Alexa
Medya Siyaset

S-400’ün Geleceği Ne Olacak?

S-400’ün Geleceği Ne Olacak?

13 Kasım’ın öncesinde, iktidarın geçmişte yaptıkları nedeniyle ağır şantaj altında olduğunu, bu hali ile ülkemizin çıkarları ve güvenliği lehine kararlar alıp uygulayabilmesinin mümkün gözükmediğini ekranlarda söylemiş ve köşemizde yazmıştık. Ayrıca; 13 Kasım’da Trump’ın yanına gitmek zorunda olduğunu ve görüşme sonunda Türkiye’nin kaybedeceğini, ödün vereceğini ve iktidarın ise ömrünü bir süre daha uzatacağını,fakat nihai sonunu değiştiremeyeceğinide ilave etmiştik.

Aynen böyle de oldu! Amerika ziyareti için söylenilebilecek tek şey; iktidarın teslim ve başarısız olduğudur. Zaten pazarlık yapacak gücü ve kozları da yoktu. İktidarın tek derdi; kendini veiçeride aşınan ve yok olmaya yüz tutan itibarını kurtarmak için dışarıdanbir manivela yakalamaktı. Şimdi, bu başarısızlığı halka zafer gibi satmak için top iktidarın koltuk değneklerinde ve yandaşlarında. Allah için haklarını vermek lazım! İçlerine sinmese de söylediklerine ve yazdıklarına kendileri bile inanmasa da bayağı enerjik çalışıyorlar.

13 Kasım Gelmeden Türkiye Kaybetmişti!

ABD,13 Kasım öncesi Türkiye’ye karşı hangi pozisyonda ise 13 Kasım sonrasında da aynı pozisyonunu koruyor. Zaten, ülkelerin pozisyon değişikliği birkaç saatlik bir görüşme ile değişmez. Öncesinde kurmaylar günlerce çalışır, pazarlıklar yapılır, başkentlerden talimatlar alınarak ileri veya geri manevralar geliştirilir, son pozisyon alınır ve liderler görüşmeye başladığında esasında her şey bitirilmiş olur. Onlar sadece nezaket konuşmaları yapar, dilek ve temennilerde bulunulur,son rötuşlar ve basın açıklaması beraberce yapılır. 13 Kasım’da görüşme başladığında Türkiye çoktan kaybetmişti bile! Sonrasındaki gelişmeler, anlayabilen için malumun ilanı oldu.

Görüşmenin ana konusu Suriye idi! Suriye konusunda elde ne var, sıfır! Hatta eksideyiz! Hangi konuda ilerleme sağlandı? FETÖ mü, Gülen’in iadesi mi, Halk Bankası mı, yaptırımlar mı, S-400 mü, F-35 mi? Ne yazık ki hiçbiri! Ayrıca;Suriye’de kim terörist, kim değil konusunda bile anlaşma olmadı.

Devletin Aklıyla Alınmayan Kararlar Duvara Toslar!

S-400 sorunu çözülemediği gibi,Türk-Amerikan ilişkilerinin önündeki en büyük engel ve sorun haline geldi. İktidar şu anda S-400’ü almış olmaktan dolayı o kadar pişman ki,sormayın!Ama iş işten geçti. Zamanında uyarmıştık.S-400 alınmasına karar verilişinin bir tehdit değerlendirmesi ve bu tehdide karşı bir harekât ihtiyacının karşılığı olarak gelişmediğini, içinde askerin kurumsal olarak yer almadığını, tek kişilik bir siyasi kararın sonucu olduğunu, devlet aklının dışlandığını ve başımıza ileride iş açacağını, doğrusunun ise milli proje kapsamında kendi hava savunma silahımızı üretmemiz olduğunu çeşitli mecralarda söylemiş ve yazmıştık.

S-400 gelince depoya kaldırdılar ama yeterli olmadı. Hani böyle bir silaha sahip olmak bizim için avantaj olacaktı? Normalde böyle bir silah envantere girince, ilk 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde Ankara’daki resmigeçitte yer alırdı. Ama almadı, aldırılmadı! Buna ilaveten en az bir ay içinde S-400’e fiili atış yaptırılır, dosta, düşmana ve halka silahın gücü gösterilirdi. Bu, caydırıcılığın da gereğiydi ama yapılmadı, çünkü depoya kaldırılmıştı ve unutturulmaya çalışılıyordu. Bu bile yetmedi!Beyaz Saray’da yapılan basın toplantısında Trump“Diğer konularda ilerleme sağlayabilmek için S-400 konusunu çözmemiz lazım” dedi ve Türk-Amerikan ilişkilerindeki her şeyi S-400 kilidine bağladı. Haydi, çözün bakalım!

Az Gelişmişlik Budur!

13 Kasım’da yapılan görüşmelerde alınan kararlar paralelinde, geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın“S-400 ve F-35 için ortak mekanizma bugün itibarıyla çalışmaya başladı” dedi. Bunun anlamı; konu komisyona (Türk-Amerikan) havale edildi, buradan S-400 ile olmuyor kararı çıkacak, aldatıldım denecek, bazı askerler suçlanacak ve S-400Türkiye dışına çıkarılacak. Bu ekonomik krizde yandı bizim 2,5 milyar dolar. İşte, az gelişmişlik budur, kaynaklar kıttır ama israf da had safhadadır.

Basın toplantısında Trump’ın, PYD/YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmediğini, Suriyeli Kürtlerle aynı statüde gördüğünü, müttefik olarak değerlendirdiğini, iyi ilişkiler içinde olduğunu ifade etmesine rağmen anlamlı bir tepki verilemedi. HattaTrump,“Suriye Demokratik Güçleri (SDG)lideri Mazlum Kobani ve Erdoğan ile aramız iyi” diyerek Türkiye’yi terör örgütü olarak gördüğümüz bir yapıyla aynı kefeye koydu ama itiraz bile edilemedi.

İktidar PYD’den Şikâyetçi, PYD İktidardan Değil!

Bazı konuları da anlamakta da zorluk çektik. İktidar PYD’den şikâyetçi, ateşkes ihlali yaptığını söylüyor ama operasyon yapmıyor, yapamıyor. Yine Trump’ın söylediğine göre;PYD ise Türkiye’den ve Güvenli Bölge’den şikâyetçi değil. Bu nasıl oluyor?

Esas sorun;iktidarınBarış Pınarı Harekâtı öncesinde ilan ettiği siyasi hedefive bunun gerektirdiği askeri hedefleri ele geçirmeden harekâtı durdurmak zorunda kalmasıydı. 13 Kasım’dan sonra da bu durum aynen devam ediyor.

AKP Bölünmeli, Yoksa Türkiye Bölünecek!

Daha da kötüsü; toplantıda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ayakta olmasına rağmen oturan senatörler vardı ve bir anlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sorguluyorlardı. Bu duruma anında tepki verilmesi lazımdı. Ama nerede! Yaklaşık 9 milyon nüfusu olan İsrail’in lideri NetanyahubileABD Kongresi’nde konuşturuluyor ve istediğini söylüyor ama 82 milyon nüfuslu Türkiye’nin lideri Kongre’den gelen üç senatöre sorgulatılıyor. İçlerinden biri (Senatör Graham),Erdoğan’a “Türk-Amerikan ilişkileri tarihinde bir ilki başardınız ve bütün ABD kamuoyunu Türkiye’ye karşı birleştirdiniz” diyor veErdoğan’ın “IŞİD’le mücadele ettik ve ediyoruz” sözlerine“Radikal unsurları desteklediğiniz konusunda veriler var”şeklinde cevap veriyor.

Ne yazık ki Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar kötü bir duruma düşürülmemişti. Demem o ki; bu iktidarla Türkiye için çıkış yok! Muhalefet daha enerjik olmalı ve ülkemize sahip çıkmalı! Ayrıca;“AKP bölünür mü, bölünmez mi? Babacan ve Davutoğlu partilerini ne zaman kuracak? Bu partiler için AKP’den kopma olur ve Meclis aritmetiği değişir mi?”konuları üzerinden çok fazla spekülasyonyapılıyor! Bölünmede, kopma da olmalı! Yoksa Türkiye bölünecek, yaşamsal çıkarları, güvenliği ve iç barışı onanmaz biçimde yaralar alacak ve içinden çıkamayacağımız felaketlere gark olacağız.

YAZIYI ERHAN GÖKAY AKSOY’UN SESLENDİRMESİYLE DE DİNLEYEBİLİRSİNİZ

Türker Ertürk

Türker Ertürk

1957 yılında Trabzon’da doğan Türker Ertürk, ilköğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini ise Ankara ve Trabzon’da tamamladı. 1971'de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi'ne başladı. Lise ve müteakiben o zaman yine Heybeliada’da bulunan Deniz Harp Okulu mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanma saflarına katıldı. 2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Bu görevde de birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan Ertürk, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi yönetemediği ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etmiş ve mücadelesine siyasi yaşamda devam etme kararı vermiştir. Türker Ertürk askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış, makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansta konuşmacı olarak katılmıştır. Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk'ün Deniz Sinem Ertürk İlhan ve Berrak Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ