermişti. Ayrıca hitap edilen kitlenin kurmay eğitimi alan subaylar olması da ayrıca önem arz ediyordu.

Haber, birçok gazete ve internet medyasında neredeyse aynı metinle yer aldı. Anlaşılan bir merkezden servis edilmişti. Üniversitenin internet sitesinde de sadece fotoğraflar vardı. Bu kadar önemli bir konuda, önemli bir makamın sahibinin, çok önemli bir platformda, verdiği konferansın ne videosu ne de metni basında yer almıyordu. DİB Erbaş konferansını, üzerinde cüppesi, başında sarığı ile vermişti. Yani düşüncelerini bir akademisyen olarak değil, devletin resmî görevlisi olarak yapmış. Birilerinin cüppe ve sarığın –ki özellikle sarığı- resmî kıyafet olarak ne anlama geldiğini izah etmesi gerekliliğini bir kenara bırakarak konuyu inceleyelim.

Türk Milletinin gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetlerinin mümtaz subaylarına, Türk adını hiç kullanmadan yapılan konuşmada Erbaş’ın en doğru sözlerinin başında dinin fıtri bir olgu, değerli bir duygu olduğu gelmiştir. Haklıdır. Din, fıtrî olduğuna göre insana, duygu olmasına göre de bireye aittir. Ardından ile “Din istismarı, dini kendi hizmetinde kullanmaya başlayarak güç ve menfaat devşirmektir”  sözleri öne çıkmıştır. İstismar edenler kim cevabı da konuşmada vardır.

Dini İstismar edenlerin karakteristik özellikleri sayılırken, Allah ve Peygamberle görüştüğü algısı oluşturma”nın en bariz örneği FETÖ’dür.

“Dini anlamada kendisini hakikâtin kaynağı kabul etme” FETÖ’nün en bariz sapkınlığıdır.

“Grup mensubiyetini aile, millet ve ümmet bağlılığının önüne geçirmek”, FETÖ’nün en sık karşılaşılan insanlık dışı tavırlardan birisidir.

Mabetleri istismar etmek, Hakikat tekelciliği yapmak, Tekfir etmek, Mehdi ve Mesih gibi sıfatlara bürünmek, Masumiyet/Günahsızlık iddiasında bulunmak, Görünmez güçlerden destek aldığını iddia etmek de istismar şeklidir ama bunların da faili belli de değildir.

Fiiller belli de fail(ler) kim(ler)?

Tehlike, Türkiye için sadece FETÖ olarak ortaya konulmaktadır.

25-26 Kasım 2019’da, 6. Din Şurasında alınan kararlarda yer alan “Dinî gruplar çoğunlukla toplumsal hayatın olağan seyri içerisinde meydana gelen oluşumlardır.” Cümlesi ile tehdit unsurlarının sayılmaması uyuşmaktadır. Ancak o zaman dinin fıtrîliği ve duygu olması izahta güçlük çekilir. İslâm Dini’nde ruhban olamayacağına göre, aracı olma iddiasında bulunan her kişi ve grup da din dışıdır.

Konferansta haklı hükümlerin sadece FETÖ ile ilişkilendirilmesi göz önüne alındığında, Kur’an kurslarındaki tarikat adı altında gerçekleşen insanlık dışı iğrenç sapıklıkları adeta görmezden gelen bir üslup fark edilmekte.

Konuşmasında “İslâm adeta bu toprakların harcıdır. Bizler haçlı seferlerinden, millî mücadeleden, 15 Temmuz’a zor zamanlarımızı imanımız ve inancımızdan aldığımız güç ve motivasyonla aştık” diyen Erbaş, Millî Mücâdele’de Atatürk’ün idamına, Kuvayı Millîye’nin aleyhine verilen karar ve fetvaları verenlerin de İslâm (Müslüman) olduğunu unutmuş görünmektedir. Bugüne kadar önemli günlerde yaptığı dualarda adını hiç anmadığı Millî Mücadele’yi dile getirmesi bulunduğu yerin hassas konumuyla ilgili olmalıdır.

Ali Erbaş’ın, kamuoyunun gündemine mehdiyi bekleme ve İstanbul’un başkent olduğu İslam devletleri konfederasyonu tartışmalarıyla giren ASSAM ASDER toplantısında yaptığı konuşma arşivlerdedir. MSÜ’deki konferansın o toplantıdaki “… Müslümanların öncelikle fikri ve siyasi birliklerini tesis etmeleri, bunu uluslararası bir sisteme dönüştürmeleri … yürütme organlarını oluşturmaları … güvenlik ve savunma teşkilatlarını kurmaları … zorunluluk hâline gelmiştir” sözleri ilişkisi olduğunu düşünmek bile ürperticidir.

Ayrıca ve daha da önemlisi, 15 Temmuz akşamı Büyükada’da toplantı yaptığı söylenen Henri Barkey’in yazdığı ve “Türkiye’nin Kürt Meselesi” adıyla basılan kitabın sonuç bölümündeki, “Özellikle ABD’nin Türkiye’yi etkileyebilecek başka kanalları da vardır. ABD Savunma Bakanlığı, Türk ordusunun pek çok kademesiyle doğrudan temas halindedir.” cümleleri hiç unutulmamalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü yönlendirmelerin dışında tutulmalıdır. Din istismarının göstergesi olarak sayılan özellikler bütün cemaat ve tarikatların ortak özellikleridir. Dolayısıyla hangi sebeple olursa olsun bu yapılanmalara sıcak veya yumuşak bakmak, daima, yeni bir menzil birliği kazası tehdidini de beraberinde taşımaktadır.

“Aziz Türk vatanı yine bir depremle sarsıldı. Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Yüce Türk Milleti birlik ve beraberlik içinde yaralarını kısa zamanda saracaktır.”

ETİKETLER:
Hakan Paksoy

Hakan Paksoy

1960 yılında Isparta’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini memleketi olan Kahramanmaraş’ta, yüksek öğrenimini Ankara’da, Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Elektrik Bölümünde yaptı. O zamanki adı Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) K. Maraş İl Müdürlüğü’nde mühendis olarak göreve başladı. Mühendis, başmühendis ve müessese müdür yardımcılığı görevlerini yaptı. 1999 yılında TEDAŞ Genel Müdürlüğünde Şube Müdürlüğü yaptı. Temmuz 2017’de emekli oldu. Kahramanmaraş Türk Ocağı Şubesinin kuruluşundan itibaren; yönetim kurulu üyeliği, sekreterlik, başkan yardımcılığı ve iki dönem başkanlık yapmıştır. 1995 Genel seçimlerinde MHP’den milletvekili adayı olmuştur. Türkiye Kamu Sen’in kuruluşunda ilk şube başkanlarındandır. Ankara’da çalışmaya başladıktan sonra Türk Enerji Sen Genel Merkez Yönetim Kurulunda çalışmıştır. Millî Düşünce Merkezi (MDM) Genel Başkan Yardımcısıdır ve internet sitesinde yazıları yayınlanmaktadır. Evli ve biri kız diğeri erkek iki çocuğu vardır.
Hakan Paksoy Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.