Alexa
DOLAR
8,1550
EURO
9,7089
ALTIN
457,33
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Parçalı Bulutlu
17°C
İzmir
17°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
19°C
Salı Az Bulutlu
23°C
Çarşamba Gök Gürültülü
21°C
Perşembe Gök Gürültülü
21°C

Rusya İle Düşünsel İlişkilerimiz| Prof.Dr.Birgül Ayman Güler

Rusya İle Düşünsel İlişkilerimiz| Prof.Dr.Birgül Ayman Güler

 

Rusya İle Düşünsel İlişkilerimiz | Prof.Dr.Birgül Ayman Güler

Ruslar, Türkiye üzerine kendi dillerinde çevrilmiş ya da yazılmış yayınların neler olduğunu tam sayım halinde biliyorlar. Kaynakça çalışmalarını çoktan yapmışlar. Ellerindeki ciltlerde Rusçada bizimle ilgili olan yayınlarını taramışlar. Kaynakçaları 1713 yılından başlamış, bugünlere kadar gelmiş.

Rusça’da Türkiye üzerine yazılmış 1713 1917 yılları arasında 5116 adet, 1917 1975 arasında 15797 adet yapıtın bilgisine sahibiz, diyebiliyorlar.

Biz ise, Türkçede Rusya’ya ilişkin çevirdiğimiz ya da kaleme aldığımız yayınların neler olduğunu bilmiyoruz. Rusya hakkında neleri bildiğimizi ve neyi, ne zaman, nereden, nasıl öğrendiğimizi ölçebileceğimiz bir “kaynakça”mız yok.

Oysa “kaynakça”, Batı dilinden söyleyişle bibliyografik çalışma, hangi alan söz konusu ise o alanda, elgördülük değil ciddi işler yapıldığının işareti sayılır. İşe başlamanın “a”sı!

Bizde yok!

***

Rus akademisyenlerden S. N. Uturgauri, Ankara’da 1992 yılında yapılan 500. Yıl Sempozyumu’na sunduğu bildirisinde, Rusya ile birbirimizi öğrenmeye başlama tarzımıza ilişkin olarak ilginç bilgiler veriyor.

Diyor ki, ülkelerimiz birbirini, doğrudan kendi dillerinde kendi yaptıkları incelemelerle değil, büyük bölümü Fransızcadan yapılan çeviri kitaplarla tanımaya başladı.

Rusya’da bizimle ilgili ilk kitap, “Osmanlı İmparatorluğunun yükselmesi, çökmesi ile askeri durumu” başlıklı, Kont Marsilye adlı yazar tarafından kaleme alınmış Fransızca bir kitabın 1737 tarihli çevirisi. Bizde Rusya hakkındaki ilk kitap ise, Edirne Barışı’ndan sonra yine Fransızcadan çevrilerek 1829 yılında yayımlanan J. H. Castera’nın“Katerina Tarihi” olmuş.

İlk diplomatik-ticari ilişkilerin 1492 yılında başladığı düşünülürse, ortada hem geç hem dolaylı bir kültürel temas gerçeği var.

***

Rusya – Türkiye arasındaki kültürel ilişkilerin Batı coğrafyası üzerinden değil, iki tarafın birbirinin kültürünü aracısız doğrudan öğrenme dönemi, Rusya’da 1781’de bizde ise 1886 yılında başlamış.

Onlar Şair Nâbi’nin Hayriyye’sini 1781’de [Fransızcadan çevirip] Rusça okurken, biz onların diplomat-yazarı Griboyedov’unAkıldan Bela oyununu – Mizancı Murat Rusçadan çevirmiş Osmanlıca/Türkçe olarak 1886’da okumuşuz.

***

Tarihlere dikkat ederseniz, bir de şöyle bir durum var: Birbirini Batılıların süzgecinden okumakta Rusya 1737 – biz 1829; birbirinden doğrudan çeviri yaparak öğrenmede Rusya 1781 -biz 1886 doğumluyuz. Aramızda yüz yıllık, hiç de az olmayan bir fark var. Bugün, “karşımdaki hakkında ne biliyorum” sorusunu açıklığa kavuşturacak bibliyografik çalışmaeksiğimizi göz önüne alırsak, kültürel ilişkilerde bizim daha ‘geriden gelme’ özelliğimiz halen sürüyor demektir.

Herkes önce kendinden sorumludur. Artık, yetersiz bilgi ve eksik gayret sorunumuzun üstesinden gelmemiz gerekir.

***

Elbette bir de sorularımızı yeniden düzenleme

işi var…

Alanın uzmanlarınca masaya koyulmuş, ne var ki üzerinde durulmamış, ama öne çıkarılmaları heyecan verici çok soru var. Örneğin, Türk Rus ilişkilerinin son 500 yılında yaşanan 12 savaşın toplamı 50 yıl. Peki kalan 450 yıldane var ne yok?… Örneğin, bu kapışmalarda başka devletlerin rolü ne kadar?… Örneğin, bu iki ülkenin hem imparatorluk hem modernleşme tarihineden bu kadar çok birbirine benzer? … Örneğin, Batı zihninde dünyanın Batı/Doğu sınırı kâh Hristiyanlık/İslam kâh Katolik/Ortodoks ayırımına göre çizilir; bu durumda ‘kim kimle daha çok kültürel ortak?’…

Kendi gerçekliğimize ve başkalarıyla ilişkilerimize taşıma süzgeçlerden değil de doğrudan bakabilirsek, ezbere aldığımız sorulara farklı ve yeni sorular ekleyebilirsek, hiç kuşkusuz gözlerimizin önünde başka bir dünya görüntüsü belirecek.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.