Medya Siyaset

Reşit Galip Devrimler Konusunda Atatürk’le Çatışıyor

Reşit Galip Devrimler Konusunda Atatürk’le Çatışıyor

Yer İstanbul Dolmabahçe Sarayı, aylardan Ağustos.

Atatürk; yakın arkadaşları Şükrü Kaya, Salih Bozok, Nuri Conker, Recep Zühtü, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras, Asaf İlbay, Esat Mehmet ve Doktor Reşit Galip’i yemeğe davet etmiştir.

Sofranın en genci Reşit Galip, CHP Parti Meclisi üyesidir. Aynı zamanda Halkevlerini denetleyen ve yönetendir. Dil, Tarih ve İslamiyet üzerine yazılar yazmaktadır.

İnançlarından ödün vermeyen, sözünü sakınmayan ateşli bir aydındır.

Atatürk; Halkevlerindeki çalışmalar öğrenmek ister.

Reşit Galip; halktan büyük ilgi gördüklerini, yeni Halkevlerinin açılması için çalıştıklarını, devrimci gençlerin köylere kadar uzandıklarını, güzel çalışmalara imza attıklarını anlatır ve ekler; “Davayı halk ve gençlik kavradı ama üzülerek söyleyeyim, yakın arkadaşlarımıza ne yazık ki bir türlü anlatamıyoruz…”

Atatürk; “Kim bu yakın arkadaşlarımız dediklerin?”

Reşit Galip , “Mesela Milli Eğitim Bakanı…”

Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet Bey, Atatürk’ün hocasıydı, yaşlı ve deney sahibi bir insandı. Üstelik Atatürk’e ve devrimlere bağlılığı ile biliniyordu.

Atatürk;“Peki, Esat Bey hangi davanızı anlamadı?”

“Halkevlerinde kurduğumuz tiyatro kollarıyla hem bu sanat dalını yurtta geliştirmek, hem devrimlerimizi bu yolla halkın vicdanına yerleştirmek istiyoruz. Erkek elaman bol, ancak kadın elaman sıkıntısı çekiyoruz. Milli Eğitim Bakanı’na başvurduk, kadın öğretmenlerimizden Halkevleri sahnelerine görev almak isteyenlere izin verilmesini rica ettik, Bakan isteğimizi reddet.”

“Neden?”

“Çocuklarımızı okutan bir öğretmen sahneye çıkarsa, halk ona, ‘oyuncu’ dermiş ve eğitim gücü eksilirmiş. Bu kokuşmuş kafalarla devlet yürütülmez.”

Atatürk, kaşlarını çatar; “Sözlerinizde daha ölçülü ve müsamahalı olunuz Reşit Galip…”

“Devrimci, devrimcidir. Devrimci olmayan da devrimci değildir. İnsanlar, bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis’te bunca genç, idealist Bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kişileri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır!”

Atatürk; “Esat Bey, yeteneklidir, davamıza inanmıştır ve benim ‘hocamdır.’ Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?”

“Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.”

Atatürk; “Bu masada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı’na hakaret etmene müsaade edemem…”

“Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm.”

Atatürk; “fazla alkol almış olacaksınız… Biraz dinlenseniz iyi olacak… Buyurun istirahat edin” der.

“Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır!”

Atatürk, ayağa kalkar, peçeteyi masaya bırakır ve “Öyleyse, ben ayrılıyorum!” Der ve masadan ayrılır. Sofradakiler de masayı terk eder.

Başyaver içeri girer; “Reisicumhur Hazretleri, kendileri varmış gibi sofranın sürmesini arzu ettiğini” bildirir.

Recep Zühtü ve Kılıç Ali, Reşit Galip’in yanı başına gelirler.

Kılıç Ali, “Hadi doktor çıkalım, biraz hava alırız” der.

Reşit Galip, Kılıç’ın önerisini duymamış gibi davranır; sofraya hizmet eden garsona seslenir:

“Çelebi, bana bir rakı ver!”

Kılıç Ali, göz kırparak garsonun rakı getirmesine mani olur.

“Demek bana verilecek bir kadeh rakı bile kalmamış! Eh ne yapalım.”

Kılıç Ali’ye dönerek; “Hadi dediğini yapalım.”

Kılıç ve Recep koluna girer, odalardan birine Reşit Galip’i yatırırlar.

Sabah olur, Reşit Galip, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Tevfik Bıyıkoğlu ile görüşür.

“Dün akşam olanlardan ötürü üzgünüm, haklılık, haksızlık konusunu tartışmıyorum; ama bunca sevdiğim Gazi Paşa’ya karşı çok mahcubum. Kendilerinden beni bağışlamalarını rica ediyorum. Bu duygularımı ulaştırmanızı diliyorum.” Der.

Tevfik Bıyıkoğlu, aynen aktaracağını belirtir ve başka bir arzusunun olup olmadığını sorar.

Reşit Galip, Ankara’ya dönecek kadar para vermesini ister.

Bıyıkoğlu, 25 lira verir, “yeter mi” diye sorar.

Raşit Galip, “Fazlasıyla” der, teşekkür ederek Dolmabahçe’de ayrılır.

Tevfik Bıyıkoğlu, Atatürk’ün yanına çıkar. Raşit Galip’in dediklerini aynen anlatır.

Atatürk; Güler, “demek haklılık, haksızlık konusunu tartışmıyormuş, öyle mi?”

Bıyıkoğlu; “böyle söylemişti Paşam” der.

Atatürk; “Bu durumda olan bir arkadaşa 25 lira mı verilir? Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydin. Adamın parası yokmuş baksana. Parası yok ama cesareti var.”

Aradan bir ay kadar bir zaman geçmiştir. Atatürk, Reşit Galip’in, Ankara Radyosu’nda bir programda konuşacağını öğrenir. Program’ın başlama saatinde radyosunu açar, Raşit Galip’i dinler. Konu “Halkevleri ve Devrimlerdir.”

Reşit Galip; her yerde, herkese ve her şeye karşın devrimlerin savunulmasının altını çizer; babalarımıza ya da çocuklarımıza karşı bile devrimleri sahiplenmemizi vurgular.

Atatürk; birkaç gün sonra, Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vasıf Çınar, Şükrü Kaya, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet ve Reşit Galip’i yeniden yemeğe davet eder.

Reşit Galip’i yanındaki sandalyeye oturtmuştur. Reşit galip, heyecanlıdır, kadehini dikkatlice içmektedir. Bu durum Atatürk’ün gözünden kaçmaz. Bir ara usulca “Yarın Milli Eğitim Bakanısın.”

Esat Mehmet, Atatürk’ün Reşit Galip’e gösterdiği ilginin farkındadır.

Atatürk; Milli Eğitim Bakanı’na dönerek “Hocam, sizi biraz yorgun görüyorum. Rahatsız mısınız?”

“Hayır, Paşam, rahatsız değil, ama biraz yorgunum. Yaş ilerledikçe insanın enerjisi azalıyor.”

Atatürk; “Sağlığınız için bu konu çok önemli, niçin dinlenmiyorsunuz Hocam?”

“İzin verirseniz, dinlenmek isterim, Paşam.”

Atatürk; “Memlekete faydalı hizmetler gördünüz, eğitim ve öğretim alanında büyük gelişmeler oldu. Bilgi ve denemelerinizden bu memleketin uzun yıllar yararlanmasını herkesle beraber ben de isterim. Eğer dinlenmek sağlığınızı pekiştirecekse, buna Başvekil Paşa’nın da razı olacağından şüphe etmem.”

“Lütfederseniz Gazi Paşa Hazretler.”

Atatürk; “Öyleyse Hocam, bugüne kadar taşıdığınız bu ağır görevi genç arkadaşlarımızdan birine verelim, siz de bu fırsattan yararlanarak biraz dinlenmiş olun. Sizin bu konuda da fikrinizden yararlanmış olalım; görevinizi masada bulunan arkadaşlardan kime aktarmayı uygun görürüsünüz?”

“Reşit Galip Bey’e Paşam!”

Atatürk; “Tavsiyenizden yararlanacağız Hocam, teşekkür ederim.” Reşit Galip’e dönerek; “Sizi de tebrik ederim” der.

Hasan Rıza Soyak’ı çağırır, Başvekil İnönü’ye bir telgraf hazırlamasını ister.

Telgrafta, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet Bey’in yorgunluğu nedeniyle görevinden çekilmek istediği, yerine Reşit Galip’in getirilmesinin uygun görülüp görülmediği yazıyordu.

Ertesi sabah, kararname hazırlanmış ve Cumhurbaşkanına sunulmuştu.

***                   ***

Reşit Galip (Mustafa Reşit Baydur) kimdir?

1893 Rodos doğumludur. Lise yıllarında gazete ve dergi çıkardı. Öğrenciyken gönüllü olarak Balkan Harbi’ne ve Birinci Dünya savaşına katıldı. Kafkasya cephesinde savaştı. Erzurum’da hastalandı, İstanbul’a döndü ve tıbbiyeyi bitirdi. İstanbul’da işgalcilere karşı “Köycüler Cemiyeti’ni” kurdu. Türk Tarih Tetkik Heyeti’nin Genel Sekreterliğini yaptı. Türk Tarih Kurumu’nun temelini attı. Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nde çalıştı. Halkevleri örgütlenmesinde yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanı oldu. Darülfünunu, çağdaş üniversiteye dönüştürdü. “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan andımızı kaleme aldı. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Milli Kütüphane ile İlim ve Sanatlar Akademisi’nin kurulmasıyla ilgili çalışmaları başlattı. Bakanlığı sırasında 1 milyon kitabın bulunduğu bir kütüphane hayal etti.

“Türk’ün öz malı bir bilim yaratmalıyız bunu yaratmaz isek başka ilmi terakkilerin (ilerleme, gelişme) haraçgüzarı (vergi veren)  oluruz” demişti.

“Köy Enstitüleri’nin DNA çatısını” kuran kişidir.

Hardal şişesini tüp yapıp, gaz yağı lambasının ışığında bakteri, aşı, serum üretendir.

9 yıl milletvekilliği, 11 ay Bakan olarak görev yaptı, 5 Mart 1934’te yaşamını yitirdiğinde cebinde 5 lirası vardı.

KAYNAK: 1- Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler / Süleyman Bulut

2- Atatürk’ün Fikir Sofrası / İsmet Bozdağ

 

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ