Alexa
DOLAR 7,7927
EURO 9,0955
ALTIN 471,44
BIST 1121,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 33°C
Az Bulutlu

Ramazan Orucu ve Önemi

Ramazan Orucu ve Önemi
23.04.2020 - 23:00
A+
A-

Ey iman etmiş kimseler! Karşılıklı, beraberce oruç tutmak, Allah’ın koruması altına giresiniz diye, sizden öncekilere,sayılı günlerde, o nedenle sizden her kim hasta olursa veyahut çiftçilik, ticaret, askerlik, eğitimöğretim gibi gidiş gelişli; hareketli bir iş üzere olursa diğer günlerden sayısıncadır. Oruca gücünü kaybetmiş olanlar /gücü yetenler üzerine ise bir yoksulun yiyeceği, kurtulmalık (fidye) olarak borçtur. Kim de gönüllü hayır-iyilik yaparsa bu kendisi için çok hayırlıdır /yararlıdır. Ve eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için hayırlıdır /yararlıdırşeklinde farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” Bakara 2/183-184

Bu ayetlerde, oruç görevinin,

* Geçmiş toplumlara farz kılındığı gibi,

* Takva sahibi olmaları için Müslümanlara da farz kılındığı bildirilmektedir.

  1. Öncekilerin Orucu

Savm ve Sıyam sözcükleri “s-v-m” kökünden olup tüm türevleriyle birlikte Kur’an’da 13 yerde geçer. Bunlardan ilk kez SAVM şeklindeki kullanımı, indiriliş sırasına göre Meryem 19/24-26’da geçer. Meryem’in savmından /susma orucundan söz eden (savm /oruç) hakkındaki ayet şöyledir:

Sonra ona; Meryem’e aşağısındaki kişi; Zekeriya seslendi: “Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir su arkı yaptı. Hurma kütüğünü kendine doğru silkele, üzerine olgunlaşmış taze hurmalar düşsün. Sonra ye-iç, gözün aydın olsun. Sonra eğer beşerden birini görürsen, ‘Ben Rahman’a bir oruç (savmen) adadım, onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağımde.” Meryem 19/24-26

Doğum öncesindeki birkaç dakikayı nakleden bu ayetlerde Meryem’in şikâyetlerine cevap veren ve ona yol gösteren biri ortaya çıkmıştır. Kim olduğu belirtilmeden ayette “o” veya “kimse” diye sözü edilen kişi, Meryem’e Allah’ın bir su arkı akıttığını haber vermiş, hurmalardan yemesini, sudan içmesini söylemiş, çocukla ilgili olarak gelecek eleştirilere cevap vermemesini ve o eleştirileri yönelten insanlarla konuşmamasını öğütlemiştir. Biz bu kişinin Zekeriya peygamber olduğu kanaatindeyiz. Meryem’in bir çocuk doğuracağı haberini vermesi için de o kişi gönderilmişti.

Zekeriya peygamber doğum esnasında Meryem’in yanına Allah’ın göndermesi ile gitmiş olabileceği gibi, hamile kaldığı günü bildiğinden doğum anını hesaplayarak kendi isteğiyle de gitmiş olabilir.

Meryem’in hurma ağacını sallaması ile ilgili olarak birçok efsane üretilmiştir. Ağacın kuru ağaç olduğu, ama kuru ağaçta keramet olarak taze hurma oluştuğu, hatta sadece hurma değil elma, armut, şeftali, kiraz gibi birçok meyve çeşidinin oluştuğu gibi yorumlar bu tür rivayetlere dayanmaktadır. Ancak ayette bu anlatımları destekleyecek en ufak bir ipucu yoktur. Ayrıca Meryem o esnada bir başkası (Zekeriya peygamber) tarafından yönlendirildiğinden, gelişen olayların Meryem’le ilişkilendirilmesi de doğru bir yaklaşım değildir.

  1. Savm

(Savm) sözcüğü, “yemeyi, içmeyi, konuşmayı ve cinsel ilişkiyi bırakmak” demektir. Sözcük ilk olarak, “atın yemeden-içmeden ayakta durması, kişinin hareketsizce dikilmesi, rüzgârın esmemesi, güneşin tam tepeye dikilmesi” anlamlarında kullanılmıştır. [1]

Lisânu’l-Arab’ın yukarıdaki ifadesinden de anlaşıldığı üzere savm sözcüğü, “konuşmamayı” da kapsamaktadır. Bakara 2/183-187’de Müslümanlar için farz kılınan savm, yememeyi, içmemeyi, cinsel ilişkide bulunmamayı ve konuşmamayı gerektirir. Fakat birçok sözlük ve ilmihalde, savm’ın sadece “yeme, içme ve cinsel ilişkiyi bırakma” olduğu yazılmıştır. Eğer “terk-i kelam /konuşmama” savm’ın kapsamından çıkarılsaydı, bunun Kur’an’da yer alması (yani, bizzat Allah tarafından çıkarılması) gerekirdi ki dinde belirleme Allah tarafından böyle olur.

Kur’an’da, “terk-i kelam /konuşmama”nın savm’ın kapsamından çıkarıldığına dair herhangi bir işaret olmadığına göre, oruç esnasında lüzumsuz, gereksiz, olsa da olur /olmasa da olur kabilinden konuşmanın da terk edilmesi gerekir. Kişiyi takva sahibi yapacak olan orucun, tutan kişiyi takva sahibi yapmayıp aksine savurgan ve riyakâr yapmasının arkasındaki neden, orucun İslâm’daki gerçek anlamından farklı uygulanması olsa gerek.[2]

  1. Geçmiş Toplumlara Allah’ın Farz Kıldığı Orucun Hükümleri Nelerdir?

Allah, geçmiş toplumlara da farz kıldığı orucun hükümlerini Bakara 2/183-184’de açıklamaktadır ki bunlar şöyle sıralanabilir:

* Oruç, sayılı günlerde tutulacaktır.

* Hasta olan, yolda bulunan diğer günlerde kaza edecektir.

* Oruca takati olmayanlar /orucu tutabilenler bir yoksulun yiyeceği bedeli fidye olarak vereceklerdir. Yoksul sayısını veya yiyecek miktarını gönüllü olarak artırırlarsa kendileri için daha yararlı olacaktır.

Oruç tutma gücünü yitirenler kimlerdir?

Bunlar, “ihtiyarlar, çocuklarına zarar geleceğinden korkan gebe ve emzikli kadınlar, iyileşmesi mümkün olmayan hastalardır.

Fidye ise, “karşılık” demek olup bu da, bir şeye karşılık olan bir bedelden ibarettir.

Bakara 2/184. ayet, geçmiş ümmetlere ait oruç hükümlerini bildirdiğinden, günümüz Müslümanlarını ilgilendirmez. Müslümanlar, Bakara 2/185. ayetinde gösterilen kolaylık nedeniyle bu hükümlerden muaf tutulmuştur. Bu durumda, Bakara 2/184’deki sayılı günler ifadesi, geçmiş ümmetlere farz kılınan orucun zamanını ifade etmekte olup, Müslümanlara farz kılınan orucun zamanı (Ramazan ayı) ile ilgisi yoktur.

Sayılı günler’in, hangi günler ve kaç gün olduğuna dair Kur’an’da herhangi bir ifade yer almamaktadır.[3]

  1. Sıyam

Bu sözcüğün anlam içeriğini şöyle sıralayabiliriz:

(a) Alıkoymak:

Sıyâm sözcüğü, Müslümanların Ramazan günlerinde yeme-içme ve cinsel ilişkiden kendilerini alıkoymalarını ifade etmektedir. Bu anlamıyla oruç,

İnsana disiplin aşılamakta,

İradesini kuvvetlendirmekte ve

Ahlaki boyutunu zenginleştirmektedir.

(b) Susmak: Samv ve Sıyâm kavramı,

– İnsanın dilini tutması,

– Yalan konuşmaması,

– İnsanları incitecek kelimelerden sakınması anlamına gelmektedir.

Bu anlamı ile Meryem 19/26’da geçmektedir:

“‘Ben Rahman’a bir oruç (savmen) adadım, onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağımde.”

Bu, yanlış bir iş yapmadığı halde halk tarafından yanlış değerlendirilen bir hareketten dolayı uygulanan bir susma orucudur.

Bu oruç türü, savunulması veya kanıtlanması mümkün olmayan bir olay karşısında izlenecek en iyi yöntemdir.

Hz. Meryem’in bu uygulaması, günümüze,

Oruçlu iken yalan söylememek

Söz taşımamak,

Gıybet etmemek şeklinde intikal etmelidir.

Bunlardan başka,

Doğruluğuna inandığımız fakat başkaları tarafından yanlış değerlendirilen bir eylem için bize susma alışkanlığı kazandırmalıdır.

İşte bu anlamıyla oruç, midenin ve cinsel organların oruçlu olmasının yanı sıra, dilin de oruçlu olmasını ifade etmektedir.

(c) Güneşin Tam Tepede Olması:

Sıyâm sözcüğünün bu manası, oruçla bağlantı kurulduğunda, oruç tutan kişinin manen zirvede olmasını ifade eder.

Bu, oruç tutan kişinin Allah katında kazandığı makam ve değerin büyüklüğünü gösterir.

İnsanın Allah için aç kalması,

Cinsel ilişkiden kendini alıkoyması ve

Dilini disipline etmesi, manen yücelip zirveye ulaşmanın göstergesidir.

Ramazan ayında böyle yapılmasının buyrulması, yılın diğer aylarında da aynı disiplinin sürdürülmesine yöneliktir.[4]

  1. Orucun Amacı, Takva’ya Ulaşmaktır

Sizden öncekilere farz kılındığı gibi.

Oruç, bütün dinlerde bulunmaktadır.

Eğitici,

Olgunlaştırıcı ve

Koruyucu yönü, orucun her dinde farz kılınmasını gerektirmiştir. Dinleri ve nesilleri birbirine bağlayan oruç ibadeti, dini kültürün oluşumunda da önemli temel taşlardan biri olmuş ve olmayı da sürdürmektedir.

Takva sahibi olasınız, korunasınız, Allah’ın himayesine giresiniz diye

Oruç, takvayı amaçlayan bir eylemdir, ibadettir.

Müminler, ramazan ayında birbirlerini zora koşmadan, Allah’ın istediği orucu; yemeyi, içmeyi, konuşmayı (yazışma ve işaretle anlaşma hariç) ve cinsel ilişkiyi bırakarak kendileri ile Allah arasındaki ilişkiyi düşünecekler, Kur’an’ı; Allah’ın kendilerine gönderdiği mesajları; kısaca dinlerini iyice öğrenecekler ve bu sayede gerçek İslâm dinini yaşamaları sayesinde takvaya ulaşacaklardır.

Bireysel ve karmaşa ortamında tutulan; gerçek anlamında tutulmayan oruçlar, insanları takvaya ulaştırmaz. Sadece açlık ve susuzlukla yapılan bir işkence olur.

O Halde TAKVA Nedir?

Yapılan takva tanımları, kelime ve ifadeleri değişiklik gösterse de aynı anlam ekseninde olup aralarında bir çelişki yoktur. Örneğin:

Allah’ın emrettiklerini yapmak, yasaklarından kaçmak” diye tanımlayanlar olduğu gibi,

Yapılması günah olanı yapmaktan, terk edilmesi günah olanı terk etmemekten çekinmektir.

Ya da “Allah’ın cezalandırmasından korkarak O’nun verdiği bir nur ile O’na itaat etmektir

Veya “Allah’ın dışındakileri Allah’a tercih etmemektir” şeklinde tanımlanmıştır. Biz de şu tanımı yapabiliriz:

TAKVA,

İnsanın kendisini Allah’ın koruması altına koyarak,

Ahrette kendisine zarar ve acı verecek şeylerden sakınması,

– Ya da günahlardan uzak durması ve

İyiliklere sarılmasıdır”.[5]

Ancak konu ile ilgili diğer Kur’an ayetleri de göz önüne alınarak daha geniş bir tanım da yapılabilir: TAKVA;

“İman etmek,

Şirkten uzak durmak,

Allah’ı unutmamak,

Allah ve elçilerine boyun eğmek,

İnkârcılarla mücadele etmek,

Bollukta ve darlıkta sahip olunan mallardan bağışta bulunmak,

Salâtı ikame etmek,

Zekât vermek,

Verilmiş sözlerde durmak,

Sıkıntılara sabretmek,

Açgözlü olmamak,

Ana-babaya iyi davranmak,

Hiçbir zaman kendini temize çıkarmaya çalışmamak,

Tövbe etmek,

Yanlışlarda ısrar etmemek,

Yaptıklarının affını dilemek,

Öfkeye sahip olmamak,

Başkalarını bağışlamak,

Adaletli olmak ve adaleti ayakta tutmaya gayret etmek”tir.

Bütün bu tariflere dayanarak takvanın kısaca, “iman ve onun yansıması” olduğunu söylemek de mümkündür.

  1. Takva İle İbadet Arasındaki Bağlantı Nedir?

Bizce, “ilâhî emir ve yasakları yerine getirmek” demek olan ibadet, “zarar verecek davranışlardan sakınmak” demek olan takva değil, ama kişiyi takvaya ileten davranışlardandır.

Takva sözcüğünün anlamında, “korku” unsuru bulunmasına rağmen, takvanın sadece “korku” olarak anlaşılması doğru değildir.

Fakat ne yazık ki birçok meal ve tefsir, takva ve ittika sözcüklerini sadece “korkmak” anlamıyla açıklamıştır.

Takva ve ittika sözcüklerinin ifade ettiği korunma ve sakınmanın, “Havf, mehâfet, rehbet” gibi sözcüklerle ifade edilen “basit korku” ile aynı anlama gelmediği[6] şu Kur’an ayetinden de anlaşılmaktadır:

Şüphesiz, biz asık suratlı ve çatık kaşlı bir günde, Rabbimizden korkarız (nehâfü). Allah da, bu yüzden onları, o günün kötülüğünden korur [fe-veqâhum]. Onlara aydınlık ve sevinç rastlar.” (İnsan /10-11)

Takva, içerdiği “korku” unsuruyla birlikte,

kişinin korktuğu şeylerden kendini koruması” şeklinde tanımlanabilir. Ancak bu önemli kavramın basitçe, “Allah korkusu” olarak anlaşılması son derece yanlıştır.

Demek ki orucun farz kılınmasıyla önerilen öncelikli amaç ve yarar gerçekleştirenlerin “Takva sahibi olmalarını, korunmalarını, Allah’ın himayesine girmelerini sağlamaktır.” Diyebiliriz.

Sedat Şenermen

24.Nisan.2020

 

Kaynakça

[1] İbn MANZUR, Lisânu’l-Arab, c.5, s.434-435.

[2],[3],[4],[5],[6] Hakkı YILMAZ, Tebyînü’l-Kur’an /İşte Kur’an, 2015, c.6, s.637-642.

ETİKETLER:
Sedat Şenermen

Sedat Şenermen

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdiği 1970’den günümüze “Kur’an Araştırmaları” yapıyor. Bu çalışmalarıyla “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak” yöntemini Kur’an’dan oluşturdu. Bu yöntemle; Kur’an’ı İlahi Mantığı Ve Kendi Bütünlüğü İçinde; Kavram bütünlüğü + Konu bütünlüğü + Sistem bütünlüğünde anlayıp anlatan konuşmalar yapıyor, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Hâlen “Konulu Sistematik Kur’an Sözlüğü” çerçevesinde kitap çalışmalarını sürdürüyor. Eserleri: 1) GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSLAM /KUR’AN KÜLTÜRÜ (1 ve 2. Baskı, 2013), TOGAN Yayınları. 2) Akıl ve Bilim Işığında DİNLER VE DÜNYA EGEMENLİĞİ (Haziran 2013), TOGAN Yayınları. 3) Bilim ve Kur’an Dilinde KALP /AKIL (Mart 2014), TOGAN Yayınları. 4) MİLLİ İRADE NEDİR? (21 Yazar ile birlikte), İstanbul, 2014, ELMADAĞI Yayınları. 5) ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK (Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi ve Eğitimi), İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları. 6) AKLIN KAYNAĞI İSLAM’DA BEYİN (SADR), Bilim ve Kur’an Dilinde, 2014, İstanbul, NERGİZ Yayınları. 7) İSLAM’DA ADALET (Adl, Kıst, Mizan, Hakk, Vasat), Temmuz 2015, NERGİZ Yayınları. 8) “Tarihsel Olaylarla AKIL TUTULMASI KİTLENME”, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 9) ATATÜRK, İSLÂM VE LAİKLİK, HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 10) ATATÜRK VE TÜRK KADINI, İstanbul, 2018, NERGİZ Yayınları. 11) ŞEYTAN İÇİMİZDEKİ… DIŞIMIZDAKİ bireysel… küresel, İstanbul, 2019, Ulak Yayınları. 12) “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak”, (Editör: Abdullah YILDIZ), Kur’an’ın Hayata Müdahalesi (Kitabı içinde: s. 31-38), İstanbul, 2004, Umran Yayınları. - MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ imzacıları kapsamında Ekim 2013 tarihinden beri MİB çalışmalarına ”Milli İrade Birliği” sitesine yazıları ve konuşmalarıyla katılmıştır. - 1968-1969 yıllarında İSLAM MEDENİYETİ adlı aylık dergiyi yayınlamak. - Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 15 günde bir yayınlanan DİYANET GAZETESİ’Nİ 1970’de kuruluşunu gerçekleştirerek, aynı zamanda aylık DİYANET DERGİSİ’NİN de bir süre yayınını sürdürmüştür. - Aylık UMRAN Dergisi’nde 1998, 1999 yıllarında “Kur’an Kavramlarını Kur’anca” ele alan makaleleri yayınlanmıştır.
Sedat Şenermen Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.