Alexa
DOLAR
8,4705
EURO
10,2921
ALTIN
502,04
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Gök Gürültülü
25°C
Ankara
25°C
Gök Gürültülü
Pazartesi Çok Bulutlu
24°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C
Perşembe Çok Bulutlu
29°C

Parlamenter Sistem Önerim

Parlamenter Sistem Önerim

Merhabalar, Medya Siyaset’in değerli okurları !

Ben Canboray, 21 Yaşındayım.

Yaklaşık 6 senedir toplumumuzun içinde bulunduğu karanlığa karşı mücadele etmeye çalışıyorum. Ankara Üniversitesi’nde Dilbilim, İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler lisans eğitimi alıyorum. Enpolitik adlı ulusal bir haber sitesiyle birlikte Enpolitik TV adlı bir internet kanalının genel yayın yönetmenliğini yapıyorum.

Sevgili Murat Selamoğlu’nun, Murat Abi’nin nazik davetiyle bundan böyle Medya Siyaset ailesi için de yazacağım, kalemim, mürekkebim yettiğince ve nefesim yettiğince sizlere kendi penceremden; kendi izlenimlerimden bu toplumda olan bitenleri aktarmaya çalışacağım.

Nazik davetleri ve samimi ilgisi için Murat Abi’ye en kalbi teşekkürlerimle.

Yönetim sistemi bir süreç sonucunda oluşur

Toplumların yönetim sistemi bir süreç sonunda şekillenir. Dünyadaki tüm gelişmiş demokrasiler yaşadıkları toplumsal süreçler sonucunda yönetim sistemlerini belirlemişler ve bu yönetim sisteminde uzlaşma sağlamışlar. Bunu kavramak için dünyadaki gelişmiş demokrasi örneklerini incelemek yeterli. Örneğin Birleşik Krallık’ta artık sadece kraliyetin yönetimde söz sahibi olamayacağını düşünen kent soyluların yönetime ortak olma isteğiyle birlikte Birleşik Krallık’ta parlamenter demokrasinin yerleşme süreci de başladı. Kraliyet Meclisi adı verilen mecliste sadece feodal toprak sahiplerinin ve ruhban sınıfının temsilcileri yer alırken, kent soylu sınıfının gelişimiyle birlikte bu meclise artık özerkleşmeye başlayan yerel temsilciler de dahil olmaya başladı. Böylece Kraliyet Meclisi’nde alınan kararların topluma daha kolay iletilebileceği fikri yerleşti.

Birleşik Krallık’a kısa bir bakış

14.Yüzyıla gelindiğinde de artık bu yapının daha karmaşık hale gelmeye başladığı görüldü. Kraliyet Meclisi’ndeki feodal toprak sahiplerinin ve ruhban sınıfının bulunduğu meclis, Lordlar Kamarası şeklini alırken diğer temsilciler de Avam Kamarası şeklini aldı. Bu iki yapı hatırı sayılır bir süre boyunca kral egemenliği altında ilerledi ve 15.Yüzyılın ortalarına kadar herhangi bir yasa teklifi sunma, herhangi bir karar alma yetkileri yoktu. İki mecliste bu döneme kadar danışma meclisi görevini üstlendi. Sadece ve sadece vergilerle alakalı konularda kralın çizdiği sınırlar içinde söz sahibi olabildi. Daha sonraki gelişmelerle birlikte Avam Kamarası kendisine bir başkan seçme yetkisine sahip oldu. Bu başkan aracılığıyla alınan kararlar da kral veya kraliçeye bildirildi. Monarşiden onay almayan teklifler yine de yasalaşmasa da 15.Yüzyıla gelindiğinde artık parlamento geleneğinin oluşmaya başladığından söz etmek mümkündü.

Demokrasi bir tramvay değildir

Avam Kamarası çıkarmak istediği yasayı teklif eder, monarşiden de onay alırsa bu yasayı yapmayı başarırdı. Fakat 17.Yüzyıla kadar gelen süreçte yine tam yetkili monarşiydi ve kuvvetler ayrılığı ilkesinden bahsetmek olanaksızdı. Ancak 17.Yüzyıldan sonra Birleşik Krallık’ta günümüz modeline yakın bir parlamenter sistem oluşmaya başladı. Birleşik Krallık’ta halen parlamenter sistem kullanılıyor ve ülkedeki siyasi aktörler tarafından da bu sistemin değiştirilmesine yönelik herhangi bir çalışma da yok. Yok çünkü parlamenter sistem geleneği bir sürecin ardından gelişerek bugünkü şeklini aldı. Yeri geldiğinde revizyonlar, değişiklikler yapıldı ama hiçbir zaman tamamıyla bir sistem değişikliği gündeme gelmedi. Eğer bir ülkede demokrasi bir tramvay olarak görülürse bunun bedelini tüm toplum topyekun öder. Demokrasi arzu edilen durağa gelindiğinde inilecek bir araç değildir. Demokrasi nihayetinde bir toplumsal idealdir. Tüm farklılıkların, tüm düşüncelerin özgürce söz hakkına sahip olabildiği, toplumun kendisini yönetecek yetkinliğe gelmesi ve bunun sonucunda demokratik bir düzenin kurulacak olması amaçtır.

Demokrasi bilinci

Nasıl ki felsefede mesele varılan nokta değil de geçen süreçse demokrasi kavramına da bu açıdan bakmak gerekir. Demokrasi bir kişinin, bir grubun, bir zümrenin istediğini alana dek bir alet olarak kullanabileceği işi bitince de kenara atabileceği bir kavram değildir. Üzüntüyle ifade etmek isterim ki bugün itibariyle ülkedeki otoriteler tarafından Türkiye’de demokrasi bir amaç değil; araç olarak görülüyor. Türkiye için ideal yönetim sistemini tartışmadan evvel, Türkiye için ideal olan vizyonu tartışmamız gerekiyor. Demokrasi vizyonumuz, bir partinin gireceği her seçimi alması üzerine inşa edildiyse; partiler veya siyasetçiler vatandaşların oyuyla elde ettikleri koltuğa oturur oturmaz hizmeti değil de bir dahaki dönem nasıl seçileceklerini düşünüyorlarsa o ülkede hangi sistem kullanılırsa kullanılsın sorunlar bitmez. Bu bakış açısının yerleşebilmesi için iyi bir eğitim olmazsa olmaz ! Vatandaşlık bilincini, vatandaşın görevlerini, vatandaşın haklarını ve de en önemlisi bir noktadan sonra neredeyse insan üstü olarak görülen aktörlerin tamamını o konuma getirenin yine vatandaşın oyu olduğunu topluma anlatmak zorundayız.

Bu sistem dayatmadır

Türkiye’de demokrasinin gelişim sürecini incelendiğinde parlamenter sistemin bizim için en uygun sistem olduğu açıkça görülebilir. Pek tabii ülkemizde anayasa değişikliğinden önce uygulanan parlamenter sistemin arızalarını iyi biliyoruz. Biliyoruz ama biz değişikliklerin iyileşmeyi sağlamak için yapıldığını da iyi biliyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen, bu antidemokratik, totaliter ve köhne yapının çözebileceği hiçbir sorunun olmadığını da iyi biliyoruz. Türkiye’deki demokrasi sorunlarını çözme kisvesi altında sadece bir kişinin şahsı düşünülerek hiçbir bilimsel izahı olmayan, çözüm geliştirmek yerine hiç durmadan sorun üreten, işleri daha da hantal hale getiren ve toplumu kutuplaştıran bir sistem hepimize dayatıldı. Dayatıldı ifadesini özellikle kullanıyorum çünkü bu anayasanın maddeleri görüşülürken TBMM TV susturuldu. Bu anayasanın maddeleri görüşülürken gazeteciler susturuldu. Bu anayasanın maddeleri görüşülürken Türk ulusu susturuldu. Bu sistemin detaylarını kapsayan anayasa görüşmeleri kapalı kapılar ardında, milletin meclisinde milletten gizli saklı şekilde yangından mal kaçırırcasına gerçekleştirildi. Tüm bu gelişmeler toplumun siyaset kurumuna güvenini feci şekilde yaraladı.

Her kim seçilirse seçilsin, kontrolsüz güç yozlaştırır

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen, dünyada eşine benzerine ancak ahı gitmiş vahı kalmış ülkelerde rastlayabileceğimiz bu yapı bizi giderek gelişmemiş ülkeler ligine çekiyor. Bu garabet sistemin bilançosu demokrasi endekslerine, özgürlük endekslerine ve eğitim endekslerine bakılarak somut şekilde sayısal veriler ışığında görülüyor. Bu sistemin uygulanmaya başladığı 2018’den bu yana Türkiye fakirleşti, Türkiye güçsüzleşti, Türkiye kutuplaştı, Türkiye dış politikada yalnız kaldı, Türkiye yoruldu ve en önemlisi de Türkiye bıktı. Türkiye’de yalnızca gençler değil toplumun önemli bir kısmı bu kısa süre neticesinde bu sistemden yaka silkti. Bu sistemin yanlışlığı iktidarda olan partiden de, ideolojilerden de, bu yetkileri kullanmak üzere seçilecek kişiden de bağımsız aslında. Kontrolsüz güç insanı yozlaştırır, bu sistemde her kim Cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin, hangi parti iktidara gelirse gelsin, hangi ittifak kurulursa kurulsun yozlaşma kaçınılmaz. Parlamentonun sembolik bir danışma meclisi haline getirildiği, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin denetlenmesini neredeyse olanaksız hale getiren bu sistemle hiçbir ülkenin özgür bir ortam tesis etmesi olası değil.

Ne yapmak gerekiyor ?

Olan oldu da, bundan sonra ne yapmak gerekiyor ? İşte buna kafa yormak gerekiyor.Parlamenter sistem, yasama ve yürütme yetkilerinin farklı organlara sunulduğu, kuvvetler ayrılığı esasına dayanan bir hükümet sistemi. Bu sistemde yasama ve yürütme kuvvetleri, birbirinden dengeli olarak ayrılıyor. Kuvvetlerin yumuşak ve dengeli ayrılığından kasıt, yürütme organının parlamentonun içinden doğmasını, yasama ve yürütme organlarının birbirlerinin hukuki varlıklarını sona erdirebilecek yetkilere sahip olmasına atıfta bulunuyor. Bu denge sayesinde parlamento seçimleriyle ortaya çıkan sandalye dağılımı, yürütmenin yetkili kanadı olan bakanlar kurulunu hangi siyasi partinin veya partiler arası koalisyonun oluşturacağını belirliyor. Parlamenter sistemde bakanlar kurulu hem göreve gelirken hem de görevde bulunduğu süre içinde parlamentonun güvenini korumak durumunda. Dengeli ayrılık ifadesinin yarattığı bir başka sonuç da parlamentonun yürütmenin asıl yetkili kanadı olan bakanlar kurulunu gensoru önergesiyle düşürebilmesine karşılık, yürütme organının da parlamentoyu fesih aracına sahip olması. Böylece parlamenter sistem, yasama ve yürütme organına birbirlerini frenlemek ve dengelemek konusunda nispeten eşit kozlar sağlıyor.

Uzlaştırıcı, sembolik, partisiz bir Cumhurbaşkanı

Tam demokratik parlamenter sistemlerde Cumhurbaşkanı temsili uzlaştırıcı ve arabulucu bir görevde bulunur. Bu nedenle de kendisine geniş yetkiler verilmez. Geniş yetkileri verilmediğinden de cumhurbaşkanı, yürütmenin başıymış gibi hareket etmektense; parlamentodan çıkan bakanlar kurulunu ve devletin gidişatını yönlendiren bir arabulucu statüsünde bulunur. Bu statüsü gereği kendi başına büyük kararlar alması da olası olmaz.  Yetkileri, hükümeti kuracak partiye bu görevi verme, yeniden görüşülmesini istediği kanun tekliflerinin bir kereliğine yeniden görüşülmesine mahsus vetosu gibi yine oldukça sembolik adımlar olur. Parlamenter sistemin temel unsurlarını işletmeden varlığını mümkün kılmak olanaksız olur, öyleyse sembolik cumhurbaşkanlığı görevini kimin yürüteceğini meclis tarafından belirlenmesi gerektiğine inanıyorum. Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi toplumdaki bakış açısı nedeniyle etkin bir siyasi rolü beraberinde getirecek. Bu etkin rol de yürütmede çatışmayı beraberinde getirecek. Bunun için önce meclisin seçeceği cumhurbaşkanının tarafsız ve siyaset üstü kılınması gerekiyor. Bu sayede sembolik bir cumhurbaşkanı devletin yol göstericisi, arabulucusu rolünü rahatlıkla üstlenebilecek.

Etkin Bakanlar Kurulu

Yürütme alanındaki etkin yetki ve sorumluluklar da başbakan başkanlığındaki bakanlar kuruluna verilmeli.  Ayrıca bu model içinde cumhurbaşkanı yetkileri sembolik ve törensel konularla sınırlanacağından yürütme organının iki unsuru arasında hayatı felç edecek, çalışmaları olanaksız kılacak bir çatışmanın da önüne geçilecek. Cumhurbaşkanının halk tarafından değil de mecliste temsil edilen farklı partilerin uzlaşmasıyla seçilmesi, ona, yasama ve yürütme organlarıyla farklı partiler arasında meclisteki oylamayla seçilmesi de ona bu görevin ağırlığını rahatlıkla kazandıracak. Bu güçlendirilmiş parlamenter sistemde yürütme erki cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulununbir araya gelmesiyle oluşmalı ama etkili yetkilerin tamamı halka ve meclise karşı sorumlu olan bakanlar kuruluna emanet edilmeli. Yürütme yetkisini özgürce kullanabilecek olan bakanlar kurulu da böylece her yönden denetlenebilecek ve tercih ettiği politikalarının siyasi sorumluluğunu sandıkta halka karşı taşıyabilecek. Hukukun üstünlüğü ilkesiyle birlikte kişilere göre değil, hukuka göre yürütülecek bu sistemde bakanlar kurulu, yetkilerini rahatlıkla kullanabilecek; yetkilerini kullanırken de şeffaf ve denetlenebilir olacak.

Meclisi yeniden işler kılmak

Bununla birlikte yeni modelde parlamentonun yeniden yasama yetkisine kavuşması da sağlanmak zorunda. Parlamentonun yeniden soru önergesi verebilmesi, kanun yapma yetkisine sahip olması, bütçeyi belirlemesi, hükümeti denetleyebilmesi ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri adı verilen ucu bucağı belli olmayan kanun hükmünde kararnamelerden kurtularak yeniden yasama görevini üstlenmesi hiç kuşkusuz sağlanmalı. Meclis komisyonları katılımcı demokrasi ilkesi zemininde yeniden düzenlenmeli. Komisyonların oluşum aşamasında söz ve yetki sadece çoğunluğu sağlayan parti veya partilere değil; muhalefet partilerine de verilmeli. Muhalefet partilerine komisyon divanlarında temsil edilmesi sağlanmalı. Bu sayede komisyonlarda işlevsel bir müzakere sürecinin yaşanması sağlanmalı. Seviyesiz atışmalar yerine tüm parti temsilcilerinin görüşlerini paylaşabileceği işlevsel bir müzakere süreci mümkün olan en doğru kararın verilebilmesi için hayati önem taşıyor. Ortadan kaldırılan ve hesap verebilirliği mezara gömen sözlü soru hakkı yeniden meclise tanınmalı. Yoksunluğu hesap vermeyen, toplumun sorularına yanıt vermekten kaçan bir meclis yapısı ortaya çıkaran meclis soruşturması yeniden hayata geçirilmeli. Bununla birlikte meclis araştırması da güçlü kılınmalı. Meclis araştırması neticesinde karara bağlanan konuların hayata geçirilmesi sağlanmalı.

Hesap sorabilen, denetleyebilen, icracı bir meclis

Bugün yıpratılan, anlamı hafifletilen ve dejenere edilen devlet sırrı kavramına yeni yaklaşım getirilmesi de olmazsa olmaz. Ayrıca hiçbir zaman hesabı topluma verilemeyen örtülü ödenek de kaldırılmalı ya da net kriterlere bağlanmalı. Yukarıda da ifade ettiğim gibi bütçe yetkisi de yeniden meclise verilmeli. Milletin kaynaklarının paylaşımı bir kişiye bırakılamayacak kadar hassas bir konu. Bugün yozlaşmış, anlamını kaybetmiş olan denetim konusunda üzerine düşeni yapamayan Sayıştay da yeniden yapılandırılmalı. Genel görüşme veya genel kurul uygulaması da yeni sistemde güçlendirilmeli. Genel görüşme en temel bilgi edinme ve istişare mekanizmalarının başında gelir. Eğer yürütme, sorumlu olduğu yasamaya karşı gerekli sorumlulukla hareket etmezse orada fraksiyon oluşması kaçınılmaz olur. Bakanlar kurulunun meclise karşı sorumlu kılınmadığı bugünkü atmosferde genel kurulların nasıl gerilediği açıkça görülebilir. Meclisi güçlü kılmak için hiç şüphesiz ki yürütme erkinin yani bakanlar kurulunun düzenli aralıklarla mecliste bulunması sağlanmak zorunda. Yine mevcut sistemde etkileri neredeyse kalmamış olan bakanlıklar yeniden yapılandırılmalı ve ilgili alanlarda icracı yetkilere sahip olmalıdır. Bugün sekreter konumuna gelmiş olan bakanlıkların alanlarında dengeli icracı yetkilere sahip olmaları da gerçekleşmeden, bu iş başarılamaz.

İstikrar paniğine gerek yok

Tarihimizde acı tecrübelerle öğrendiğimiz gibi parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanı veya meclis başkanı seçimi oldukça sancılı hale gelebiliyor. Bu seçimleri sorunsuz hale getirmek için seçimlerin üç turda tamamlanması pekala mümkün. İlk iki turda 2/3 çoğunluk aranırken bu oy sayısına hiçbir adayın ulaşamaması durumunda son turda yapılacak seçimde en çok oyu alan iki aday arasında salt çoğunluğu sağlayanın göreve seçilmesiyle birlikte bu seçimler meclise zaman kaybettirmeyecek şekilde tamamlanır. Prof. Dr. Kemal Gözler’in, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi eserinde parlamenter sistemde istikrarı sağlamak ve hükümetlerin yaşamasını sağlamak konusunda oldukça önemli bir önerisi de var. Bu öneriye göre Yapıcı Güvensizlik Oyu sayesinde oluşacak hükümet krizlerinin önüne rahatlıkla geçilebilir. Yapıcı Güvensizlik Oyu, ülkede hükûmet krizinin olmasını, ülkenin hükümetsiz kalmasını önleyen bir fren gibi düşünülebilir. Bir başbakanın düşürülebilmesi için, öncelikle yeni bir başbakan üzerinde anlaşmak gerekir. Eğer Güvensizlik Oyu veren partiler yeni bir hükümet için uzlaşı sağlamadılarsa mevcut hükümeti gensoruyla görevinden uzaklaştıramayacaklardır, bu da ülkeyi yersiz hükümet krizleriyle karşı karşıya gelmekten kurtaracaktır. Bu yüzden istikrar paniğine hiç ama hiç gerek yok.

Partiler özgürleşmeden, ülke özgürleşmez

Parlamenter sistemin derin yarası lider sultası değil midir? Bugün tüm siyasi partiler gri koğuşları andırıyor, partiler özgür olmadan toplum özgür olabilir mi ? Dolayısıyla yazılacak yeni sistemde seçim ve siyasi partiler kanunlarında belli konularda değişiklik yapılması kesinlikle kaçınılmaz. Siyasi Partiler Kanununda parti içi demokrasiyi ortadan kaldıran hükümleri ilga etmek gerekiyor. Parti içi demokrasinin olmadığı bir ülkede demokrasinin işletilemeyeceğini biliyorum. Bu özgürlüklerin ilki ve en önemlisi hiç şüphesiz ki dünyada benzerine rastlanamayacak olan darbe kalıntısı %10’luk seçim barajının kaldırılmasıyla sağlanır. %10’luk barajın kaldırılmasıyla birlikte katılımcı demokrasi ilkesi güçlendirilecek ve ülkenin en yetkili organında tüm düşüncelerin temsil edilebilmesi yolunda büyük bir adım atılacak. Bir diğer önemli adımla da siyasi partilerin kademelerinde delege dediğimiz aracılar ortadan kaldırılarak partilere mensubiyeti resmiyet kazanmış tüm üyelere en başta ilçe ve il teşkilatlarının idarecilerini seçme hakkı tanınacak. Daha sonra bu üyeler seçim dönemlerinde milletvekili listelerini veya belediye başkan adaylarını belirlemek için önseçime gitmeli, partilerin teşkilatları kendisini temsil edecek adayları seçme özgürlüğü hiç şüphesiz olmalıdır.

Muhalefet yeni sistem önerisini sandığa 2 ay kala mı anlatacak ?

Bu önseçim uygulaması ayrıca siyasi partilerin yetkili organlarının oluşturulmasında da işletilmeli. Bildiğiniz gibi partiler tüm illerden temsilcilerin katıldığı kurullarla yönetiliyor. Bu kurullara kimi partiler Genel İdare Kurulu, kimi partiler Merkez Karar Yürütme Kurulu, kimi partiler Parti Yönetim Kurulu ismini verse de tümünün görev ve sorumlulukları hemen hemen yek; bu sorumluluk da partinin en yetkili yönetim organı olmak. İşte bu kurulun oluşturulmasında tek kriter kesinlikle parti liderinin inisiyatifi olmamalı. Tek adamların olduğu partilerden, tek adamların olduğu ülkeye demokrasi getirmesini beklemek mantıklı olabilir mi ? Sözgelimi, genel merkez yönetimi için ortaya çıkacak 80 kişilik bir liste için genel başkana en fazla, altını çiziyorum ‘en fazla’ 20 kişilik bir kontenjan hakkı tanınmalı listenin geri kalan kısmını tayin etme hakkı kayıtsız şartsız üyelerin hür iradesine emanet edilmeli. Yeni anayasa ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi vurgusu doğal olarak ardından da seçim sisteminde revizyona gerek var mı tartışmasını da beraberinde getirmekte.

Halihazırda kullanılan D’Hondt modeli kullanılabileceği gibi Türkiye’nin en demokratik sistemlerinden biri olarak görülen Milli Bakiye modeli de uygulanabilir. Buradaki püf nokta hangi seçim sistemi olursa olsun daha şeffaf, daha olgun ve daha güçlü şekilde uygulanmasını sağlamak olacak. Demokratikleşmek, tıkanıkları açmak bu 120 senelik hafızayı söküp attıktan sonra yerine çalakalem yazılmış suni sistemleri monte etmekle mümkün olamaz. Bu yüzden yeni maceralara, yeni arayışlara girmek ve bu ülkeye şahsi ikballer uğuruna daha fazla zaman kaybettirmek kesinlikle facia olur.

Türkiye’nin bu garabet sistemden kurtarılması, güçlendirilmiş bir parlamenter sisteme acilen ulaştırılması gerekiyor.

Ama muhalefet partilerinin çoğundan hala somut bir sistem önerisi gelmiş değil. Merak içindeyim, sistemin önemini ve yeni öneriyi bu topluma sandığa 2 ay kala mı anlatacaklar acaba ? 2 Ayda Demokrasi 101 dersi mi verecekler de topluma işin vahametini anlatacaklar ? Göreceğiz.

İşte bu yüzden ben, kendi sistem önerimi buradan paylaşıyorum.

Paylaşıyorum ve tüm bu tartışmaların ışığında diyorum ki;

  • KATILIMCI VE ÇOĞULCU DEMOKRASİ
  • BARAJSIZ VE ENGELSİZ DEMOKRASİ
  • ŞEFFAF VE HESAP VEREBİLİR YÖNETİM
  • DENGELİ KUVVETLER AYRILIĞI
  • GÜÇLÜ MECLİS
  • GÜÇLÜ BAKANLAR KURULU
  • SEMBOLİK CUMHURBAŞKANI
Yorumlar
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Tamamen GÜNCEL, SOMUT ve NESNEL, tam DEMOKRAT, derin BİLİMSEL, gerçek VATANSEVER, her sözcüğü MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL bir teşhis, saptama, analiz, sentez, teşhir, sonuç, öneri ve çok derinden ETKİLEYEN hatta BÜYÜLEYEN bir özgeçmiş. Sayın SOYKAN’a en yürekten tebrikler, yeni başarılar en iyi dilekler.
    Bu çok genç fakat ,olağanüstü BİLGE ve üstün YETENEKLİ insanı keşfetmiş, seçmiş ve MEDYA SİYASET kadosuna davet ve tayin etmiş olan çok değerli genel yayın yönetmenimiz sevgili SELAMOĞLU’na ise özel teşekkürler ve aynı dilekler.