Alexa
DOLAR 7,3575
EURO 8,6876
ALTIN 461,743
BIST 1100,26
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 36°C
Sıcak

Prof.Dr.Haydar Çakmak’tan “Medya Siyasete Özel” Önemli Açıklamalar

Medya Siyasette de köşe yazıları yayınlanan,Uluslararası ilişkiler konusunda yaptığı çalışmalar ile tanınan Prof.Dr. Haydar Çakmak  corona virüs salgını ve yaşanan son siyasi gelişmeler ile ilgili genel yayın yönetmenimiz Murat Selamoğlu’na dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Prof.Dr. Haydar Çakmak yaptığı açıklamada Hükümetin son dönemler de bilim kurulunun tavsiyelerine uymama gibi emareler gösterdiğini belirterek,bazı şehirlerde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi gerektiğini,belirtti.

Haydar Çakmak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı yardım kampanyası ve belediyelerin yardım kampanyalarının iptali ile ilgili soruya verdiği cevapta “İstanbul seçimlerinin iptali kadar ciddi stratejik ve politik bir hatadır. Bu tavrının bedelini mahkemeler olmasa bile halk ödetir ” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu ve Babacan’ın kurdukları parti ve parti kurma hazırlığında olan Çoban Ateşi Hareketi Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu ile ilgili soruya verdiği cevapta ise Çakmak,”AKP, Türk aydının siyaset yapma alanını yok etmiştir” derken Çoban Ateşi Hareketi içinse “AKP iktidarını düşürüp iktidara gelecek bir potansiyele sahiptir” dedi.

Prof.Dr. Haydar Çakmak sorulara şöyle cevap verdi:

Corona virüs biyolojik bir silah mıdır?

Bu sorunun cevabını evet ya da hayır olarak verebilmek için ülkelerden birisinin net olarak bu iddiaya açıklık getirmesi gerekir. Çin dışişleri bakanı sözcüsü CaoLicien 13 Mart 2020 tarihinde yaptığı resmi açıklama da, bu virüsü Amerikan askerlerinin Wuhan’a getirdiğini açıkladı. Bunun üzerine ABD de ki Çin büyükelçisi dışişleri bakanlığına çağrıldı ve izah istendi. Bir hafta sonra da ABD Dışişleri bakanı Pompeo, Çin Komünist Partisi Dış İlişkiler Ofisi Direktörü Yang Jiechiyi arayarak bu tür dedikoduları yayma zamanı olmadığını, bunun yerine her ülkenin bir araya gelerek ortak tehdide karşı birlikte savaşma zamanı olduğunu belirttiğini duyurdu. Batı basını da, aleni bir şekilde bu virüsü ABD askeri yüksek teknoloji laboratuvarların da imal edildiğini yazmaktadır. Ama hiç kimsenin elinde kanıt yoktur. Biyolojik silah kullanmak uluslararası hukuk, savaş hukuku, insan hakları ve uluslararası anlaşmalara göre yasaktır ve bir insanlık suçudur. Dolaysıyla bunu ben yaptım diyecek bir ülke olmaz, zira ağır yaptırım ve cezaları vardır. Ama şu da bilinmektedir ki, biyolojik, bakteriyel ve kimyasal silahlar var ve kullanılmaktadır. Konunun uzmanları Corona virüsün üretilmiş olabileceğini belirtiyorlar ama üretilmiş demiyorlar. Dedikleri taktirde bunun kendileri için de bir sonucunun olacağını biliyorlar.

Dünyada Özellikle siyasetçiler buna Cumhurbaşkanı Erdoğan’da dahil corona virüs sonrası hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıklamalarında bulunuyorlar.Sizce kast ettikleri nedir,eskisi gibi olmayacak ne?

Bu tür demeçlerin, içi boş ve konjonktürün dikte ettirdiği hesapsız ve ayaküstü laflardır. Bu demeçlerin içine biz bakacak olursak, ancak şunu görürüz; ekonomik olarak, politik, kültürel olarak ve spor alanın da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır demek istiyorlar. Ekonomik olarak zaten sonucu ortaya çıktı, turizm ve yeme içme sektörü çöktü ve çalışanlar işsiz kaldı. Sosyal ve ekonomik sorunlar zaten vardı ve iyice büyüdü. Bu önemli bir sonuçtur. Ama bu virüsü yaşayan, Singapur, Hong Kong, Güney Kore ve Japonya bu küresel sorunu hafif sıyrıklarla atlattılar. Üretim aksamalara rağmen devam etti. Tedarik zincirin de önemli bir kopma olmadı. Kıtlık, yoksulluk gibi bir sorun yaşanmadı. Geçmişte yaşanan bu tür küresel olaylara baktığımız da, bazı şirketler batar ama yenileri kurulup o yola devam eder. Çin üç ay gibi kısa bir sürede eski haline dönmeye başladı, ama tabii ki maddi ve manevi olarak önemli kayıplar verdi. Her olayda olduğu gibi Corona virüs olayında da yetenekli yönetimler sorunu iyi yönetmiştir. Sorunu iyi yönetemeyen İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkeler de hükümetler bir fatura ödeyecektir. Bu ülke halklarının ideolojik değil akıl ve çıkarlarına göre oy verdiği malumdur. Halklar yönetimlerden hesap soracaktır. Bu önemli bir corona virüs sonucudur. Sağlık sektörünün yetersiz kaldığı suçlaması da doğru değildir. Hiçbir ülke sağlık yapılanmasını her yüz yılda bir ortaya çıkacak felaketler için fazladan hastane yapmaz, fazladan doktor ve hemşire eğitip bir köşede oturtmaz. Esas olan şey, bu boyutta bir sorun olduğun da, mevcut imkanları iyi kullanmak ve sorunu iyi yönetmektir. Almanya’nın yaptığı gibi. Almanya da doktor ve hemşire sayısı veya hasta hane sayısı İngiltere veya Fransa dan fazla değildir. Burada ki fark Alman hükümetinin sorunu iyi yönetmesidir. Eğitim, sanat, kültür ve spor alanların da ciddi sonuçları hemen olmuştur. Bunun nedeni felaketin büyük olmasından ziya de bu alanı yaşatan insanın bizatihi kendisinin sorun yaşamasıdır. Bir başka ifadeyle tuzun kokmasıdır. Ama bu alanlarda ki sorun virüsün bitmesiyle eski haline dönecektir diye düşünüyorum. Bura da bir ayrıntıyı not etmek gerekir. Bu küresel sorun, başarısız yöneticiler için bir fırsata dönüşe bilir. Şöyle ki başarısızlığını örtmek için, aslında her şey iyi gidiyordu ama bu felaket başımıza geldi ne yapalım bütün dünya aynı durum da diyerek kendi yönetiminin başarısızlığını örtmek isteyebilir. Bazı yöneticiler ise yapmak isteyip te yapamadığı, bir fırsat kolladığı veya bir bahane aradığı bir durum varsa Corona virüsünü bahane ederek veya kullanarak arzusunu yerine getirmek isteyebilir. Olayın sonucuna küresel olarak bakacak olursak, çok ciddi veya radikal bir değişimin olacağını sanmıyoruz. Geçişte ki büyük değişiklikler yapan olaylara baktığımız da, corona virüsünün çok basit ve küçük olduğunu görürüz. Roma İmparatorluğunun 476 da yıkılışı, 1453 de Doğu Bizans’ın Türkler tarafından yıkılışı, 1529 da, Protestanlığın (Martin Lutter, Jean Calvin) ortaya çıkması, 1789 Fransız İhtilali, Birinci (1914-1918) ve İkinci (1939-1945) Dünya Savaşları, 1917 Bolşevik İhtilali ve Doğu-Batı Bloklarının kurulması ve nihayet 1989 Doğu Blokunun yıkılması olayları dünya da önemli değişiklere neden olmuş veya Dünya’yı derinden etkilemiştir. Orta Çağda Avrupa da baş gösteren Veba salgını (Kara Ölüm)1347-1351yılları arasın da 60 milyon nüfusa sahip Avrupa kıtasın da, 30 milyon kişi, yani nüfusun yarısı ölmüştür. Ama çağ açıp çağ kapatmamıştır. Acı ve  büyük bir dram olarak hatırlanmaktadır.

Her ne kadar son günlerde vaka ve can kaybında ABD’de öne geçmiş olsa da Corona Çin’den sonra en çok Avrupa’da etkisini gösterdi. İtalya bu süreçte Avrupa Birliği’nin destek vermediği gerekçesiyle oldukça sert açıklamalarda bulundu.Birçok uzman Corona sonrası AB’nin dağılabileceği söylüyor.Siz ne düşünüyorsunuz? Dağılır mı AB?

Avrupa Birliği 25 Mart 1957 de 6 Avrupalı ülke (Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) tarafından Roma da kuruldu, yani 63 yıllık bir örgüt. AB, büyük hayallerle kuruldu. Avrupa Cumhuriyeti veya Avrupa Birleşik Devletleri kurma planları vardı. Amaçları da Avrupa da barışı ve refahı sağlamaktır. Avrupa kıtasın da cereyan eden iki dünya savaşı Avrupa halklarını ve devletlerini çok yoksullaştırdı. Galip ülkeler de büyük kayıplar verdi. Avrupalı ülkeler aralarında ki sorunları çözemediler sadece dondurdular veya ertelediler. AB, 1970 ve 1980 yıllarında ciddi sorun yaşamadı. 1989 Doğu Blokunun yıkılmasından sonra yani Soğuk Savaş sonrası küçük sorunlara rağmen altın yıllarını yaşadı. 12 Eylül 1990 da İki Almanya’nın birleşmesine İngiltere ve Fransa kerhen evet demiştir. AB, birçok soruna rağmen son yirmi yıl boyunca umudunu korudu ve büyümeye devam etti. İngiltere’nin 2016 yılında AB’den çıkma kararı bazı Avrupalı ülkeleri memnun etti, özellikle Fransa ve Almanya İngiltere den kurtulduk havasına girdi. Ama İngiltere sadece küçük bir ada devleti değildir. Dünya’nın en büyük sömürgeci ülkesidir. Büyük bir tarihi mirası, diplomatik becerisi ve arkasında 11 Aralık 1931 de kurulan 54 ülkenin üye olduğu İngiliz Milletler Topluluğu (Commonweilth) ve daha da önemlisi Anglo-Sakson ülkeleri bulunmaktadır. Kanada ve Avustralya da sembolik te olsa halen İngiliz kraliçesinin atadığı genel valiler var. Yani demem o ki AB virüs öncesi zaten çok ciddi bir darbe yedi ve hesaplaşmalar başlamıştı. 2009 da yürürlüğe giren AB anayasası (Lizbon Konvansiyonu) zaten çok vitesli yada “a la carte” AB’ne yol açtı.  Polonya ve Macaristan rahatsızlıklarını yüksek sesle belirtiyorlardı. AB’nin dağılması veya daha gevşek bir birliğe dönüşmesi bütün uluslararası örgütler gibi mümkündür. Tarih te bunun çok örneği (Varşova Paktı, Bölgesel Kalkınma Örgütü, Batı Avrupa Birliği vd) var. İngiltere boş durmayacaktır. AB üyesi ülkeleri çıkmaları yönünde teşvik edecek ve kendisinin kuracağı daha özgür ve gevşek yapılı ekonomi ağırlıklı yeni bir örgütleşmeye gitme ihtimali çok yüksektir. Daha önce 1960 da kurduğu EFTA ( TheEuropeanFreeTradeAssociation) gibi yeni bir yapılanmaya gidecektir. Ama bunun Corona virüs ile bir ilgisi yoktur. Ama corona virüsün yarattığı olumsuz havayı kullanır veya yararlanır, bu da normal bir durumdur. İtalya zaten var olan rahatsızlığını corona virüs olayını da ekleyerek AB için kötü bir başlangıcın sebebi olabilir. Zira İtalya AB’nin önemli ve itibarlı bir ülkesidir. Bir kez daha belirtelim ki corona virüs bu haliyle Avrupa da veya dünya da çağ açıp çağ kapatacak kadar güçlü bir olay değildir. Ayrıca bugünkü Avrupa ve dünya düzeninden çok memnun olan Almanya, Fransa ve Belçika gibi ülkeler mevcut düzenin devamı için var güçleriyle uğraşacaklardır. Hakeza Çin, Japonya ve Güney Kore de bu düzenin önemli kazananıdır. Onlarında bu paralel de çalışacakları muhakkaktır.

ÇİN İTİBAR VE SEMPATİ KAZANMIŞTIR

Son köşe yazınızda “Dünya çapında sorun haline gelen bu Pandemi’den en karlı çıkan ülke Çin olmuştur” diyorsunuz.En çok ölümün yaşandığı ülke Çindir.Nasıl bir karlı çıkma kast ettiğiniz?

Çin, corona virüsün beklenen büyük tahribatını önledi. Bütün dünya bu sorunu sadece Çin yaşayacakmış gibi algıladı. Ama görüldü ki bu bir salgın (Pandemi) ve bütün dünya etkilenecektir. Hatta batılı ülkeler Çin den ve diğer Asyalı ülkelerden daha fazla zarar görecekler. İtalya, İspanya ve diğer Avrupalı ülkeler bunu yaşamaktadır. Hatta belki de, ki bugün öyle gözüküyor ki ABD Çin den daha fazla zarar görecektir. Çin tekrar üretime başladı ve başta İtalya olmak üzere bütün Dünya’ya ciddi sağlık, bilim ve mal tedariki yapmaktadır. Bu yardım ve işbirliği nedeniyle de Çin itibar ve sempati kazanmaktadır. ABD, Avrupa ve hatta bütün dünya da ne kadar daha sürecek bu bilinmemektedir. Ama Çin sorunu önemli derece de çözmüştür.Bu ve benzeri soruların daha geniş cevabını daha önce Medya Siyasette yazdığım “Coronavirüs sonrası hesaplaşma” ve “Corona-19 ‘un Gücü” adlı makalelere bakmak faydalı olacaktır.

Orta Doğu Bölgesin de, Başta Suriye olmak üzere bir sonucu olurmu?

Bölgede bilindiği gibi, Suriye, Yemen ve Libya da askeri çatışmalara varan sorunlar yaşanmaktadır. Bugün itibariyle askeri çatışmalar olmamaktadır. Bu durum bile başlı başına olumlu bir sonuçtur. Virüs salgını sorunu çözmez ama çözümün de rol oynayabilir. Zira herkes can ve mal derdine düştü ve bölge sorunların da oluşan ittifaklar da çok güçlü olmadığı için virüsün yaratacağı politik, ekonomik ve psikolojik ortam ittifaklar arasın da değişim veya yumuşama sağlayabilir. Örneğin İtalya ve İspanya artık Fransa ve Almanya’nın desteklediği taraflara destek vermeyebilir ve AB’nin alacağı ortak kararları engelleyici tavır içinde olabilir. Özellikle de bu tavrın İtalya açısından Libya sorunun da böyle olacağını söylemek kahin bir tutum olmayacaktır.

BİLİM KURULU TAVSİYELERİNE UYMAMA GİBİ EMARELER GÖRÜLMEKTEDİR

Hükümetin corona virüs ile ilgili aldığı tedbirler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu tedbirler yeterli mi?Sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli mi?

Hükümetin aldığı tedbirlerin iyi olduğunu düşünüyorum ama daha iyisini de yapabilirdi sanırım. Sorunu yaşayan bütün ülkeler benzer tavır ve tedbirler uygulamaktadır. Uluslararası bir standart oluştu, zira aynı sorun yaşanmaktadır. Türkiye de bu yöntemi uygulamaktadır. Ancak son dönemler de bilim kurulu tavsiyelerine uymama gibi emareler görülmektedir. Bu çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bu emarelerden birisi de kanımca sokağa çıkma yasağıdır. Hükümet, başta İstanbul olmak üzere virüsün yaygın olduğu bazı kentler de sokağa çıkma yasağı uygulaması daha doğru bir yaklaşım olurdu kanısına sahibim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı bağış kampanyası ve belediyelerin iptal edilen bağış kampanyaları hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Hükümet, sorunlu ve felaket dönemlerinde yurttaşların desteğini isteyebilir, bu normal bir durumdur. Ancak belediyelerin de böyle bir hakkının olduğunu düşünüyorum. Hükümet, belediyelerin yardım kampanyasını önleyerek çok ciddi bir hata yapmıştır. İstanbul seçimlerinin iptali kadar ciddi stratejik ve politik bir hatadır. Bu tavrının bedelini mahkemeler olmasa bile halk ödetir diye düşünüyorum.

Corona virüsü sonrası Türkiye’yi bekleyen en önemli sorun veya sorunlar sizce ne olacak.

İki ciddi sonucunun olacağı muhakkaktır. Birincisi ekonomik sonucudur. Bunu şimdiden görmek mümkündür. Turizm sektörü çökmüştür ve bu en az bir yıl sürer. Türkiye dünyanın en çok turist ağırlayan altıncı büyük ülkesidir ve çok ciddi ekonomik geliri vardır. Bu gelir yaklaşık yıllık 40 milyar dolardır. Bu sektör de ki işverenler ve çalışanlar işsiz kalmıştır. Üretim azalmıştır dolaysıyla işten çıkartmalar çoktur. Lokantalar, kahveler ve pasta salonları kapanmıştır, sahibi küçük esnaf ve buralarda çalışanlar işsizdir. Bu durumun yarattığı ekonomik sorunlar ve bu sorunların yarattığı sosyal çöküş olacağını maalesef görüyoruz. Zaten çok ciddi sorunu olan Türk ekonomisi bu virüs darbesini zor kaldırır. Dış yardım şarttır. İMF ve Dünya Bankası kredilerine geri dönüş yapmak zorunda kalabiliriz. Bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi ciddi ekonomik sorunlar ciddi politik sonuçlara neden olur. AKP iktidarının sonunun geldiğini söylemek abartılı olmayacaktır. İşini kaybederek yoksullaşan yeni kesim, zaten yoksul olanlar gibi verilecek sosyal yardımlar nedeniyle hükümete minnet duymayacaktır.

AKP, TÜRK AYDININ SİYASET YAPMA ALANINI YOK ETMİŞTİR

Corona virüsü nedeniyle ülkede siyasi gündem de değişti.AKP’den ayrılan Davutoğlu ve Babacan yeni partilerini kurdular.Eski sağlık bakanı Rifat Serdaroğlu’nun başlattığı Çoban Ateşi Hareketi partileşme sürecindeÖnümüzdeki süreçte Türkiye’yi siyaseten neler bekliyor?

Son yirmi yıldır Türk siyasi hayatını MHP (Büyük Birlik Partisi, İyi Parti) ve AKP’nin ( Gül, Babacan ve Davutoğlu) türevleri yönetmektedir. Bu partiler gerekli olduğu için değil zorunluluktan ortaya çıkmaktadır. Başka partiler kurulmadığı için oluşan boşluğu yine aynı zihniyetten ve ideolojiden kimseler kurmaktadır. Kasıtlı olarak geri bırakılan Türk halkı mevcut bu parti ve aktörlerinin kalitesini, becerisini ve samimiyetini ölçememektedir. Dikkat edilirse bu iki ideolojik siyasi yapılanma halkın en hassas olduğu milli ve dini ideolojisi üzerinde siyaset yapmaktadır. Dini ve milli değerleri istismar etmelerine rağmen halk bunu fark edememektedir. Muhalefet de bunu anlatmaktan acizdir. AKP, Türk aydının siyaset yapma alanını yok etmiştir. Siyaseti ya bende yaparsın yada yaptırmam noktasına gelmiştir. Siyaset için en önemli faktörlerden olan özgürlük kısıtlanmış, para ve basın yayın AKP’nin kontrolüne girmiştir. Halk, sürekli bir şekilde beceriksiz, eğitimsiz, görgüsüz ve bağnaz politikacılar gördüğü için umutsuzluğa düşmüştür. 1982-1992 Turgut Özal döneminde gördüğümüz yağma ve talana tekrar döndük. Türk siyasi hayatı Polifaji (Sürekli yeme hastalığı, doymama hissi) hastası insan tipleriyle doldu.

Sorunuzda sözünü ettiğiniz Babacan ve Davutoğlu 15 yıl hükümetin içinde olmuş ve bugünkü sorunların oluşmasın da payı olan insanlardır.Herkesin beklediği gibi büyük kavgaların da çıkacağını sanmıyorum. Dünyanın en sağlam ittifakı suç ortaklığıdır. Aynı suçu işleyen kişi diğerini ele vermez veya açık etmez.AKP den fiziki olan ayrılan ama aynı ideolojiye sahip bu parti ve kişilerden Türk milletine ve Türk devletine bir fayda gelmez. Türk milletinin İslamiyet öncesi ve sonrası oluşturduğu değerlerin tamamına saygılı olmayan hiçbir siyasi oluşum Türk milletinin hayrına olmaz. Çağdaş, modern, Atatürkçü, hukukun üstünlüğü, insan ve hayvan haklarına saygılı ve demokrasiye inanmayan partiler Türk milletinin yaşam felsefesine ve dünya görüşüne terstir. Türk milleti düzgün politikacıları ve onurlu çağdaş rejimleri hak etmektedir.

ÇOBAN ATEŞİ HAREKETİ, AKP İKTİDARINI DÜŞÜRÜP İKTİDARA GELECEK BİR POTANSİYELE SAHİPTİR

Rifat Serdaroğlu, mevcut siyasi liderler arasın da entelektüel yani en yüksek olan siyasetçidir. Düzenli olarak yazdığı makaleleri milyonlarca kişi tarafından okunmakta ve beğenilmektedir. Siyasi tecrübesi ve temiz geçmişi olan bir siyasetçidir. Prezantabl, görgülü, eğitimli, kompleksiz, mütevazi, maddi ve manevi olarak doymuş birisidir. Bu durum önemli bir avantajdır. Çağdaş, modern, Atatürkçü, dogmatik ve köhne ideolojilerden uzak, Türk ekonomisinin ve halkının gerçek ihtiyacını karşılayacak karma ekonomi sistemini benimseyen, akılcı ve demokratik bir felsefeye sahip olması Türk siyasi hayatına kalite getirecektir. Milliyetçi ve maneviyatçı olması, dini ve milliyetçiliği istismar etmeyen klasik anlayışta “Milli ve mukaddesatçı çağdaş bir siyasi felsefeye sahip olması ve halkın beklentilerine cevap verecek bir siyasetçidir. Rifat Serdaroğlu Çoban Ateşi Harekatını bir siyasi partiye dönüştürürse Türk siyasi hayatına zenginlik ve renk getirecektir. AKP iktidarını düşürüp iktidara gelecek bir potansiyele sahiptir. Zira mevcut parti ve liderlerden çok farklı ve halkın beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verecek niteliktedir.

Prof.Dr. Haydar Çakmak Kimdir? 

Prof. Dr. Haydar Çakmak, 05.09.1956 tarihinde Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinin Boğazevci Köyü’nde dünyaya gelmiştir.
Lisans eğitimini Fransa’nın Dijon kentinde bulunan Bourgogne Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü’nde (Faculte De Sciences Humaines),
Yüksek Lisansını 1987 yılında yine Fransa’da, Besançon kentin-de Franche-Compte Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi’nde (Faculte De Sciences Humaines),
Doktorasını Paris-x Nanterre Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bil-giler Fakültesi’nde ( Faculte De Droit et de Sciences Politiques) “La Turquıe Et Les Organisations Internationales” konulu tezi ile ta-mamlamıştır (1993).
1999 yılında Uluslararası İlişkiler anabilim dalında doçent, 2005 yılında ise aynı anabilim dalında profesör olmuştur.
1979-1994 yılları arasında Fransa’da yaşayan Prof. Çakmak,
Ocak-Ekim 1994’te UNESCO milli komitede dokuz ay geçici gö-revle çalışmış,
1994-2000 yılları arasında Trabzon Karadeniz Teknik Üniversite-si’nde Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı ve öğretim üyeliği yapmış,
2000-2001 eğitim ve öğretim yılında Kazakistan’da Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı ve öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.
2005 Haziran-2006 Ocak ayları arasında Genelkurmay Başkanlı-ğına bağlı “Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi”nin kurucu başkanlığını yaptıktan sonra kendi isteği ile ayrılmış,
2004-2007 yılları arasında dört yıl süreyle Avrupa Birliği’nin Jean Monnet burslarının jüri üyeliği ve jüri başkanlığını yapmıştır.
Nisan 2002 ve Temmuz 2012 yılları arasında Ankara, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığı yapmıştır.
Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın yayımlanmış eserleri ve diğer çalışmalarından bazıları şunlardır:
A- KİTAPLAR:
Yazdığı Kitaplar
1- 1989’dan Günümüze Gürcistan, Karadeniz Teknik Üniversi-tesi, Kafkasya ve Orta Asya Ülkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını, 1998, Trabzon.
2- Avrupa Güvenliği, Akçağ Yayınları, Ankara, 2003.
3- Uluslararası Krizler ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Platin Ya-yınları, Ankara, 2004.
4- Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri, Platin Yayınları, Ankara, 2005.
Editörlüğünü Yaptığı Kitaplar:
1- Uluslararası İlişkiler: Giriş, Kavram ve Teoriler, Platin Ya-yınları, Ankara, 2006.
2- Türk Dış Politikası, Platin Yayınları,2008.
3- Terörizm, Platin Yayınları, Ankara, 2008.
4- Suç, Terör ve Savaş Üçgeninde SİBER DÜNYA, Platin Ya-yınları 2009.
5- Terörizmin Finansmanı ve Ekonomisi, Platin Yayınları 2009.
B- MAKALELER:
1- Avrupa’nın Sınırları, Dış Politika dergisi, No: 1-2/96, Sayfa: 29-40, Dış Politika Enstitüsü ile Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Vakfı yayını, Ankara.
2- Uluslar Arası İlişkiler ve Kültür, Dış Politika dergisi, No: 3-4/96, Sayfa: 53-61, Dış Politika Enstitüsü ile Türkiye Uluslara-rası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Vakfı yayını, Ankara.
3- Yeni Dünya Düzeni, Yeni Forum Dergisi, Mart 1997, Sayı: 334, Sayfa: 28-38, Ankara.
4- Avrupa’nın Sorunları, Prof, Dr, Abdulhaluk M. Çay’a Ar-mağan kitabında makale, 2. cilt, Sayfa: 213-243, 1998, Ankara.
5- La Turquie Entre L’Europe Et Le Türkistan, Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Kış 2003, Sayı: 3, Cilt: 5, Sayfa: 207-215, Ankara.
6- AB’nin Kafkasya Politikası, Karadeniz Araştırmaları Dergisi, Güz 2004, Sayı: 3, Sayfa: 139-147, Ankara.
7- Son Olaylar ve Bir İran Analizi, KÖK dergisi, Sosyal ve Stra-tejik Araştırmaları Vakfı dergisi, Ankara.
8- Foreigne Policy Of Atatürk, KÖK dergisi, Sosyal ve Stratejik Araştırmaları Vakfı dergisi, Ankara.
Bunların dışında Prof. Çakmak’a ait olan ve yayınlanan 23 adet bilimsel makalesi daha vardır.
C- BİLDİRİLER:
1- İran’ın Kafkasya Politikası, Uluslararası İlişkiler Bölümleri Birinci Ulusal Kongresi, 18 – 20 Nisan 1996, Trabzon, KTÜ tarafından kitap halinde basılmıştır. Sayfa: 54-67.
2- Karabag Problem Wiıth Its And Toda”, The 6th World congress of Azerbaijanais, 11-13 octber 2002, Den Haag- Holland.
3- Avrupa Güvenliğinde Türkiye’nin Rolü, Müzakere Sürecinde Avrupa Birliği ve Türkiye, Uluslararası Sempozyum, 21-23 Eylül 2004, AB Araştırma ve Uygulama Merkezi, Gazi Üniversitesi, Ankara. (Kitap olarak basılmıştır.)
D- YÖNETTİĞİ PROJELER:
1- Uluslararası İlişkiler Terimleri Sözlüğü, TDK Başkanlığı, 2007.
2- Avrupa Birliği Ülkelerinde Azınlık Dilleri ve Uygulamaları, TDK Başkanlığı, 2008-2010.
3- Soğuk Savaş Sonrası NATO’nun Değişimi Ve Türkiye, TÜBİTAK, 2010-2012.

UYARI:Söyleşinin yayın hakkı Medya Siyasete aittir.Tamamı yada bir kısmı YAZILI-GÖRSEL BASIN VE İNTERNET SİTELERİNDE Medya Siyaset kaynak gösterilip link verilmeden yayınlanamaz.

Murat Selamoğlu

Murat Selamoğlu

Ülkesi ile ilgili sorunlara kafa yoran ve bununla ilgili çözüm yolları arayan Türklüğüne aşık iş adamı. Medya Siyaset genel yayın yönetmeni. Gazeteci yamağı.Köşe yazarı.
Murat Selamoğlu Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.