Alexa
Medya Siyaset

Prof.Dr.Şengül Hablemitoğlu’ndan Leyla Alaton’a Çok Özel Açıklamalar

Prof.Dr.Şengül Hablemitoğlu’ndan Leyla Alaton’a Çok Özel Açıklamalar

TV+ ‘da yayınlanan,Leyla Alaton’un sunduğu Kadın Makamı adlı programın “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü özel bölümünde” konuğu Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu oldu.

Hablemitoğlu,Leyla Alaton’un sorularını şöyle cevapladı.

Leyla Alaton: Hocam, ben sizi nerede tanıdım ve sevdim biliyor musunuz? Bayan Yanı dergisinde… Bence çok önemli bir dergi bu. Hakikaten feminizmi Türkiye’ye tanıtan ve bunu gayet nüktedan bir şekilde o kadar güzel anlatan bir dergi ki… Dergide yazan, çizen her bir kalemin arkasında zeka fışkıran kadınlar olduğunu düşünüyorum. Sizin sayfanızı da hiçbir zaman kaçırmam. Niye biz bu feminist kelimesini hala anlatamıyoruz insanlara? Feminizmin negatif imajı nasıl düzelecek?

Şengül Hablemitoğlu: Ben de Bayan Yanı’na teşekkür ediyorum. Beni sizin gibi muhteşem isimlerle buluşturuyor. Feminizm erkeklerin çok sevdiği bir alan değil. Dolayısıyla ötekileştiriliyor ve ötekileştirilmeye de çok müsait bir alan. Çünkü kadından yana ve kadını anlatmak zorunda feminizm. Kadının sorunlarından bahsetmek zorunda. Ataerkil sisteme karşı durmak zorunda. O yüzden de, tırnak içinde söyleyeyim, bir kalıbın içinde tutulmaya çalışılıyor. Erkekten feminist olmaz ya da çirkin kadın feminist olur deniyor. Oysa feminizm hepimizin benimsemesi gereken bir şey.

Leyla Alaton: Bence özellikle erkeklerin benimsemesi gereken bir şey. Hatta hatırlıyorum, 30 sene kadar önce akıllı adam feminist olur demiştim de bir gazetenin manşetine çıkmıştı. Bana çok mantıklı geliyor bir erkeğin feminist olması. Birincisi onu çok bizim gözümüzde kahramanlaştırır feminist olmak. İkincisi de özellikle kız babaları otomatik olarak feminist olmalı diye düşünüyorum. Peki niye bu kadar zorlanıyor insanlar? Kadınlar bile ben feminist değilim diyor. Kadınlara anlatamadıysak adamlara nasıl anlatacağız?

“FEMİNİZM HAYVANLARI DA KORUYOR; DOĞAYI DA KORUYOR”

Şengül Hablemitoğlu: İnsanlar etiketlenmekten çekindiği için böyle söylüyorlar tabii. Feminizm herkes için. Herkes için yapılan bir şey. Sadece kadın için değil. Feminizm hayvanları da koruyor; doğayı da koruyor. Çok önemli bu açıdan. Dolayısıyla bunun bir ideoloji olduğunu, doğru bir ideoloji olduğunu ve hepimiz tarafından benimsenmesi gerektiğini kabul etmemiz lazım. Nasıl anlatacağız meselesine gelince… Örneğin bilimi popülerleştirmeye karşı olanlar da var. Ama bilimi popülerleştirmek zorundayız. Feminizmin de anlaşılabilir olması için çaba sarf etmemiz lazım. Bu da hepimizin görevi.

Leyla Alaton: Yeni nesil anlıyor mu hocam? Ben onlardan ümitliyim. Sizin bir öğretim üyesi olarak gözlemlerinizi merak ediyorum.

Şengül Hablemitoğlu: Yeni nesile dair tevatür çok, onu söyleyeyim. Farkındalıkları daha yüksek. Kendilerinden önceki nesillere göre bambaşka kaygıları, bambaşka düşünceleri var. Yaşamdan farklı beklentileri var. Ama tabii ki onları ülkemizin ve dünyanın içinden geçtiği toplumsal süreçlerden bağımsız da düşünemeyiz. Bundan önce görev yaptığım ana akım üniversitelerden birinde bir öğrenci araştırması yapıldı. Şöyle bir sonuç çıktı: Erkek öğrencilerin yaklaşık yüzde 70’i eşimizin evlendikten sonra çalışmasını istemiyoruz diyor. Bu sonucu görmek beni ürkütmüştü.

Leyla Alaton: Bence de ürkütücü.

Şengül Hablemitoğlu: Şu anda Kıbrıs’ta görev yapıyorum. Tek tek baktığımda bu kadar ürkütücü değil tabii. Daha eşitlikçi, cinsiyetçilikten uzak gençler de var. Ne yazık ki yetiştikleri iklim, geldikleri aileleri düşününce bundan etkilenmemeleri mümkün değil. Beni bugün Türkiye’de en çok ürküten şey cinsiyetçilik. Çünkü cinsiyetçilik, ırkçılık kadar tehlikeli bir ayrımcılıktır.

 “CİNSİYETÇİLİĞİN CİNSİYETİ YOK”

Leyla Alaton: Hocam o tanımı açabilir misiniz, cinsiyetçilik nedir? İyice anlayalım.

Şengül Hablemitoğlu: Çok basit söyleyecek olursak, toplumda kadının pek çok şeyi yapamayacağına duyulan inanç diyelim. Kadının ikincil bir varlık olduğuna dair bir kalıp yargı. Cinsiyetçilik bir tutum aslında. Bazen insanlar cinsiyetçi olduklarının farkına bile varmıyorlar ve üstelik cinsiyetçiliğin cinsiyeti de yok. Kadınlar da cinsiyetçi olabiliyorlar. Kadının zayıf, güçsüz, yetersiz ve eksik olduğuna dair düşünce, duygu ve tutumların yaşama yansıması diyebiliriz.

 Leyla Alaton: Kadın cinsiyetçi düşününce erkeği nasıl tanımlıyor?

Şengül Hablemitoğlu: Erkeği kendisinden daha güçlü, daha muktedir bir varlık olarak tanımlıyor. Zaten ataerkil yapı dediğimiz şey de bu tutum üzerinden varlığını koruyor ve sürdürüyor. Hepimizin çok yakından gözlemlediği bir şey bu.

“SOSYAL MEDYAYA KIZLARIM YÜZÜNDEN GİRDİM”

Leyla Alaton: Ben sosyal medyayı çok seviyorum, sizin gibi… İnanıyorum ki bizi çok daha yüksek bir farkındalığa getirdi sosyal medya. Siz nasıl kullanıyorsunuz ve sosyal medyayı bu kadar aktif kullanmanız neler fark etmenize yardımcı oldu?

Şengül Hablemitoğlu: Ben çocuklarım yüzünden sosyal medyaya girdim. Akıllı telefon bile kullanmıyordum daha önce. Fakat bir akşam yemekteyiz üçümüz. Kızlarım o zaman üniversiteye gidiyor. Bir baktım ikisi birden telefonla mesajlaşıyorlar. Bir şey anlatıyorum tepki vermiyorlar; dinliyormuş gibi yapıyorlar. Ben de tabağımı aldığım gibi sofradan kalktım ve dedim ki “Bundan sonra sizinle yemek yemeyeceğim. Bunu yaptığınız için de çok üzgünüm.” Hemen ertesi gün bir akıllı telefon aldım. Eski öğrencilerimden birine dedim ki, çabuk bana sosyal medya hesaplarını açıyorsun ve o gün bugündür kullanıyorum.

Leyla Alaton: Şimdi size anne uzattın bırak artık şu telefonu demiyorlar mı?

 Şengül Hablemitoğlu: Bir akşam küçük kızım geldi. Ben de içeride terastayım. Telefondan bir şeyler bakıyorum. Oo, ergen gibi karanlıkta çekilmiş telefonuna bakıyorsun diye alay etti benimle. Şimdi arkadaşları da takip ediyorlar beni. Öyle de bir hoşluğu var bunun. Profesyonel olarak kullandığınızda sosyal medya amaca dönük bir yer. Ne yapmak istediğinizle çok ilişkili. Ben kitlelere ulaşmak, farklı bir şey söylediğimde insanlara duyurmak istiyorum. Bütün amacım bu. Ve farklı sesleri duyması gerekiyor insanların. Sizi her yönden manipüle eden klasik medyanın etkisi altındasınız. Sosyal medya, bize klasik medyanın dışına çıkma şansı tanıyorsa, neden böyle bir olanağı kullanmayalım? Artık her birimiz birer yayıncı ve gazeteciyiz.

“KAYIP YAŞAYANLARIN NE İSTEDİKLERİNE BAKMIYORUZ”

Leyla Alaton: Sizin birçok uzmanlık alanınızın içinde benim en çok ilgimi çekenlerden biri, yas konusu. Yas danışmanlığı Türkiye’de çok bilinen bir konu değil. Onu biraz açabilir miyiz?

Şengül Hablemitoğlu: Benim yaşamımda bundan 16 yıl önce deneyimlediğim bir kayıp var. Ve ben kendimi çok şanslı sayıyorum. Yaşadığım bu kaybı dönüştürebilme şansını elde ettim. Belki çok bencilce görülebilir uzaktan bakınca ya da çok nesnel bir şey söylüyorum gibi görünebilir ama 10 ve 11 yaşlarında, babalarına aşık iki kız çocuğuyla birlikte yaşamımı sürdürmek ve devam etmek zorunda kaldım. Hem onlara yardımcı olmak hem de bunun üzerinden bir fayda yaratmak istedim. Bu yüzden de böyle bir alana yöneldim. Bazı sertifika programlarına katıldım. Bunu öğrenmek zorunda olduğumu hissettim. Zaten sosyal hizmetler alanında çalışıyordum. Alanın konularından biri de bu ve bir süre sonra yas danışmanı olarak çıkıverdim. Aslında psikiyatrinin, psikolojinin konularından biri. Benim yaptığım tamamen mentorluk.

 Leyla Alaton: Neler bilmemiz gerek yasla ilgili? Örneğin yas tutana saygı duyulmuyor; ona zaman ve imkân verilmiyor.

 Şengül Hablemitoğlu: Tam da söylediğiniz gibi, kayıp yaşayan insanların ne istediklerine çok bakmıyoruz. Ne yapmaları gerektiğini onlara empoze etmeye çalışıyoruz. Bu kültürel de bir şey tabii ki. Yas sürecinde olmak, bizim gibi toplumlarda “yalnız kadın” olarak hayatı sürdürebilmek kolay değil. Ben pek çok takipçimden, zaman zaman eşlerini kaybeden, yakınlarını kaybeden kadınlardan mesajlar alıyorum. Neler yaşadıklarını paylaşıyorlar. Çok acımasız toplum… İnsanlar fark etmiyorlar sizin ne hissedebileceğinizi. Yas duygusal olduğu kadar sosyal de bir süreç aynı zamanda. Ben daha çok insanlara bununla ilgili bir direnç kazandırabilmek, yalnız olmadıklarını hissettirebilmek anlamında bir mentorlük yapmaya çalışıyorum. Çünkü aşılması kolay bir süreç değil. Yasın bazı kritik aşamaları var, çok şeyi sorguluyorsunuz. Yok edici bir acı çünkü yas tutmak. Onun içinde kaybolabilirsiniz de… Ben de yardım aldım ama çocuklarım kadar uzun süre yardım alamadım; öyle bir lüksüm olamadı. Ama onların destek almaları için hakikaten çok çaba sarf ettim. Şunu ayırt edebilmeyi öğrendim Leyla Hanım, üzgün olmak süreklilik gösterebilir ama bu sizin mutluluğunuza engel olamaz.Bu sürecin sonunda insanlara şunu anlatmak gerekiyor. Yakınınızı kaybettikten sonra, yas sürecinin sonunda, onunla ilgili sevgi dolu bir albüm oluşturup, onu pamuklar içerisine sarıp, o anıyı yaşatabilmeyi öğreniyorsunuz. 10 yılıma mal oldu, ama o sonuca ulaştım.

Kaynak: kadinmakami.com

Medya Siyaset

Medya Siyaset

Atatürk ve Cumhuriyetten yana taraf haber merkezi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ