Alexa
Medya Siyaset

Perinçek’in Hal-i Pür Melali

Perinçek’in Hal-i Pür Melali

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek inanılmaz açıklamalarda bulunuyor.
Yurtseverler, Perinçek’in açıklamalarını hayretle izliyor.
Atatürkçüler şaşkın, kızgın ve öfkeliler.
Vatan partisine gönül vermiş sempatizanlar partiden uzaklaşıyor.
Vatan partisinin kimi emektarları olup bitini anlamaya çalışırken, kimileri partiden ayrılmayı tercih ediyor.
Aydınlıkta yazan yazarlar yazmaz oldular.
Ulusal’da program yapan programcılar, kanaldan ayrıldılar.
Belli ki, Sayın Perinçek ikna olmuyor, partililerini ikna edemiyor.
Vatan Partisi’nden büyük kopmalar olacağa benziyor.
***
Perinçek, partililerine meydan okuyor:
“Bu Tayyip Erdoğan düşmanlığı, bizim (vatan partisi) programımızda değil (yok), açık söylüyorum, sevmeyin beni… Ama AK Parti’yi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı da dışlayarak Türkiye buradan çıkamaz“ diyor ve şöyle devam ediyor:
“Vatan Partililer de bunu söyleyince yakama yapışıyor.
‘Tayyip Erdoğan’la beraber mi Türkiye’yi yöneteceksin?’
Evet Tayyip Erdoğan ile beraber Türkiye’yi yönetmeye mecburuz.
Türkiye, Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde tek başına onunla buradan çıkamaz ama onsuz da buradan çıkamaz. Çünkü hala arkasında Türkiye’nin yarısı var.
Devlet Bahçeli de onunla birlikte, ikisi Türkiye’nin yarısı ediyor.
Bir de onun tabanında vatansever, emekçi, zanaatkar güçler var.
Tayyip Erdoğansız bir hükümet kurmaya kalktığınızda o hükümet, FETÖ, PKK, CHP, İYİ Parti hükümeti olur.
Onlar da Türkiye’yi yangın yerine çevirir…”
***
Bunlar subjektif değerlendirmedir.
Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan’a mahkum değildir.
Yalçın Küçük’ün yazdığı gibi “kanunsuzluğa ve vahşete, alkış mı tutacağız, bu ilkelliktir. Alkışlamak, bayram yapmak ilkelliği ve ditatoryayı alkışlamaktır.”
İstanbul seçimleri de gösterdi ki, Erdoğan+Bahçeli yarım bile etmiyor.
Perinçek ( ne demekse) Erdoğan’ı “İslami Kemalist” olarak değerlendiriyor!
Atatürk’ün resimlerinin indirildiği, meydanlardan, okullardan “Atatürk” adının silindiği, devrimlerin inkar edildiği, mirasının talan edildiği günleri yaşarken…
Kur’an Kurslarında, tarikat yurtlarında, dinci vakıflarda cinsel tacizlerin ayyuka çıktığı günlerin içindeyken…
Diyanet İşleri Başkanı’nın, olanlara rağmen hala o koltukta oturuyor olmasına karşın…
***
Perinçek’e göre, “Türkiye, çok kritik bir mücadele veriyormuş.
Bu süreçte yapılan haksızlıklar görmezden gelinebilirmiş.
Zaten cezaevindekilerin tamamı PKK’lı ya da FETÖ’cüymüş.
70 bin kişi içerdeyse haksızlığa uğrayan 700 kişi yokmuş.
Şu an yargı tarafsız ve ‘Ak Parti’nin yargısı’ tartışmaları yersizmiş.”
Bu sözü açalım:
İmam Hatiplilere özel muamele yok!
Torpil işlemiyor!
Atatürkçü yöneticiler görevlerinden alınmamış, sürülmemiş!
Atatürkçü aydınlara, yazarlara dava açılmamış.
FETÖ’nün siyasi ayağı yok.
Sözcü davası yok, yazarları yargılanmıyor.
700 kişi haksızlığa uğramış olabilir!
Ne çıkar?
Böyle günlerde bazı yanlışlıklar yapılabilir.
Hoş görmeliyiz, sineye çekmeliyiz.
Ergenekon, Balyoz gibi davalarda asker, sivil kişiler zarar görmüş olabilir;
Cezaevlerinde ölenler, canına kıyanlar, aç, sefil kalanlar, işinden olanlar, onuru kırılanlar olabilir.
Olsun…
Bazen sapla saman karışabilir.
Kuru odun yakalım derken, bazen yaş odun da yanabilir.
Büyütmemek gerek!
***
Yabancı bir basın mensubu Doğu Perinçek’e sormuş:
“Darbe girişiminin aydınlatılmayan yönleri var mı, varsa siyasi ayağın kimler?”
Cevap:
“Siyasi ayak var: Abdullah Gül, Babacan ve Davutoğlu.
İşte bunlar FETÖ’nün siyasi ayağı.
Amerika denetimindeki muhalefet siyasi ayak diye Tayyip Erdoğan’ları göstermeye çalışıyor. Tayyip Erdoğan FETÖ’yle ölümüne savaşıyor.
Ölümüne savaşanlara siyasi ayak demek hiç gerçekçi olmuyor.”
Perinçek’in açıklamaları da bana gerçekçi gelmiyor.
Sayın Erdoğan bugün savaşıyor, peki dün ne yapmıştı?
Abdullah Gül cumhurbaşkanıyken, Babacan Hazineden sorumlu bakanıyken, Davutoğlu başbakanken; FETÖ’nün okullarını açmışlar, yabancı ülkelerdeki konsolosluklara FETÖ’ye yardımcı olmaları için yazılar yazmışlar, militanlarını orduya, emniyete, bakanlıklara yerleştirmişler…
Recep Tayyip Erdoğan, koynunda yılan beslemiş.
Olup bitenlerden haberdar edilmemiş.
Tüh, tüh… Bak sen, şu “münafıkların” yaptığına.
Peki;
Milli Güvenlik Kurulları’nda alınan kararlara “şerh” koyan kim?
Fetullah’ın toplantılarında konuşan kim?
“Bitsin bu hasret” çağırısında bulunan kim?
Yemeklerde buluşan kim?
Ne istediyse veren kim?
O savcıları, o hakimleri o makamlara atayan kim?
Zırhlı aracını FETÖ’cü savcıya veren kim?
***
Sen, “AKP, Amerikan Projesidir” de.
Sen, “AKP, Ilımlı İslam’ı kuracak” de.
Sen, “AKP, Laiklik karşıtı, gerici partidir” de.
Sen, AKP’nin kurucularına “Cumhuriyet yıkıcıları” de.
Sen, “KİT’ler vatandır, vatan satılmaz” sloganını at.
Sen, “AKP vatanı satıyor” diye bağır.
Sen, AKP’nin Genel Başkanı’nı, BOP Eş Başkanı ilan et.
Sen, “AKP Genl Başkanı, Irak’ta Amerikan ordusu galip gelsin diye dua etti” de.
Sen, “Irak’ta Türk subaylarının kafasına çuval geçirildiğinde, AKP Genel Başkanı’nı sustu” de.
Sen, AKP kapatılsın kampanyaları düzenle, Anayasa mahkemesine baş vur.
Sen, AKP’nin ileri gelenlerini “hırsız”, “soyguncu”, “arsız” diye suçla.
Sen, AKP’nin Genel Başkanı’nı, bakanlarını gittikleri her yerde, her toplantıda protesto ettir.
TGB’li gençleri önlerine çıkar.
Sonra söylediklerini, yazdıklarını unut.
Can-ciğer ol.
Saraya git, tokalaş.
****
Dün, “ABD’nin yanında” diyordun, bugün “karşısında” diyorsun.
Dün, “Suriye bataklığına sürükleyen” diyordun, bugün “kurtarıcı” görüyorsun.
Dün, “PKK’ya yüz veriyor” diyordun, bugün “savaşıyor” diyorsun.
Dün, Seyit Rıza’nın heykelini kurdu, Şehy Said’i andı diyordun, bugün susuyorsun.
Dün, “andımızı yasakladı” diye bağırıyordun, bugün konuşmuyorsun.
Dün “vatan batırıcısı” diyordun, bugün vatan “kurtarıcısı” ilan ediyorsun.
Dün eleştiriyordun, bugün övüyorsun.
Dün bu taraftaydın, bugün karşı tarafta.
Dün mü yalandı, bugün mü?
Dününe mi inanalım, bugününe mi?
***
Kraldan çok kralcı oldunuz!
Cumhuriyet yıkıcılarını yıkacaktınız, birlik oldunuz.
Dağlarımız talan ediliyor, ovalarımız yok ediliyor, ormanlarımız yakılıyor, madenlerimiz satılıyor görmüyorsun, konuşmuyorsun, yazmıyorsun.
Gazetene sansür koyuyor, yazanı kınıyorsun.
Televizyonun göstermiyor.
Metin Feyzioğlu’nu koruyor, Türk-İş Genel Başkanı’na sahip çıkıyorsun.
İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı ikinci oylamasında adayınızı çekmediniz.
Yüz bin oyunuz vardı, kaybedeceğinizi bile bile seçime girdiniz.
AKP’nin adayıyla görüştünüz.
Yani, milletin parasını tarikatlara, dinci vakıflara aktaran anlayışa destek oldunuz.
Rantçıların, rüşvetçilerin, asalakların yanında durdunuz.
***
“23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı da yanlış bulmuştunuz.
Hatta daha ileri giderek “Atatürk peygamber değil… demiştiniz.
Gericilerin ekmeğine yağ-bal olmuştunuz.
***
Sol’dan, sağa geçenleri çok gördüm, hepsi unutulup gittiler.
Fakat sizin, sağa geçmenizi affetmeyeceğim.
Kusura bakmayın iki örnek vereceğim:
Mustafa Kemal Atatürk, Sevr’i imzalayan, Vahdettinle birleşseydi;
Amerikancı ya da İngiliz sever mandacıların sözüne kansaydı;
Türkiye Cumhuriyet’ini kurabilir miydi?
İran’da, TUDEH’in başına gelenler sizin de başınıza gelmesin.

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. GÖNÜL PINAR ATACI dedi ki:

    Ulusal ve toplumsal devinim, evrim ve devrim süreçlerine hayret ve teessüf edilecek düzeyde aykırı, tersine ve olumsuz ‘fenomen’ olmuş bir ideolojik ve politik çizgiye ve bu çizginin temel öznesi ve ögesi sayın Perinçek’e karşı tamamen gerçek ve haklı, tümüyle temelli ve gerekli, olağanüstü önemli ve değerli saptamalar, teşhisler, yorumlar, genellemeler, sonuçlar, eleştiriler, teşhirler. Üstün ve özgün yazarı sevgili hocamız Celal DURGUN’u en yürekten duygular, en iyi dilekler ve en derin saygılar sunarak kutlamak gerek.

BİR YORUM YAZ