Alexa
Medya Siyaset

Örgütlü Toplum (1)

Örgütlü Toplum (1)

Yıllardır yazılarımı okuyan insanların bana en çok yönelttikleri soru şudur; “İyi, tamam ben de sizin gibi düşünüyorum ama ne yapacağız? Cumhuriyetimizin temel değerlerini ve demokrasiyi nasıl koruyacağız?”

Ben de her zaman şöyle yanıt veririm;
“Çaresiz değilsiniz. Her zaman çare vardır çünkü çare sizlersiniz!”
Bu ne demek? Zamanı geldiği için anlatalım.
Bu, her yerde örgütlenmek demek!
Ailede- Okulda-Mahallede-İş Yerinde-Yerel Yönetimlerde- Sivil Toplum Örgütlerinde-Siyasi Partilerde, yani her yerde örgütlenmek demek.
Hür dünyada buna “ÖRGÜTLÜ TOPLUM” denir.

Eğer bir toplum örgütlü ise ister emperyalist ister yerel hiçbir güç o topluma, kabul etmeyeceği bir işi yaptıramaz. Toplumun milli ve manevi değerlerine, cumhuriyetine-demokrasisine-bağımsızlığına ve kurucu liderine dokunamaz, kötü söz söyleyemez, özgürlüklere saldıramaz!

Türk toplumunun ezici çoğunluğu demokrasiden, lâik cumhuriyetten, sosyal hukuk devletinden,Atatürk’ünden memnundur ve bu değerleri sever.
Sever ama sadece sever!
Bu çağdaş değerlerin kendisine, ailesine ne güzellikler verdiğinin farkında bile değildir.Çünkü alışmıştır ve özgürce ve çağdaş yaşamanın bir bedeli olmadığını zanneder!
Türk Devletini kurabilmek ve bu vatanı bizlere bırakabilmek için, tek varlıkları olan aziz canlarını vererek Kurtuluş Savaşımızda şehit olan dedelerimiz sanki trafik kazasında ölmüşler, bu özgürlükler sanki insanlara gökten bahşedilmiş gibi zannedilir. Korumak için bir damla ter akıtmazlar! Bazıları ise maalesef bu yolda çaba harcayanlara “deli” gözüyle bakarlar! “Baksana rahatına be kardeşim. Keyfin yerinde, durumun iyi, gez eğlen” diye akılları sıra öğüt verirler!

Örgütlenelim, karşı çıkalım dersiniz, “Amaan bana ne” der!
Görüşleri bize yakın “siyasi partilere destek olalım” dersiniz, “Beni siyasete bulaştırma” der.
Örgütlenmeyi, siyasete katılmayı bulaşılacak bir iş olarak görür.
Halbuki, doğru ve dürüst insanlar siyasetle uğraşmazlarsa, siyaset onlarla öyle bir uğraşır,size öyle bir tokat atar ki feleğiniz şaşar!

Bir bakmışsınız, işinizden olmuşsunuz, tarlanızı ekememişsiniz, siftah etmeden dükkân kapatır olmuşsunuz, milli bankalarınız yabancıların olmuş, milletin malı olan stratejik tesisler elden gitmiş,Suriyelisi Arabı ev sahibi, siz öz vatanınızda kiracı olmuşsunuz!

Evinizin önünde park ettiğiniz otonuza, sizin gözünüzün önünde biri taş atmaya başlasa, “Dur bakalım kaç taş atacak” diye bekler misiniz, yoksa polis çağırıp müdahale mi edersiniz?
Peki, Cumhuriyetin-demokrasinin-lâikliğin-hukuk devletinin-Atatürk’ün-özgürlüğünüzün otonuz kadar değeri yok mu?
Türkiye’nin tüm kaynaklarının kayınpeder-damat ikilisi tarafından harcanması, ülkenin her gün biraz daha fakirleşmesi ve giderek faşist bir diktaya dönüşmesi, götü boklu bir sapığın Atatürk’e küfretmesi ve bu meczubun AKP tarafından korunması, Cumhuriyetin Savcılarının kör ve sağır olması sizin yüreğinizi yaralamıyor mu? Çocuklarınıza ve torunlarınıza İran benzeri bir İslam Devletini mi bırakacaksınız?

Değerli Okurlar; İzninizle sizlere bazı sorularım olacak. Lütfen aklınızla okuyun ve vicdanınızda yanıt verin!

-Anayasamızın çizdiği çerçevede, ülkemizde Türk Milletini koruyup kollayacak bir Türk Ordusu Komuta Heyeti var mı?
-Anayasamızın çizdiği çerçevede, ülkemizde Türk Milletini koruyup kollayacak bir Emniyet Genel Müdürlüğü var mı?
-Anayasamızın çizdiği çerçevede, ülkemizde Türk Milletini koruyup kollayacak bir Yüksek Yargı var mı?

İşte Türk Devleti ve Türk Milleti olarak getirildiğimiz nokta tam da burasıdır.
Tıpkı Büyük Atatürk’ün gençliğe seslenişinde olduğu gibi!
“Bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, istilacıların siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Millet fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte bu durum ve şartlar içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur…”

Bu noktada bizler Atamızdan aldığımız emirle, ilki 91 yıl önce “Gençliğe Hitabenin” TBMM de Atatürk tarafından okunmasının tarihi olan
20 Ekim 1927’ye denk gelen 20 Ekim’de Adana’da birinci toplantımızı yaparak ilk “Çoban Ateşini” yaktık.

İkinci toplantımızı, Atatürk’ün 90 yıl evvel 24 Kasım 1928 de Başöğretmenliği kabul ettiği ve “ Öğretmenler günü” olarak kutladığımız 24 Kasım Cumartesi günü Çanakkale’de yapacağız.
Toplantımız Çanakkale Belediyesi Türkan Saylan Sosyal Tesislerinde saat
13.00 te başlayacaktır.

Türk Vatanını ve Anayasamızın ilk 6 maddesini kafasına ve gönlüne yerleştirmiş ve ortak payda olarak kabul etmiş tüm vatandaşlarımızı, etnik kökeni-inancı-kimliği ne olursa olsun toplantımıza bekliyoruz.

Not;
Yarın, nasıl örgütlenmeliyiz konusunu ayrıntılı olarak anlatmaya çalışacağız.
Ne Mutlu Türküm Diyene…

Sağlık ve başarı dileklerimle 13 Kasım 2018
Rifat Serdaroğlu

Kaynak:https://rifatserdaroglu.com/2018/11/13/orgutlu-toplum-1/

Rifat Serdaroğlu

Rifat Serdaroğlu

İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye Bölümünü bitirdi. Bergama Belediye Başkanlığı, 19-20 ve 21. Dönem İzmir milletvekilliği ile Sağlık ve Devlet Bakanlıkları yaptı. Evli ve 2 çocuk babası.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ