Alexa
Medya Siyaset

Mustafa Kemal ’i Ağlarken Gördüm

Mustafa Kemal ’i Ağlarken Gördüm

Mustafa Kemal , ufukların ötesini gören adamdır.

Attığı her adımın hesabını, kitabını yapan, ölçüp biçen ve ona göre karar veren bir kişiliğe sahiptir.

Aceleci değil, gerçekçidir.

Teslimiyetçi değil, mücadelecidir.

Maceracı değil, akılcıdır.

Hayalci değil hakikatçidir.

Tekrarcı değil, yenilikçidir.

Reformcu değil, devrimcidir.

Tutucu değil, ilericidir.

O, kahraman bir askerdir.

O, korkusuz bir devlet adamıdır.

O, yalansız bir siyasetçidir.

O, imkânsızı gerçekleştirmiş, zoru yenmiştir.

O, derde deva, yaraya merhem olmuştur.

Haklının yanında, haksızın karşısında durmuştur.

Ezilen uluslara umut, ezen devletlere hasım olmuştur.

Yılmaz kişiliği, azimli direnci, dik duruşu ve kararlılığıyla; aşılmazı aşmış, yenilmezi yenmiştir.

Çocukluğunu okuyunuz, gençliğine bakınız; O’nu hep en önde görürsünüz.

Sürgün yedi, yılmadı.

Tutuklandı, geri adım atmadı.

Tehdit edildi, geriye çekilmedi.

İdama mahkûm edildi, davasından vazgeçmedi.

Satın almayı denediler, yüzlerine tükürdü.

Mustafa Kemal Atatürk’ü, en zor anlarında bile duygularına hâkim olmayı başarmış, acısını içine gömmüş, göz yaşını yüreğine akıtmış bir lider olarak bellemiştim.

Ta ki, Atatürk’ün sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’un anılarını okuyuncaya kadar!

Cebesoy, Mustafa Kemal Atatürk’ü ağlarken gördüğünü anlatır.

Şaşırmadım desem yalan olur.

Çanakkale’yi geçilmez kılan, Yedi Düveli durduran, üzerinde güneş batmayan devleti yenen, padişahlık düzenini yıkan, saltanatı kaldıran, tekkeleri-medreseleri sonlandıran, cumhuriyeti kuran, aydınlanmanın yolunu açan, çağdaşlığı oturtan, aklın, bilimin emrettiği okulları açan, özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin, hakkın, hukukun, adaletin savunucusu; cephelerin yenilmeyen komutanı; devrimlerin korkusuz önderi yüce insan ağlar mı?

Ali Fuat Cebesoy’un yazdıklarını aktarıyorum:

“Trablusgarp Savaşı başlamıştı. Adriyatik sahilinde toplanacak ordunun Manastır’da ki kurmay heyetine tayin edilmiştim. Oraya giderken Selanik’e uğradım.

İki gece, üç yıldır görmediğim arkadaşım Mustafa Kemal’e misafir oldum.

Mustafa Kemal, Trablusgarp’a gitme hazırlıkları içinde idi.

İki gün sonra İstanbul’a hareket edecekti.

Ertesi gün akşamüstü beraberce Beyazkule bahçesine gittik.

Ben, Türk-İtalyan ilişkilerinin ön safhalarını anlattım.

İtalyanların savaş hazırlıklarına dair İstanbul’a yazdığım mektupları, yaptığım uyarmaları bir bir açıkladım. Fakat hiçbirine cevap bile verilmediğini söyledim.

İçimi döktüm. Meğer o benden dertli imiş.

Mustafa Kemal 5. Kolordu emrinde iken, gördüğü hataları ve eksiklikleri bir rapor halinde yazarak 30 Haziran 1911’de kumandana verdiğini söyledi…

5.Kolordu Kumandanı, bu raporu, üst makamlara, bir itaatsizlik, bir haddini bilmezlik örneği olarak ulaştırmıştı. Bu Kolordu Kumandanı, Selanik’i düşmana teslim eden Hasan Tahsin Paşa’dır…

Mustafa Kemal’in bu akşam mahzun bir hali vardı.

Akıbeti karanlık, anavatandan uzak ve halkı yabancı bir ülkenin müdafaasında karşılaşacağı müşkülleri düşündüğünü sanmıyordum.

Mustafa Kemal, tam manasıyla bir askerdi. Zorluklara, her türlü meşakkate göğüs germesini bilir, adeta bundan zevk alırdı. Herhalde üzüntüsünün bir sebebi olmalıydı.

Sen de bir şey var, dedim, ne oldu?

Bir şey yok, dedi, fakat müteessirim. Doğup büyüdüğüm Selanik acaba Türklerin elinde kalacak mı? Ben eğer Trablus’tan dönersem, yine buralara gelebilecek miyim?

Ne demek istiyorsun?

Gözleri nemlendi. Korkuyorum, Fuat, korkuyorum.

O gece saatlerce konuştuk.

Balkanların durumunu inceliyor, Balkan Savaş’ını mukadder ve yakın görüyor, hükümet edenlerin ilgisizliğini, İttihatçı askerlerin hala politikadan ayrılmamış olmalarını teessürle anlatıyor, Arnavutluk Harekâtı sırasında kurmay başkanı olarak bulunduğu Mehmet Şevket Paşa’ya tehlikeleri birer birer sayıp döktüğünü söylüyor; Paşa, artık cemiyete söz geçiremiyor diyordu.

O gece ay Olimpos Dağları’nın arkasında kaybolurken, Mustafa Kemal içini çekerek:

Ah, Selanik, seni bir daha Türk olarak görecek miyim? Dedi.

Baktım, ağlıyordu.

O altın sarısı saçlarını okşadım. Teselli etmeye çalıştım.

Ben, Mustafa Kemal ’in, bütün müşterek hayatımız boyunca bu derece müteessir olduğunu görmedim.” (SINIF ARKADAŞIM ATATÜRK / ALİ FUAT CEBESOY)

 

ALİ FUAT CEBESOY KİMDİR?

Asker ve siyasetçidir. Atatürk’ün sınıf arkadaşıdır. Kurtuluş Savaşı’nda önemli görevler aldı. Amasya tamimini imzaladı. Savaş günlerinde Moskova Büyükelçiliği görevinde bulundu.

Sovyetlerle Moskova Antlaşmasını yaptı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı.

1926 yılında İzmir Suikastı dolayısıyla Kâzım Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele paşalarla birlikte tutuklandı, yargılandı ve beraat etti. Ali Fuat Cebesoy, anılarında Gazi’nin “Paşaları senin hatırın için affettirdim” dediğini aktarır. Atatürk, hasta olarak Savarona yatında yatarken, kendisini yanına davet ettiğini “uzun zaman yatakta kalacağım, Fuat Paşa beni yalnız bırakma” dediğini yazar.

1948’den sonra Demokrat Parti’ye katıldı.

27 Mayıs 1960’da Yassıada Mahkemelerinde yargılandı, ceza almadı.

10 Ocak 1968’da İstanbul’da yaşama veda etti.

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Türk, Türkiye ve Atatürk sevdalısı her insanı derinden duygulandıran ve duygulandıracak olan bigiler, belgeler, anılar içeren MUHTEŞEM bir yazı. Sayın Celal Durgun’u en iyi dileklerle kutlamak gerek.
    ,

BİR YORUM YAZ