Alexa
Medya Siyaset

Mülteciler ve Çözümü

Mülteciler ve Çözümü

Bu sorun aslında insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak bazılarının övünerek belirttikleri gibi komşumuz ve eski vilayetimiz olan Suriye iç savaşı sonrası gündemimize oturmuştur.

“  Saphiens “ adlı Kitap’tan öğrendiğimize göre aslında göç ve mültecilik; insan soyunun Yeryüzüne çıkışından itibaren başlamış olup bitmeyecek bir insanlık sorunudur.

Afrika Kıtasının doğu kıyılarında yeryüzüne çıkan insanoğlu binlerce yıldan beri göç ederek Dünya’ya yayılmış, kabile den imparatorluklara, imparatorluklardan Ulus Devletlere dönüşerek günümüzdeki ulusal sınırlarla çevrilmişlerdir. Yani göç ve mültecilik insanın doğasının gereğidir ve devam edecektir.

Donald Trump başta olmak üzere bugün Dünya’yı yönetenler mi aptal, yoksa ben mi çok akıllıyım dersem benim için “ mizah yapayım derken ölçüyü kaçırmış “ demek gibi bağışlayıcı bir tanımlama yaparsanız sevineceğim.

Neden böyle boyumdan büyük işlere giriştiğimi anlatmaya çalışacağım.

Sayın Trump Meksika sınırına duvar örmek için Beş Milyar Dolarlık bütçe ayırmış. Bu önlem yalnızca Meksika dan gelecek mültecileri engellemek için kullanılacak tahmini bir rakam.

Bütün Dünya insanlarının çok büyük bir bölümü;Meksikalılarla aynı nedenle olmasa da, ilk fırsatta kapağı bu yeni Dünya’ya atmayı düşünüyorlar dersek sanırım yanılmayız. Öyle ya; ülkemizden bile insanlar doğacak çocuklarının ABD vatandaşı olma hakkını kazanmaları için büyük masraflara katlanmıyorlar mı? Sırf doğum yapmak için bu ülkede aylarca ikamet edip, doğumdan sonra bebeğin Nüfus Kâğıdını ABD den aldığını, böylece çocuklarını çifte vatandaş yaptıktan sonraki mutluluklarını bilmeyen kaldı mı? ABD ve Trump artık böyle seçkin takımını dahi önlemenin yollarını arıyor günümüzde.

ABD ye göç sınır komşularının ötesinde bütün dünyada söz konusu olduğuna göre Trump’ın göçü önlemek üzere her yıl ayıracağı bütçe birkaç beş milyardan fazla olacaktır diyebiliriz.

ABD böyle de Avrupa ülkeleri farklı mı?

AB kendisini göçmenlere karşı koruması için Türkiye’ye altı milyar Euro ücret ödemeyi taahhüt etti. Fakat bu taahhüdünü geciktirdiği için Erdoğan tarafından haklı olarak topa tutulmakta.

Özetle artan dünya nüfusu aynı tempoda artmaya devam ederse ki öyle görünüyor… O halde Dünya’yı yönetenler onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayıp bulmaları en akıllıca yoldur diye düşünüyoruz.

Onlarla birlikte yaşamanın yolu, onları doğdukları topraklarda tutmanın en gerçekçi yol ve çözüm olduğunu sizde kabul edersiniz sanırım.

Bu insanlar doğdukları topraklarda üstün tarım teknolojilerini kullanamadıkları için yaşamlarını sürdürebilecekleri kadar üretemiyorlar. Bir başka deyişle bu ülkelerde Tarım Sanayiinin çok geri kalması bunun sebebini oluşturuyor.

Eğer diyorum, mülteci istemeyen bu ülkeler, sınırlarını duvar ve dikenli tellerle çevirmek için harcadıkları kaynaklarını, söz konusu ülkelerin Tarım Sanayilerini geliştirmeye tahsis etseler, ümit ediyoruz ki  bu günkünden daha başarılı olurlar.

Oysa günümüzde dünyayı yönetenler,  gelişmiş Tarım Sanayileri sayesinde, ne yazık ki emperyalist saplantıları sonucunda, tüm Dünya’ya olduğu gibi, bu ülkelere de satarak para kazanmaya kafa yormaktadırlar.

Gelişmiş olarak tanımlanan bu ülkeler eğer mülteci istemiyorlarsa kanaatimizce artık emperyalist saplantılardan kendilerini kurtarmalıdırlar.

Bu ülkeler görünüşte; insanlığın selameti için, diğer bir deyişle Dünya’ya çekidüzen vermek içinbazı Uluslararasıbaşarılı kuruluşlar inşa etmişlerdir.

IMF, Dünya Bankası ve benzeri kuruluşlar bu ülkeler tarafından yaratılmış, fakat kuruluş amaçlarına ters veya yanlış uygulamalar uygulayagelmişlerdir. Veya gerçek amaçlarını saklamışlardır.

Mülteci kaynağı olan ülkeler,  Hemen-hemen Afrika Anakara ’sının tamamı ile Afganistan, Pakistan ve diğer geri kalmış Asya ülkeleridir.

Yukarıdaki satırda adını saydığımız bu ülkelere; önce cazip krediler verilerek bilinçli olarak borçlandırılır. Diğer bir deyişle Finans-Kapital’in parası pazarlanır. Çoğunlukla vadeli mal satarak yapılır bu işler.

Borçlanarak kalkınacaklarına inandırılmış gelişmemiş/az gelişmiş ülkeler, borçlarını ödeyemez duruma geldiklerinde Dünya Bankası veya IMF gibi gelişmiş/emperyalist ülkelerin yarattığı kuruluşlar devreye girerler. Bu kuruluşlar aslında alacaklı/emperyalist ülkelerin ödenmeyen alacaklarının tahsildarları gibi çalışırlar, çünkü o amaçla kurulmuşlardır.

Borçlarını ödeyemeyen, yeni finans kaynakları bulamayan ülkeler, IMF ve Dünya Bankası gibi yardım kuruluşlarına başvururlar. Çünkü kurulu düzenin gereği böyledir. Başvurdukları Finans Kuruluşları paranın ucunu gösterdikten sonraonlara bir takım kurtuluş paketleri dayatırlar. Bu paketlerin olmazsa olmazı harcamaların kısılmasıdır. Kısılacak harcama kalemlerinin başında da dar gelirli kesimlerin ücretleri başta olmak üzere alacaklı ülkelerin çıkarlarına uymayan yatırım harcamaları olmaktadır.

Ücretlerin kısılması yetmez, sıra eğitim harcamaları gibi bu ülkelerin uzun vadeli çıkarlarını ilgilendiren kalemlere de gelir.

Örneğin; az bir yatırım ile ithalatı önleyici veya ihracatı arttırıcı küçük sanayi veya tarım sanayiinin geliştirilmesine yönelikyatırımlara kredi verilmez, tam tersine, dışa bağımlılığı arttıran sektörlere, ( Kara Yolları gibi ) yatırım yapılmasına yönlendirilir bu ülkeler, dolayısı ile kısır döngü sürekli olur.

Bu uygulamaların sonucunda ne bu ülkeler borçtan kurtulup kalkınabilir, ne de bu ülkeler göçmen kaynağı olmaktan kurtulur.

Oysa tekrar başa dönersek mültecilerin göçünü yapay önlemlerle ( duvar örmek, tel örgü ile donatmak )durdurmak için yapılan harcamalar; mülteci kaynaklarının kurutulması için harcanırsa çözüme ulaşılabilir.

Nasıl mı? ABD Meksikalı mültecilerden kurtulmak için ayırdığı beş milyar dolarlık ödeneği Meksika sınırları içinde Tarım Sanayiini geliştirmek için kullanmayı tercih edebilir. Örneğin; Meksika’da beş adet tarım üretimi ile iştigal eden büyük şirket kurmakla işe başlar.Böylece hem Meksika’daki açlığı ortadan kaldıracak besin maddelerinin üretimine katkıda bulunur, hem de Meksika’da işsizliğe katkı sağlar diye düşünüyorum

Aynı dertten muzdarip gelişmiş AB ülkelerinin de aynı yola girmesi kanaatimizce çok akıllı olmayı gerektirmiyor diye düşünüyoruz.

ETİKETLER:
Osman Arıkan

Osman Arıkan

1940 Bursa Orhaneli doğumluyum.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden ve İstanbul üniversitesi İsletme fakültesi işletme iktisadı enstitüsünden mezun oldum.Özel sektörde yöneticilik yaptıktan sonra kendim bir şirket kurarak ticaret hayatına devam ettim. 1976-12 Eylül 1980 arası CHP il yönetim kurulu üyesi ve eğitim komisyonu başkanlığı yaptım. 1992 seçimlerinde SHP Bursa üçüncü sıradan ön seçimle milletvekili adayı oldum.Fakat Bursa da SHP milletvekili çıkaramadığı için seçilemedim. Halen Sade bir CHP üyesiyim.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ