Alexa
Medya Siyaset

Rahip Brunson Ve Mir`in İzinde İzmir – 2

Rahip Brunson Ve Mir`in İzinde İzmir – 2

(“Rahip Brunson Ve Mir’in İzinde İzmir” yazı dizisinin ilk bölümünü okumak için lütfen tıklayınız )

Ancak bazı yazarların böyle eserler verdikleri de edebiyat tarihinde sık rastlanan bir olaydır. Nitekim Montesquieu İran Mektupları adlı eserini güya bir İranlının ağzından yazmıştır. Yine 18. yüzyılda yaşamış olan Comte (Kont) de Bonneval Avusturya ordusunda Türklere karşı savaştıktan sonra Prens Eugene’e küsüp Osmanlı ülkesine geçtiğinde Humbaracı Ahmed Paşa unvanıyla humbaracıbaşı olmuş ve İstanbul’da vefat ederek Galata Mevlevihanesi’ne gömülmüştür. Bu kişinin de Fransızca olarak yayınlanmış hatıratı tamamen düzmecedir.

Brentano’nun güya felçli bir halde yatakta yatan cahil köylü kızının ağzından yazdığını söylediği Meryem Ana’nın Hayatı kitabı anlaşıldığına göre Apokrif İncilleri tanıyan Brentano tarafından bizzat yaratılmıştır. Çünkü okumayı bilmeyen yatalak bir Alman köylü kızının bu metinlerden haberdar olmasına imkân yoktur.

Hiristiyanlık tarihinin 2 Ioannes’i vardır: Bunlardan yaşlısı, Hz. İsa’nın bir bakıma öncüsü olduğundan, hatta onu Şeria Irmağı’nda vaftiz ettiğinden dolayı ‘önden giden’ anlamında Produromos olarak adlandırılmıştır. (Avrupa Batı dillerinde ise Vaftizci, yani Baptiste denilmiştir.) Diğeri ise genç Ioannes olup hem bir İncil yazarı olarak tanınmıştır, hem de öncekinden ayırt etmek için ona Theologos demişlerdir.

Bu Ioannes için Ephesos’a hâkim bir tepede önce bir büyük kilise yapılmış, sonra 6. yüzyılda İmparator Iustinyanus tarafından haç biçiminde, üstü 6 kubbe ile örtülü muazzam bir kilise inşa ettirilmiştir ve bu azizin makamı da kilisededir. Antik Ephesos şehrinin adı değiştirilerek bu havari azizin adı verilmek suretiyle Hagios Teologos denilmiştir.

Bu şehir Türkler tarafından fethedildikten sonra adı Türkçeleştirilerek Ayasluk olmuştur. Bu ad Cumhuriyet devrine kadar böylece kullanılmış; ancak Türkiye’de yer adları Türkçeleştirilirken buraya, hiçbir münasebeti olmadığı halde Selçuk denilmiştir. Ancak bu ad artık kullanılmamakta ve ‘Ephesos’ adının Fransızcalaşmış şekli olan Efes Türk imlasına göre yaşatılmaktadır.

Osmanlı’dan Lazarist tarikatına
Türk idaresi yıllarında Batı Anadolu’nun büyük liman şehri olan İzmir önemli bir Hıristiyan beldesi karakterini almıştır. Burada Katoliklerin ve bilhassa bu mezhepten zengin tüccarların çokluğundan dolayı bir Katolik Hıristiyanlık merkezi kurulmuş olduğu da bilinir.

19. yüzyılın sonlarına doğru bu Katolik mezhebindeki Hıristiyan dinî merkezlerinin başında olan kişi, herhalde Emmerich’in güya gaipten, hayal âleminden görerek anlattıklarının hikâye edildiği kitabı okumuş ve İzmir civarında Ephesos çevresinde Meryem Ana’nın evi olmasına ihtimal verilen yeri aramaya başlamıştır.

Bu bölgede halkı tamamen Rum olan Çirkince adında bir köy vardır. Bu köy halkının yılın muayyen günlerinde yakındaki Bülbül Dağı’na giderek ayin yaptıklarını tespit eder. Rumlar buraya Panaia Kapulu adını vermektedir.

‘Panaia’, Ortodoksların Meryem Ana’ya verdikleri bir addır. Bunun üzerine bu yerdeki yıkık Bizans yapısını Meryem Ana’nın son günlerini geçirdiği ev olarak kabul eder. Bunu ilan etmek üzere de Fransızca Panaia Kapulu adıyla fazla hacimli olmayan ve içinde kalıntının çizgi resimleri olan bir kitap hazırlanıp piyasaya çıkarılır. Kitabın üzerinde yazar olarak Gabriolovitz adı yazılmışsa da gerçekte yazarın Poulin adında bir Fransız olduğu bilinmektedir.

Meryem Ana gerçekten Bülbül Dağı denilen tepede mütevazı bir binada son günlerini geçirdiyse, 1,000 yılı aşkın bir süre bu bölgeye hakim olan Bizans Hıristiyanlığı onun öldüğü yerde elbette büyük ölçüde bir kilise inşa ederdi.

Kalıntının bulunduğu yerin mülkiyeti Osmanlı devrinin ileri gelenlerinden bir kişiye aittir. Katolik Lazarist tarikatı mensubu rahipler bu araziyi satın alma girişiminde bulunmuş ve bunu başarmışlardır. Sonunda Panaia Kapulu denilen Bizans dönemine ait kalıntı ve çevresindeki ormanlık arazi Lazarist tarikatının mülkiyetine geçer. Bu tarikatın gayesi, burayı kutsal bir yer olarak ilan edip ziyarete gelenlerden gelir temin etmektir. Fakat başka Hıristiyan tarikatları bu görüşe katılmazlar ve büyük ölçüde bir tartışma, yani ilmî polemik çıkar. Aksini iddia edenler Meryem Ana’nın Kudüs’te son günlerini geçirdiği ve orada vefat ettiği görüşünü savunurlar. Bundan gayretlenen başka bir Hıristiyan tarikatı da İzmir civarında bir tepenin zirvesinde azizlerden Polykarpos’un makamının bulunduğunu iddia ederek burası hakkında da Fransızca bir kitap yazdırıp piyasaya sürdürür. Ancak bu görüş fazla taraftar bulmamış ve unutulup gitmiştir.

Lazarist tarikatı mensubu rahipler bir daha burayla ilgilenmemişler ancak İzmir’de bir tapu görevlisi, bu arazinin mülkiyetinin Hıristiyan teşkilatına ait olduğunu görmüş ve 25 yılın dolmak üzere olduğunu da fark etmiştir. 25 yılı aştığı takdirde arazinin mülkiyeti devlete geçmektedir.

Derhal İzmir’deki kilise teşkilatına haberi ulaştırır ve onlar da gerekli işlemleri yapıp arazinin yeniden kendi mülkiyetleri üzerine geçmesini sağlarlar. Bunun üzerine İzmir’deki Katolik kilisesi, Meryem Ana Evi iddiasını yeniden ısıtarak kitaplar, dergiler ve röportajlar yoluyla yaymaya başlamıştır.

Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarında Basın Yayın Genel Müdürü olan Halim Alyot iddiayı destekleyerek ziyaretçilerin tepeye rahatça çıkmalarını kolaylaştıran bir yolun yapılmasını sağlamış, Lazaristler de arazinin etrafını çevirerek mülkiyetlerini emniyete almışlardır. Arkasından yerden ancak 1-1,5 metre yükseklikte olan duvar kalıntıları yükseltilerek bir bina haline getirilmiş ve eski kalıntının nereye kadar uzandığı kırmızı bir boya ile çizgi halinde belirtilmiştir. Şimdi bu çizginin kalmış olduğunu pek sanmıyorum.

Sonraları bir ara Türkiye’yi ziyaret eden Papa’yı da buraya götürdüler. Ancak Katolikliğin bu en yüksek mertebedeki başkanı politik bir ifade kullanarak “Burası Meryem Ana’nın evidir” demedi. Sadece “Ziyaret edilebilir bir makamdır” sözleriyle yetindi.

İzmir’deki teşkilat zaman zaman burayla ilgili ufak yayınlar yapmaya devam etmektedir. Yayınlarda Bizans devrinden kalma bu ibadetgâh, yani şapel kalıntısının esasının eski olduğu, hatta 4. yüzyıla ait yapı tekniğinin görülebildiği yolunda iddialar vardır.

Diğer taraftan, 1923’e kadar yoğun bir biçimde Rumların yaşadıkları Batı Anadolu’da, bilhassa dağlarda çok sayıda ufak ibadet yerleri yapılmış olduğu halen görülebilir. Panaia Kapulu adlı kalıntının da böyle bir şapel olması pek ihtimal dışı değildir. Diğer taraftan Meryem Ana gerçekten burada yaşamış ve vefat etmiş olsa herhalde Bizans döneminde onun adına eski bir Roma yapısı bozularak kilise haline getirilmez, en azından havari İoannes’in kilisesi gibi dev ölçüde bir kilise, daha doğrusu makam inşa ederlerdi.

Kısacası Ephesos ve yahut eski adıyla Ayasluk yakınındaki bir tepede bulunan ve bugün ulaşım imkânlarının artmasıyla yanına kadar gidilebilen bu ufak tarihî eser böylece Meryem Ana’nın Evi olarak ziyaret edilmeye devam etmekte ve tanıtımı sürdürülmektedir.

Şimdiki halde Meryem Ana’nın evi olarak ilan edilen ve Hıristiyanlar tarafından da ziyaret edilen yerin tarih içindeki gerçek durumu bundan ibarettir. İnsanların inançları yüzyıllardan beri sürüp gitmektedir. İslam âleminde bunun gibi nice inanışlar vardır. Bu bakımdan gerçeğe uymasa bile bazı iddiaları öylece kabul etmek gereklidir.

Brunson işi daha çok su kaldırır. Hep söylüyorum Atatürk sonrası devlet erkanı ihanet için adeta yarıştı . Bugün biz önümüze konuları seyrediyoruz.

Yazının birinci kısmında anlattığım gibi herşeye ezoterizm üzerinden bakan bir güçle karşı karşıyayız. Ve 1919 unutulduğu için 2019 yaşanacaktır. Can acıtıcı acılara hazır olalım .

Her hikaye bir planın stratejisini barındırır. Önümüzde ki hafta son kitabım roman tadında “ MÜHÜRLÜ VAGON “ kitabım baskıdan çıkıyor

Sağlıcakla kalın .. Ama bir ricam var.

  • RABITA UĞUR MUMCU`DAN SONRA
  • ATATÜRK `ÜN YASAKLANAN KİTABI
  • ATATÜRK VE CUMHURİYETE KUŞATMA – YAHUDA kitaplarını okuyunuz .

Sevgi ve saygıyla !

Atabey H.Hakkı Kahveci

Hüseyin Hakkı Kahveci

Hüseyin Hakkı Kahveci

19 Kasım 1972 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İlk – Orta ve Lise eğitimini Ankara’da tamamlamış olup 1991 yılında Devlet Bursu ile yurt dışında burslu Tıp eğitimi almıştır. Sonrasında CSU – USA ‘de İşletme üzerine Üniversite eğitimi sonrasında MD ; Master düzeyinde Uluslararası ilişkiler ve Management eğitimi almıştır. Türkiye‘ye dönüşünden sonra TURİZM sektöründe uzun yıllar yurt içi ve yurt dışında Profesyonel GENEL MÜDÜR olarak görev yapmıştır. Hüseyin Hakkı Kahveci Gazeteci – Yazar ve Stratejist olarak Free Lance yani bağımsız gazetecilik alanında faaliyet göstermektedir. Parlamentohaber.com internet haber sitesi ve K2 Medya haber gurubunun MEDYA GURUP BAŞKANI olup; Özel Haber alanında ARAŞTIRMACI – GAZETECİLİK faaliyetine devam etmektedir. ANSAV STRATEJİK ARAŞTIRMALAR VAKFI Başkan Yardımcılığı görevinin yanı sıra yayınlanmış üç tane kitabı ” Yüzyılın Hilesi Sandıktaki Hülle ; Yeşil Hücreler ; RABITA ‘Uğur Mumcu’dan sonra ” kitaplarının yazarıdır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ