Alexa
Medya Siyaset

Önce Siz

Önce Siz

Diyorsun ki; “Türkiye yabancı kaynaklı tehdit altında, Türk ekonomisini çökertmek, bizi teslim almak istiyorlar. Teslim olmayacağız,  milli duruş sergileyeceğiz, yerli malı kullanacağız, dayatmalara boyun eğmeyeceğiz.

Yastık altındaki dolarları bozduracağız, ABD’nin oyununu hep birlikte bozacağız.”

İyi, güzel doğru söylüyorsun da, bizim yastık altında biriktirdiğimiz dolardan ne çıkar ki? Oğlanın, kızın düğününe sakladığımız bir, iki bilezik, birkaç adet cumhuriyet, o kadar.

Binbir zorlukla, binbir fedakârlıkla biriktirdiğimiz, işten değil dişten artırdığımız, “kefen” parası diye sakladığımız dolar deryaya damla bile olmaz ki.

Ayın sonunu getiremeyen emekli de dolar mı olur?

Asgari ücretli gariban emekçide yuro ne arar?

Bordu mahkûmu memur ve işçinin yastığının içinde dert var, tasa var, kaygı var.

Sahipsiz köylünün, fakir çiftçinin çıkınında gözyaşı var, kaderine terk edilmişlik var.

Esnaf dersen; perişan, aldığını satamıyor, sattığını yerine koyamıyor!

Uzun lafı kısası; biz de altın da yok, dolar da yok, avro da yok.

Bizim yastığın altı da, üstü de, içi de tam takır, kuru bakır; bomboş.

***                             ***

“Evet” aynı gemideyiz.

Ancak siz, kaptan köşkünde dümendeydiniz hala da dümendesiniz, biz kazan dairesinde ateşçi.

Geminin rotasını çizen siz, fırtınaya karşı süren siz, tehlikeyi görmeyen siz!

“Bizim hiç günahımız yok” demiyorum, ama günahın büyüğünü siz işlediniz.

Ekonomistlerin uyarılarını dinlemediniz.

Bilim adamlarının önerilerini dikkate almadınız.

Dümeni kırmadan, rotayı değiştirmeden, inatla yola devam ettiniz.

Övgücü takımının dolduruşuna geldiniz, para babalarının sözüne kandınız.

Özal’ın başlattığı, Çiller’in sürdürdüğü “liberal” programa devam ettiniz.

Önce özelleştirdiniz, sonra kimini ederine, kimini yok pahasına, kimini yerliye, kimini yabancıya sattınız.

Bankalarımız, finans kuruluşlarımız, borsamız, fabrikalarımız “elin” eline geçti.

Sümerbanklar, Etibanklar, Tekel ve Tütün, Şeker, Süt Endüstrisi, Et-Balık, Telekom, PTT… Kapanın elinde kaldı. Fabrikalar yıkıldı, Rezidanslar yükseldi.

Yerli üretim bitti, ihracat tükendi, ithalat zirve yaptı.

“Batıyoruz” diye bağır, bağır bağırdık, vatan “hainleri” dediniz!

***                             ***

“Oh olsun”, “453 milyar doları kim aldıysa o ödesin”,“Kim batırdıysa o düzeltsin” demiyorum.

Ama kaptan köşkündekileri insafa, özeleştiri yapmaya davet ediyorum:

Denizin bittiğini, karanın göründüğünü görecektiniz.

Uyarılara kulak verecektiniz, yanlıştan dönecektiniz.

Sesli düşünenlerle konuşacaktınız.

Devlet büyüklerimizin önerilerini dikkate alacaktınız.

Yağcı takımına değil, eleştirenlerin samimiyetine inanacaktınız.

Şimdi eğri oturup, doğru konuşmanın vaktidir.

***                             ***

Akıl vermek ne haddime; sadece hatırlatıyorum:

Önce Kaptan Köşkü’nde oturanlar, elindekileri Türk parasına çevirsin.

Önce Kaptan Köşkü’nde bulunanlar israfa “dur” desin.

Örneğin, Başkanlığın, Bakanların, bürokratların uçak ve taşıt filosuna sınırlama getirilsin.

Külliye’nin Envanter’inde 2 limuzin, 14 zırhlı araç, 28 4×4 jip, 6 ambulans, 2 itfaiye, 30 motosiklet varmış! Araç sayısı 236’dan 268’e çıkarılmış!

Makam aracı olarak kullanılan Mercedes S 600 aracın piyasa değeri 2,5 milyonmuş.

Devlet, kira için 2017 yılında 901 milyon lira ödenmiş. (Sabri Arpaç / Gerçek Gündem)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın elektrik, su, doğal gaz, ısıtma, soğutma, temizlik, peyzaj gibi aylık sabit giderlerinin 21 milyon liraymış. (Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan)

Milletvekiline, 20 bin lira maaş ödeniyormuş! (Gazeteler)

***                             ***

“Yerli ve milli” olmak elbette çok önemli!

Ama önce devletten ballı ihale alan, sonra milleti… koyan Müteahhit, yerli ve milli olsun.

“Fahişe’nin bahşişini vereceksin” diyen rüşvetçinin önüne siper olan, yerli ve milli olsun.

Bileğine milyonluk saati takıp, Mecliste nutuk atan kişi, yerli ve milli olsun.

Çikolata kutusunda dolar kabul eden bakaracı-makaracı, yerli ve milli olsun.

Ayakkabı kutusunda dolar istifleyen bankacı, yerli ve milli olsun.

Kasasında bir kuruş bile harcamadan, medya patronu olan zat, yerli ve milli olsun.

Her fırsatta Başkan’a yağ çeken iş adamları, yerli ve milli olsun.

Dereleri, ırmakları kurutan altın arayıcısı doğa katliamcıları, yerli ve milli olsun.

Düğünlerde, geline ağırlığınca, damada bolca; sünnet çocuğuna boyunca takı takan, DOLAR’I havada uçuran, AVRO’YU davulcuya zurnacıya dağıtan ağa, bey, şeyh takımı, yerli ve milli olsun.

Vergi yüzsüzleri, yerli ve milli olsun.

Önce AKP milletvekilleri, sonra diğer partilerin vekilleri yabancı paralarını Türk parasına çevirsin.

Ve milletin huzuruna çıkıp; evelemeden, gevelemeden açık ve net olarak “sahip olduğum yabancı paraların tamamını Türk paramıza çevirdim. İşte bu da belgesi” desin.

Bizi inandırsın.

Biz de üzerimize düşeni, misliyle yapmazsak bize “yuh” olsun.

“Haydi, askere”, diyorlar, gitmiyor muyuz?

“Kazancının vergisini öde” diyorlar, ödemiyor muyuz?

“Yasalara uymamızı” istiyorlar, uymuyor muyuz?

“Sandığı git” diyorlar, gitmiyor muyuz?

“Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” diyen Ata’nın torunlarıyız.

Yeri gelir bağırırız, yeri gelir eleştiririz; kızarız, darılırız ama ülkemizin “yem” edilmesine sessiz kalamayız.

Bağlıyorum: Bu günlere, eski günlerin yanlışları nedeniyle geldik.

16 yıldır Türkiye’yi idare eden iktidar, ABD’nin Ortadoğu politikasını doğru tahlil etseydi, Libya’da, Irak’ta, İran’da, Suriye’de ABD’ye koşulsuz destek vermeseydi;

Türkiye Cumhuriyeti’nin ezelden beri izlediği bölgesel barışçı diplomasiyi sürdürseydi;

Liberal politikaya bu kadar bel bağlamasaydı, elde avuçta ne varsa satmasaydı, üretim ekonomisini canlandırsaydı, bu günleri çok daha kolay atlatırdık.

Hatta hiç hissetmez, hiç yaşamazdık.

Hükümet, kendisine yönelik siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel eleştirileri dikkate alsaydı, yanlışını düzeltip yola devam etseydi, bu sıkışıklık olmazdı.

“Bir musibet, bin nasihatten evladır” dileğinde bulunuyorum.

Ve yazımı, Atatürk’ün sözü ile tamamlıyorum:

“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

Medya Siyaset
Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Dahi önder ATATÜRK’ün her halk ve ulus için her zaman GÜNCEL, yaşamsal ÖNEMLİ, toplumsal DEĞERLİ, tamamen EVRENSEL ve en MÜKEMMEL bir söylemiyle sona eren her cümlesi ve kelimesi nesnel ve somut, derin BİLİMSEL, gerçek vatansever, baştan sona MUHTEŞEM bir analiz ve sentez, tenkid ve teşhir. Çok değerli ve sevgili öğretmenimiz sayın Celal DURGUN’un eline, diline, kalbine ve kalemine en uzun bir ömür boyu sağlık ve esenlik.

BİR YORUM YAZ