Alexa
Medya Siyaset

Nalbantlık Okulu ‘Mustafa Kemal’

“Sarhoşlukla” itham edilen Mustafa Kemal ; işte böylesine olumsuz koşulları yıkarak, zorlukları yenerek, imkânsızlıkları aşarak, gecesini gündüzüne katarak; önce vatanımızı kurtardı, sonra cumhuriyetimizi kurdu ve milletimizi özgür kıldı.

Nalbantlık Okulu ‘Mustafa Kemal’

Ordu terhis edilmiş. Silahlarına el konulmuş.

Yurtsever asker, siyasetçi, düşünür, yazar takip altına alınmış.

Kimi hapse atılmış, kimi Malta’ya sürülmüş.

Vatan toprağı işgalciye terk edilmiş.

Bankan ipotek edilmiş. Ticaretine el konulmuş.

Ne deniz yolların senin, ne kara yolların.

Toplu iğneye muhtaçsın.

Senin kurduğun devlet, seni “akılsız”, “izansız”, “cahil” yaratık saymış!

Savaşa götürülen sen, kanı akıtılan sen, vergi ödeyen sen, çile çeken sensin.

Alıp satmak “ayıp” işlerden sayılmış!

Ticaretten uzak tutulmuşsun, bankacılıktan haberin yok!

Bildiğin tek iş; “gel” deyince gittiğin, “vur” deyince vurduğun, “öl” deyince öldüğün askerlik!

Esnafın Rum, ticaretçin Yahudi, zanaatkârın Ermeni!

Fotoğraf çeken, pastane işleten… Banka açan, para-pul işlerine bakan kullardan değilsin.

Sen; garip, sen yoksul, sen biçaresin!

Acı sana, yokluk sana, çile sana, ölüm sana, itibar başkasına!

Ey millet, biz Kurtuluş Savaşını bu koşullarda kazandık!

Topumuz, tüfeğimiz, tankımız, uçağımız, mermimiz, askerimiz yoktu; ekonomik, mali işler tam takır, kuru bakırdı. İmparatorluk ithal cennetine, memleket cehenneme dönmüştü.

“Sarhoşlukla” itham edilen Mustafa Kemal ; işte böylesine olumsuz koşulları yıkarak, zorlukları yenerek, imkânsızlıkları aşarak, gecesini gündüzüne katarak; önce vatanımızı kurtardı, sonra cumhuriyetimizi kurdu ve milletimizi özgür kıldı.

Mustafa Kemal Atatürk, okul açtı, kursa çağırdı, biz koştuk.

Ekonomimiz canlandı, sosyal yapımızı yönlendi, siyasal körlüğümüzü sonlandı, kültürel varlığımız şahlandı.

Atatürk; yıkılmış İmparatorluktan yeni bir devlet çıkardı.

Yılmış, yorulmuş, hakir görülmüş, naçar bırakılmış “tebaayı” millet yaptı.

Köylüyü, efendi, çiftçiyi üretici kıldı.

Esnaf olduk, tüccar olduk, zanaatkâr olduk, sanatkâr olduk.

Toprağımızı da işledik, hasadımızı da kaldırdık.

Kendi işimizi, kendimiz gördük.

Banka da kurduk, ticarete de atıldık; fırında çalıştırdık, pastane de…

Sarrafımız da oldu, eczacımız da…

Başımız dik, anlımız ak gezdik.

El avuç açmadan, yalvarıp yakarmadan, itilip kakılmadan başarıdan başarıya koştuk.

Tüm zorlukları akılla, bilimle ve eğitimle aştık.

Atatürk; at nallayamayan milleti; iş sahibi, güç sahibi, mal sahibi yaptı.

Sovyetler Birliği Elçisi S.İ. Aralov, hatıralarında at nallama işini şöyle anlatıyor:

“Mustafa Kemal bana dönerek: Şimdi sizinle çok iyi bir iş yapacağız, dedi. Kalkıp bir başka okula, nalbantlık okuluna gideceğiz! Oraya gitmeye söz verdim. Bugün okul ilk Türk nalbantlarını mezun ediyor. Şimdi size meseleyi anlatacağım.

Mustafa Kemal, heyecanla bunu anlatmaya başladı…

O devirde Anadolu’da, Türkler arasında nalbant bulunmaması tuhaf görülecektir.

Atları, Rum, Ermeni gibi sanatkârlar nallıyorlarmış. Şimdi Rumlar Türklerle savaş halinde idiler. Ermenilerle de dostluk ilişkileri kalmamıştı.

Kötü, cahil nalbantlar atları sakat ediyorlardı.

Bu durum karşısında, orduda, kısa süreli nalbantlık kursları açılmıştı.

Okul binası nal biçiminde idi. Okulun içinde birkaç nalbantlık atölyesi kurulmuştu.

Okul öğrencilerinin çoğunluğunu cepheden getirilmiş erler teşkil ediyordu.

Öğrenciler arasında Yunanlıların işgal ettikleri bölgelerden getirilmiş öksüz çocuklar da vardı.

Okulun duvarları şu dövizlerle örtülmüştü: ‘çalışanları Tanrı sever!’, ‘Çalışmak ibadettir!’, ‘İlkin çekiç ve alın teri, sonra eğlence!’, ‘İşçinin teri kutsaldır!’

Okulun avlusunda bizim için bir baraka kurulmuştu.

Mustafa kemal Paşanın, benim ve Abilov’un (Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Temsilcisi ) önüne süslü masalar konmuştu.

İlk konuşmayı yapan okul müdürü, bir yüzbaşı oldu. Yüzbaşı, konuşmasında, okulun ordu için, özellikle ordunun süvari birlikleri için bilgili, tecrübeli nalbantlar yetiştirdiğini söyledi.

Bugün, ilk defa olarak otuz öğrenci mezun oluyordu.

Daha sonra, batı cephesi levazım müdürü Kazım Bey (Türkiye’nin Gürcistan Elçisi) konuştu…

Sonra Mustafa Kemal söz aldı. Mustafa Kemal eski Türkiye ile yeni Türkiye arasındaki derin ayrımlardan söz etti.

Eski padişah idaresinin emeği küçümsediğini, her şeyi hazır olarak batıdan aldığını, halkta çalışma sevgisini geliştirmeyi süfli (aşağı, aşağılık, bayağı, adi) bir iş saydığını anlattı. Misal olarak da, Osmanlı padişahlarından birinin, atını Türk nalbandının değil de, Avusturyalı bir nalbandın nallamasını istediğini söyledi.

Okul görüldükten sonra, söz bana, daha sonra da Abilov’a verildi.

Konuşmamda nalbantlık okulunun, bağımsızlığını işleyen ve itilaf devletlerine boyun eğmeyen yeni Türkiye’yi sembolize ettiğini söyledim.

Daha sonra diplomaların verilmesine geçildi. Bu işi yapmaya biz çağırıldık.

Bizim Sovyet geleneklerine göre, her diploma sahibine diplomasını verirken birkaç söz söylüyordum.

Öğrencilerden birine: ‘Senin nalladığın at, soylu Türk ordusu ile birlikte İstanbul’a giren ilk at olsun!’ dileğinde bulundum.

Bir başka öğrenciye de, ‘güzel nallanmış hızlı atın, İzmir’e giren ilk at olsun’ dileğini tekrarladım.

Bu sözlerim herkesin çok hoşuna gitti ve çabucak bütün şehre yayıldı.” (Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları)

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    ATA’nın iktisadi, ticari, mali, siyasi, askeri, diplomatik ve sosyal dehasını kanıtlayan yüzlerce belge ve bilgiden biri daha. Çok değerli ve sevgili hocamız sayın DURGUN’a en candan tebrikler ve teşekkürler.

BİR YORUM YAZ