Alexa
DOLAR
8,2364
EURO
10,0327
ALTIN
484,93
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Çok Bulutlu
19°C
Ankara
19°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
20°C
Çarşamba Az Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

Salgın Eğitim sistemimizi nasıl etkiledi? Eğitimci yazar Hatice Topçu’dan dikkat çeken açıklamalar

Salgın Eğitim sistemimizi nasıl etkiledi? Eğitimci yazar Hatice Topçu’dan dikkat çeken açıklamalar

Coronavirüs (Covid-19) salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi eğitim alanını da derinden etkiledi. Dünyada hemen hemen tüm ülkeler virüsün yayılım hızını azaltmak için hareketli nüfus olan çocuklar ve gençlerin eğitimine ara verdi. Bir çok ülke online eğitime süratle geçti. Türkiye’de bu süreçte online eğitime geçişi öğretmen ve öğrencilerin erişimine salgından önce de açık olan Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden yaparken bazı devlet okulları ve özel okullar İnternet üzerinden canlı eğitimlere devam ediyor.

Son yapılan açıklamalara göre 15 Şubat 2021 tarihinde kademeli olarak yüz yüze eğitime geçileceği söylensede açıkçası ben bunun bir aç kapa ile sonuçlanacağını düşünenlerdenim.

Sitemiz yazarlarından,Eğitimci,yazar,şair Hatice Topçu ile corona salgını sonrası  yaşanan gelişmeleri değerlendirdik.Hatice Topçu sorularımı şöyle cevapladı:

Salgın Eğitimi Nasıl Etkiledi?

Covid-19 küresel bir salgındır. Dolayısıyla böylesi büyük bir salgınındünyayı birçok alanda yeni arayışlara itmesi, sorunların çözümüne yönelik alışılmışın dışındaki uygulamalarla buluşturması kaçınılmazdır. Burada önemli olan salgın başladığında nerede olduğunuzdur. Yani söylemek istediğim sorunlarla mücadele edebilme yeteneğinizdir.

Evet, Covit 19 temelde bir sağlık sorunu ancak sadece sağlık sistemini değil toplumun bütün alanlarını etkileyen bir sorun. Nitekim 10 Mart 2020 tarihinde ülkemizde vaka olduğu açıklaması ardından alınan kararlar toplumda dalga dalga etkisini göstermeye başladı. Okulların tatil edilmesiyle eğitim sürdürülebilirliği sorunu oluştu. Sorunun çözümü İçinde bulunulan çağın teknolojisinin olanakları doğrultusunda bilinen ancak yaygın olmayan uzaktan eğitim, bütün tür ve kademe okulları kapsayacak şekilde devreye sokuldu.

COVİD-19 Milli Eğitim Bakanlığı Başarılı Oldu mu?

Bu soruyu yanıtlamak için MEB’in neyi öncelediğini bakmak gerekiyor. Bunun için de ülkede uygulanan genel politikalara tabiyi ki… Çünkü MEB genel politikalar doğrultusunda hareket etmek zorunda.

Evde kal uygulaması teşvik edilirken uçak biletlerindeki vergiler indirildi.  65 yaş üzerine ve 20 yaş altındaki yurttaşlara sokağa çıkma yasağı getirildi. Ardından çalışıyor olmaları halinde işe gidebilecekleri açıklandı.Gelişmiş ülkeler vatandaşlarına nakit yardım yaparken bizde vatandaşın önüne iban numarası konuldu. Maskeler takılarak Kanal İstanbul ihalesi yapıldı. Ticaret bakanı maske satacaklarını açıkladı. Cumhurbaşkanı maskelerin ücretsiz dağıtılacağını söyledi. Ama olmadı. Sonunda maske satışı serbest bırakıldı. Camileri kapattıktan sonra sarayda VİP namazı kılındı. Salgın kurulları oluşturuldu. Oluşturulan salgın kurullarına meslek kuruluşlarından üye alınmadı.  Sahra hastanelerine ihtiyaç olmadığı söylenerek muhalif belediyelerin oluşturduğu sahra hastanelere izin verilmedi. Akabinde Atatürk Havalimanında sahra hastanesi oluşturma çalışmaları başlatıldı.  İşten çıkarmayı kaldırdık denilerek, bu durumdakiler için 1.170 lira gibi gülünç bir ücret belirlendi ve insanlar açlığa mahkumedildi. Sağlık bakanı her vaka hasta değildir diyerek testleri pozitif çıktığı halde hastanede tedavi olmayanları hasta saymadıklarını açıkladı. Turkuaz tabloda iyileşen hasta sayısı bir geçede 460 binden. 1 milyon 580 bine yükseldi. Grip mevsiminde grip aşısı bulunamadı.  Muhalif belediyelerin yardım paralarına el konuldu.

Söylenecek çok şey var ama yukarıda sayılanlar izlenen zikzaklı politikaları anlamak bakımından yeterli sanıyorum. Ancak Cumhurbaşkanının gazetelere köme ve pestil ikram ederek “bunu yiyene korona bulaşmaz!” demesi ve Sağlık Bakanının 11 Aralıkta aşılar gelecek açıklamasının, 25 Aralıkta ilk aşı yapılacak açıklamasına dönüşmesini ve aşıların nihayetinde Ocak ayında kargo uçağıyla değil yolcu uçağıyla gelmiş olmasını da buraya eklemeden edemeyeceğim.

Bütün bunlarsöylenenlerle yapılanlarınörtüşmediğini çok net görülmektedir. Bu genel politikaların uygulandığı bir ülkedeeğitimde yaşananlar da akıllara durgunluk verecek nitelikteydi.

Kısaca bakalım:

Salgının başlangıcında okulların sterilize edildiği, öğrencilerin sağlıkları konusunda hiç endişe duyulmaması gerektiği açıklamasının bir gün sonrasında okullar tatil edildi.

Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS)’nın tarihleriadeta öğrencilerin başını döndürecek şekilde yazboz tahtasına dönüştürüldü.  YKS sınavlarının tarihi iki kez değiştirildi.İlk karar sınavların bir ay ileriye atılmasıydı. Arkasından sınavlar tekrar geriye çekildi. Doğal olarak kamuoyunda infial oluştu. Çünkü düşünün bir ay sonra yapılacak bir sınava hazırlanmak için program yapmış bir öğrenciyi ve onun anne ve babasını… Bu öğrencinin çalışmayıplanladığı konuları çalışılamaması demektir. Dolayısıyla sınava eksik bilgilerle girmesi demektir.Yaşadığı hayal kırıklığını ve çöküşü düşünebiliyor musunuz?

Böyle bir kararın alındığı bir ülkede öncelenen sizce öğrenci olabilir mi?

Olayın kamuoyunda oluşturduğu olumsuz yansımalar önlemek için sanıyorum kurmaylar bir çözüm buldular ve Cumhurbaşkanının Youtube’den video konferansla öğrencilere seslenmesine karar kıldılar. Bu görüşmede olumsuz yorumların çok olması üzerine görüşme yorumlara kapatıldı.Daha sonra sınavlarla ilgili bu kararın turizm mevsimi dolayısıyla alınmış olduğu ortaya çıktı.

Eğitime ara verilmiş bir süreçte, sınavların okul binalarında yapılması eğitim sisteminin aslında bir eleme anlayışı üzerinde yapılandırıldığının göstergesidir.Söylemde öğrenci merkezli eğitim, sürece dayalı eğitim kavramlarını dillerinden düşürmeyenler işin pratiğinde sonuca dayalı bir eğitim sistemleri olduğunu çok netgösterdiler.Eğitimin uzaktan yapılmasını uygun görenler sınavların yüz yüze yapılması gerektiğine karar kıldılar.

Öte yandan sorumluluk konusunda da çelişkili durumlar yaşandı. Kademeli ve kısmı yüz yüze eğitime geçiş sürecinde çocuğunu okula gönderecek veliden sözleşme imzalanması istendi.Halen böylesi tuhaf ve birbiri ile ilgisiz kararlarla yönetilen bir süreç içindeyiz. Sistemin bütün paydaşları abandone olmuş vaziyetti…

Aslında nerede olduğumuzu görebilmek açısından bir de gelişmiş ekonomilerin neyi öncelediğine bakmak gerekir.Gelişmiş ülkeler, salgının başlamasıyla açık ve ayakta kalması gereken alanları sağlık ve eğitim olarak belirleyerek bu iki alana ciddi kaynak aktardılar.

Haklıydılar çünkü sağlık da eğitim de gelecekle ilgilidir. Bu iki alana bir tarımsal üretimin desteklenmesini eklediler…

Tek seçenek olarak sunulan ve uygulamaya konulan uzaktan eğitimin başarılı olma şansı yoktu. Zira süreç başladıktan sonra erişim konusunda yaşanan sıkıntılar belirginleşmeye başladı. Çünkü Türkiye çok büyük bir evrendi ve uzaktan eğitim ayrı bir uzmanlık alanıydı. Dolayısıyla bütün okul tür ve kademelerini kapsayan geniş bir aralıkta bulunan18 milyon öğrencinin uzaktan eğitiminin mümkün olamayacağı belliydi.

Sonuç eğitime erişim fiyaskosu yaşandı. Eğitime erişemeyen öğrencilerin sayısı resmi açıklamaların çok çok üstündeydi.  İsterseniz bu soruya ben yanıt vermeyeyim. Milli Eğitim Bakanının bir toplantıdaki konuşmasında söylediklerinden ne kadar öğrenciye erişildiğine bakalım.

2020 Ağustos ayında Dünya Bankası, Güvenli Okullaşma ve Uzaktan Eğitim Projesi Tanıtım ve İstişare Toplantısı yapıldı. Toplantıda EBA’nın canlı sınıf kapasitesi hakkında bilgi veren bakan başlangıçta yaklaşık 40 bin öğrenci kapasiteli olan sistemin, okulların başladığı ilk gün 1 milyon öğrenciye ulaştığını belirtti.  Daha sonra EBA sisteminin çökmesi üzerine bakan: “Bu bizim için aslında olumlu bir haber. Talepte sıçrama oluştu.”Açıklamasında bulundu.  Böylece sayın bakan milyonlarca öğrencinin sistem dışı kaldığının itirafı etmiş olmuştu.

Bütün bunlara rağmen algıları yönetmek gerekiyordu ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranıldı.  Asıl üzücü olan da buydu.Sayısız değişkenin olduğu büyük bir evrenin bir kabul edilmesinin sonucu başarısızlıktı.

Nihayet bütün gerçekler gibi izlenen politikaların ülkemiz eğitimini getirdiği yer bizzat milli eğitim bakanı tarafından açıkladı. Sayın Selçuk: “15 Şubattan itibaren toplumun, ailelerin, annelerin, babaların, çocukların durumuna baktığımızda, okulların artık daha yüksek bir kapasite ile açılması gerektiği noktasında bir kararlılığımız var.” dedi. Yine bakan bey, Türkiye’nin “OECD ve Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde okullarını en fazla süre kapalı tutan ülkeler arasında geliyor.” tespitini kamuoyu ile paylaştı.

Ülkemizde izlenen bu yanlış politikaların sebebi neydi?

Eğitim gelecekle ilgili bir alandır ve toplumun bütününü etkiler.Eğitimde alınan kararların etkisi çok uzun yıllar sonra kendini gösterir.  Ülkemizde izlenen eğitim politikaları Cumhuriyetin kamucu anlayışından uzaklaştırılmış ve küresel dünyanın kucağına itilmiştir. Dolayısıyla eğitimde ve sağlıktaki eşitsizlikler geniş halk kitlelerini olumsuz etkilemiş ve bu etkilerin bedeli ağır olmuştur.

Kamucu anlayışa sahip ülkeler salgın yönetiminde daha başarılı olmuşlardır. Dolayısıyla salgın kamucu anlayışın denge, düzen ve uyum etkisinibütün dünyaya göstermiştir. Kamu düzeninin daha adil, eşit ve özgür bir yapıda yürütülmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesinde vazgeçilmez olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır.

Ülkemizin durumuna gelince: Bilindiği üzere birinci dünya savaşı sonrasında ülkemizin kurtuluş ve kuruluşsüreçlerinde eğitime, sağlığa azami önem verilmiş,  ülke kaynaklarının bütüncül kalkınma modeliyle harekete geçirilmesi politikaları izlenmiştir. Birinci marif kongresi Ankara’da Sakarya savaşının top sesleri altında gerçekleştirilmiştir.Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası), harf devrimi ve millet mekteplerinin açılması, halkodaları ve köy enstitüleri modelleri bütünsel kalkınma modelinin çağdaş adımlarıdır. Ancak Cumhuriyetin karşısında olanlar da bu süreçte boş durmamış, karşı-devrimin taşları bir bir döşenmiştir. Karşı-devrimin iki büyük adımı 1951’de halkodalarını, 1954’de köy enstitülerini kapatılmasıdır. Bunların yanında imam-hatip okullarının gereksinimin çok üstün çoğaltılması ve bunların Cumhuriyetin ortaokul ve liselerine eş bir yapıya dönüştürülmesi Türk eğitim sisteminin piyasacı ve dinci bir yapıya dönüşme sürecini hızlandırmıştır. Süreç 1980 itibariyle daha da hızlanmış, uygulanan dışa açık büyüme politikaları ve buna bağlı bütçe uygulamaları ile sosyo-ekonomik sorunlar daha da büyütmüştür.  İzlenen dışa açık politikalarla özelleştirmeye hız verilmiş, kamu daraltılmıştır. Dolayısıyla sosyal devlet olmanın gereklerinden olan eğitim ve sağlık harcamaları azaltılmış, eğitimde ve sağlıkta özel sektörün payı artmıştır.

Salgının sonuçlarından biri de kamucu yapılanmaya sahip devletlerin salgının olumsuz etkilerini daha hafit atlattıklarının görülmesidir. Onlar halkını destekleyebilmiş ve mevcut alt yapılarıyla salgının yıkıcı etkisini azaltabilmişlerdir.

Ülkemiz bulunduğu yer itibariyle Cumhuriyet sonrasında oluşturulan kamucu anlayışı terk edilişinin bedelini ağır ödemiştir ve ödemeye de devam etmektedir. Yaşananlar ülkemizin hizmet odaklı yönetim anlayışına geri dönmesi gerektiğinin altını çizmiştir.

Neler Yapılabilirdi?

Bu soruyu yanıtlayabilmek için bütüne bakmak yerinde olacaktır. UNESCO ‘verilerine göre 31 Ağustos- 14 Aralık 2020 tarihleri arasında dünyadaki 210 ülkeden 106 ‘sında okullar açık, 43’ünde kısmen açık, 34’ünde ara tatilde ve 27’sinde kapalı gözüküyor. Türkiye de bilindiği üzere okullar 23 Kasım itibariyle kapalı durumda.

Alternatif çözümler geliştirilmeliydi.Eğitimi önceleyen ülkeler bölgesel farklılıkları göre çözümler ürettiler.Pozitif vaka görülen okullarda ilgili okul temelli karantina ve kapatma kararları aldılar.

Bazı ülkeler vaka oranlarına göre bölgeleri sınıflandırdılar. Riskli, orta derecede riskli, riskli değil gibi… Belirlenen risk gruplarına göre farklı uygulamalarda bulundular.

Bütün bunlar ülkemizde durum tespiti, değerlendirme ve karar verme süreçlerinde farklılıkların dikkate alınmadığını ve toptancı bir anlayışla evrenin bir kabul edilerek karar verildiğini göstermektedir.Oysa akıl ve bilim farklılıkların dikkate alınmasını ve durumlara uygun planlamaların yapılmasını gerektirmekteydi.

Uzaktan eğitimde bütün müfredat üzerinden hareket edilmiştir. Bu durum sistemi kilitlemiş, erişimi engellemiştir. Öğrencilerin çok uzun süre ekran başında kalmalarına sebep olmuştur. Özellikle gelişim çağı çocukları için bu çok büyük bir tehlikedir.Bu süreçte çocuklar sosyal yaşamdan, arkadaşlarından kopmuştur. Dolayısıyla gelişimleri için çok önemli olan fiziksel aktivitelerden de mahrum kalmışlardır.Salgın öncesinde çocuklarının sağlıkları için ekran başında kalma sürelerini kısıtlamaya çalışan ebeveynler bu sefer çocuklarının eğitimi için ekran başına kalmalarını teşvik eder hale gelmişlerdir.Oysa uzaktan eğitimle verilecek dersler belirlenmeli ve içerikler uzaktan eğitime uygun hale getirilerek bu süreler çocukların yaş ve gelişimlerine uygun planlanmalıydı.

Ülkemizdeki uzaktan eğitim sisteminin bu hantal yapısının oluşturduğu sorunlar zamanla büyüdü.  Öyle görünüyor ki Türk eğitim tarihi bakımından 2019-2020 eğitim öğretim yılının 2. Dönemini ve 2020-2021 yılının birinci dönemini eğitimin kayıp dönemi olarak değerlendirilecektir.  2020-2021 yılı 1. Dönem okullar 21 Eylül-23 Kasım tarihleri arasında kademeli ve kısmı yüz yüze eğitime açılmaya çalışılmış, ancak bazı sınıflar (5.6.7. ve 9.10.11)tamamen sistemin dışına bırakılmıştır.Bu süreçte 8. Sınıflar lise geçiş sınavlarına, 12. Sınıflar yükseköğretim sınavlarına gireceği için öncelenmiştir.Ara sınıflar tamamen yok sayılmıştır.

Çocuğun uzun süre okuldan uzak kalması onun okula uyumunu zorlaştıran bir etkendir.  Dolayısıyla okulların açılması sonrasında eğitimden uzun süre uzak kalan çocukların uyum problemleri olacaktır.Ne yazık ki eğitimi önceleyen ülkeler öğrencilerine psikolojik destek aşamasındayken biz onları eleyeceğimiz sınavlara dahil olanlar, olmayanlar şeklinde ayırma konumundan öteye geçemedik.Bana göre Türk eğitim sistemininözeti budur.

Özetlemek gerekirse salgına hazırlıksız yakalandık. Uzaktan eğitim uzmanlık gerektiren bir alandı. Mevcut uzaktan erişim sisteminin (EBA) kapasitesi salgın başladığında bakanın da dediği gibi 40 bindi. Durum böyle iken uzaktan eğitim tek seçenek olarak tercih edilmesi ve okulların uzun süre kapatılması doğru değildi.

Öğretmenlerimiz sistemin içerisine girdiklerinde uzaktan eğitim deneyimleri yoktu. Onların işi daha da zordu. Bir taraftan sistemi öğrenmek, bir taraftan da öğrencilerine en iyi şekilde katkı sunmak gayreti içerisine girdiler. Yani ellerinden geleni yaptılar. Ancak ellerinden gelmeyenler onları kilitledi. Ellerinden gelmeyenlerin başında çocuklarımıza ve kendilerine ücretsiz internet sağlanamamasıydı.Yine sosyo-ekonomik düzeyi düşük aile çocukları ile internet erişiminin olmadığı bölge çocukları gerek internete erişememe, gerekse gerekli teknolojik araçlara sahip olamama ve benzeri sebeplerle sistem dışı kaldılar.

Salgın dolayısıyla kapanan okullarımız sonrasında uzaktan eğitimle ekranların başına kilitlenen çocuklarımız doğal yaşamdan uzaklaşmayı sürdürüyor. Hatta milyonlarca çocuğumuz o ekranlara ulaşamıyor. Ne yazık ki okulların kapalılık süreci uzadıkça çocuklarımızın eğitim kayıpları devam edecektir.

Koşulları uygun bölge okulları yüz yüze eğitime açılmalıydı.Hatta salgın başladığında salgının olmadığı bölge okulları hiç kapatılmamalıydı. Küçük yerleşim birimleri salgından az etkilenen ve sorun olması halinde ise kısa sürede müdahale edilmesi mümkün olabilen birimlerdir. Dolayısıyla köy okulları açık tutulmalıydı. Kapalı köy okullarının ise hızla eğitim öğretime açılması çalışmaları sağlanmalıydı.Kapalı okulların bölgelerinin durumları sürekli değerlendirilmeli ve riskin durumuna göre okul temelli kapanmalar sağlanmalıydı.

Ülkemizde grup eğitimi anlayışının bütünü kapsayankararlarının oluşturduğu bir sonuçla karşı karşıyayız. Bu durum aynı yaş grubundaki çocukların bir kabul edilmesi anlayışına dayanmaktadır. Eğitimimizin önemli sorunlarından biri de budur. Dolayısıyla elemeye dayalı eğitim sistemlerinin dışarda bıraktığı öğrencilere salgın döneminde yenileri eklenmiştir. Oysa eğitimin amacı bütün bireyleri hayata ve geleceğe hazırlamaktır. Eleyerek götürülen bir sistem ve sürekli yarıştırılan çocuklar… Bu çocuğun doğasına uygun değildir.

Neler yapılabilirdi konusuna devam edelim.

Efendim bütün okulları aynı tarihlerde açılıp, kapatılması sürecin kolay yönetimini sağlar. Ölçme ve değerlendirme süreçleri için belirlenen takvimlerde aksamalar olmaz. Bunun adı kolaycılıktır. Oysa eğitimin dışarda bıraktığı her birey toplum için bir kayıptır. Toplumun geleceği bakımından olumsuz sonuçlar oluşturabilecek bir tehdittir de aslında. Eğitim yarını bugünün kararlarıyla oluşturmaktır ve yanlış kararların bedeli çok ağır olabilmektedir.  Kararlarınızın sonuçları sizi yaşadığınız çağın seçkin bir ortağı yapabileceği gibi çağınızın gerisine itebilecektir.

Uzaktan eğitimim bütün müfredatı kapsayacak şekilde planlanması yerine, uzaktan eğitime uygun derslerin eğitimi uzaktan, diğer derslerin eğitiminin yüz yüze yapılması planlanabilirdi.

Uzaktan eğitim sürecinde özellikle 1. Ve 2. Sınıf öğrencilerinin çok ciddi kayıplar yaşadığını düşünüyorum. Çünkü 2019-2020 eğitim öğretim yılı Mart itibariyle eğitime ara verildi. Dolayısıyla 1.sınıf öğrencilerinin çoğu okumaya geçememişti. 2020-2021 eğitim öğretim yılı birinci dönem yüz yüze eğitimden çok az yararlandılar ve dolayısıyla bu çocukların 2. Sınıfta da eksiklikleri devam etmektedir.Yine bu yıl 1. Sınıfa başlayan çocuklar yüz yüze eğitimden çok az yararlandılar. Eğitim sürecinin kritik döneminde yüz yüze eğitimden yoksun kalan bu çocukların öğrenme kayıpları bütün öğrenme yaşantılarını olumsuz etkileyecektir.

Öte yandan kreşler ve anaokulları yüz yüze eğitime açılmıştır. Neden eğitimden çok uzak kalan ve uzaktan eğitim ile eksiklerinin tamamlanması mümkün olmayan 1. ve 2. sınıf öğrencileri için de yüz yüze eğitim seçeneği değerlendirilmedi?

Oysa ülkemizde ilkokullar zorunlu eğitim kapsamında. Anaokulları isteğe bağlı… Yanıt basit okulöncesi isteğe bağlı olduğu için velilerin ücretlerini ödeyebilmeleri de çocuğun okula gitmesi halinde mümkün olabilmektedir.

Yukarıda gelişmiş ekonomilerin eğitim ve sağlığı öncelediklerini belirtmiştim. Onlar en son okulları kapattılar…Ülkemizde ise olağan dönemlerde sık sık değiştirilen eğitim sisteminden kaynaklı sorunlara salgın döneminde yenileri eklendi.

Salgın Sonrası Eğitim Sistemlerini Nasıl Görüyorsunuz?

Dünyadaki en önemli değişikliklerin olağanüstü dönemler (salgın, savaş, kriz…)  sonrasında ortaya çıktığı gerçeğinden hareketle, eğitim sisteminde çok önemli değişikliklerin olması beklenmelidir. Bunlardan biri uzaktan eğitimin yüz yüze eğitim ile iç içe yürütülecek olmasıdır. Teknolojinin daha etkin kullanılması,  derslerin işlenişinde sanal ziyaretlerin sisteme dahil edilmesi gibi değişiklikler olacaktır.Eğitimin daha bireye dönük hale getirilmesi sağlanacaktır. Öğrencinin kendi öğrenme alanlarına ve stiline uygun süreçlere katılmasını sağlayacak yöntemlerin oluşturulması gibi, öğrenme programlarında öğrencinin etkin rol alması gibi… Öğretmen süreçte daha etkin rol alacaktır. Öğretmenin rolü bilgi aktarmaktan çok yönlendirmek –rehberlik- şeklinde olacaktır.  Bu yönüyle öğretmenin sürekli kendisini geliştirmesi gerekecektir.

Salgın sonrası eğitimde ciddi bir onarım süreci yaşanacak Bu noktada daha yoğun eğitimler söz konusu olabilecek. Salgın sürecinin oluşturduğuyenilerin sistemlere eklenmesi sağlanacaktır.

Demek istediğim şu birden çok seçeneğin söz konusu olduğu yapılar oluşturulacak. Yaşanacak sorunların önlenmesinde yönelik seçenekler önceden hazırlanacak. Yani yaşanabilecek en olumsuz koşullarda dahi toplumların bir ‘Z’ planının olması öncelenecek.

Yaşam boyu öğrenme felsefesi benimsenecek. Sınıf sistemi değişecek, doğa ve hayat öğrenmenin etkin bir parçası olacak… Teknolojinin etkin kullanımı, iletişim, çok dillilik ve benzeri alanlar geliştirilecek.

Fikri hür, irfanı hür nesiller yetiştirilmesi mümkün mü?

Olması gereken fikri hür, irfanı hür nesiller yetiştirebilmektir. Gelişmenin ilerlemenin özü budur. Bunun yolu laik ve bilimsel eğitimdir.

Peki, biz bunun neresindeyiz? Eğitimimiz laik mi, bilimsel mi?

Bu soruya evet demeyi çok isterdim. Ancak ne yazık ki ülkemiz eğitimi piyasacı ve dinci bir yapıya evrilmiştir. Hizmet odaklı ve kalkınma temelli modeller terk edilmiştir. İmam-hatiplileşme hızlanmış,tarikat ve cemaatlerin değerler eğitimi, proje çalışmaları ve benzeri gerekçelerle okullarımıza girmelerine izin verilmiştir.  Bütün bunlarfikri hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeye uzak olduğumuzun göstergeleridir.

Ancak bu durum yaşadığımız yüzyılın erişi düzeyine aykırıdır. Dünyadan koparılan kuşakla var olmak mümkün değildir. Bütün bunlaroy alabilmek uğruna bireyin kula dönüştürülmesi sürecinin hızlandırılmasının sonucudur.

Ülkemizin kaybedecek vakti ve sabrı kalmamıştır. Çocuklarımız çok değerlidir ve onları çağından koparmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Kaldı ki yaşadığı çağın gerisinde böyle bir anlayışın sürdürülebilirliği mümkün değildir.  Salgın sonrası kamucu anlayışların etkin olacağı, insanı önceleyen, üretimi ve gelişmeyi destekleyen, doğayı koruyan yapılara dünyamız evrilmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla ülkemizde bu yapı içerisinde yerini almak zorundadır.

HATİCE TOPÇU KİMDİR:

Rize’de doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Rize’de tamamladı. Lisans Eğitimini İşletme alanında, Yüksek Lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eğitim Yönetimi ve Politikaları Ana Bilim Dalı, Eğitim Yönetimi ve Teftiş Doktora Programına devam etti. Eğitim işkolunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. Şubat 2019 tarihinde kamudaki görevinden emekli oldu.
Yazın hayatına çeşitli dergi ve antolojilerde yayımlanan şiirleri ile başladı. 2004 yılında “TODAİE Hazırlık Kılavuzu” adlı Orta Doğu Amme Enstitüsü Sınavlarına Hazırlık Kılavuzu yayımlandı. İlk şiir kitabı;“Karanlığın Elleri”2008 yılında, ikinci şiir kitabı; “Yasak Elma” 2016’da yayımlandı.
Eğitimci, Şair ve Yazar’ın okul öncesi eğitim çocuklarına yönelik hazırladığı “Can Okulda Dizisi” olarak altı adet hikâye kitabı (Okul Heyecanı, Okulda İlk Gün, Can ve Cansu, Görüyor Öğreniyoruz, Balonlarla Dans ve Can Partiyle) 2017 yılında yayımlandı.
“Çağları Delen Önder Atatürk” dizisinin ilk kitabı olan “Altın Saçlı Çocuk” romanının birinci baskısı Ocak 2019 yılında, ikinci baskısı Ağustos 2019 ve üçüncü baskısı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Serinin İkinci romanı “Hayallere İlk Adım” romanının birinci baskısı Ağustos 2019 yılında, ikinci baskısı Kasım 2019 yılında yayınlanmıştır.
‘Kül Rengi Dünya” romanı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Ayrıca yazarın, Eğitim Bilimleri alanında bilimsel makaleleri bulunmaktadır ve çeşitli gazetelerde makale yazmayı sürdürmektedir. İki çocuk annesidir.

Hatice Topçu’nun tüm yazılarını okumak için TIKLAYINIZ

Yorumlar
  1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

    Salgın sürecinde eğitimi merak edenlerle, salgın sonrasını planlamak isteyen her bireyin cümle cümle okunması gereken bir söyleşi.
    Ben hem yaşantımı yeniden gözden geçirdim, hem ders aldım.

    Kutluyorum.

  2. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Başta sayın SELAMOĞLU olmak üzere sevgili MEDYA SİYASET’in hepsi de çok değerli tüm yöneticilerine ve çalışanlarına, yazarlarına ve okurlarına, izleyicilerine ve hayranlarına en mutlu ve kutlu bir SEVGİLLİLER GÜNÜ diliyor, sevgiler ve selamlar, saygılar ve en iyi dilekler sunuyor, bu ezeli ve ebedi özel ve güzel gün ile ilgili bir dizeyi ithaf ediyorum :

    SEVGİ

    Sevgi,

    Her meleğe ve erkeğe özgü bütün özellerin özelidir

    Ve gerçekten karşılıklı olduğu zamanda en güzeldir.

    Sevgi,

    Aşkın da seksin de en olmazsa olmaz ön koşuludur

    Ve sevene de sevilene de kanat takıp göklere uçurur.

    Sevgi,

    Tadına asla doyulmaz bir doyumun zirvesine götürür

    Ve böylesi yeni doyumlara duygu ve çağrı bölüştürür.

    Sevgi,

    Yüce Tanrı’nın bütün kullarına en ulu bir armağanıdır

    Ve yeni kullar yaratma ve yaşatma andı ve anlamıdır.

    Gönül Pınar Atacı, 19.Ocak.2021