Alexa
Medya Siyaset

Sanatı Kirletenler…

Sanatçı siyasetin içinde olmamalı, sanatçı dalkavukluk, yalakalık, yağdanlık, yapmamalı, sanatçı sanatına ve aydınlatılması gereken topluma karşı sorumlu olmalı.

Sanatı Kirletenler…

Bir millet sanata önem vermedikçe, büyük bir felakete mahkumdur, onun adına layık olmak zor iştir, herkese sanatçı demek mümkün mü?

Bütün yalanların içinde, sanat tek gerçektir, sanatçı toplumda sanatının ışığıyla saygınlığıyla hissedilir, o toplumun ilerlemesinde sanatçının rolü büyüktür, ama tüm bu gerçekler sanatın kirletilmeden kalmasını sağlamakla olur.

Bir ülkede sanat kirletilmişse işte orada gerçeğin adı tükenen umutlar felaketlerdir. Atatürk kültür merkezini yıkarak, ” isteseniz de istemesiniz de yıktık, buraya opera koyacağız”  demek, acaba sanat gerçeğe dönüşecek mi? merak ediyorum.

 Bir ülkede sanat görmesi gereken itibarı saygıyı görmüyorsa,  en önemlisi de siyasetin gölgesinde  kirletildiği yaşadığı an ülkeyi terk eder, ” Sanatın  toplumla paylaşılmadığı bir ülke, üçüncü bir ülkedir”  ( İbn-i Sina) . 

Aslında o ülkede sanatın adını bile açıklayamayanlara sanatçı adı veriliyorsa, işte asıl sorun burada sanırım.

Kültür sanat edebiyat, ve özellikle de eğitim konusunda hala bir karmaşanın yaşanması sanatı ve sanatçı olmanın değerlerini açıklamak bu kadar ucuz kalıyor. İtalya da ( 1990) L’Opera dergisinin davetlisi olarak katıldığım bir gecede, dünyanın en büyük sanatçılarını dinleme mutluluğunu yaşadım. Luciano Pavarotti, Jose Carreras, Rolanda Villazon, Placido Domingo, Juan Diego Florez gecede insanı büyüleyen sesleriyle binlerce insanı ayağa kaldırdılar. Tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan bu tarihi konseri düşündüğümde hala heyecanlanıyorum ağlıyorum. Ama gencecik yaşında  gelecek vadeden bir çocuk Cenk Karaferya, adını kim duydu bu güne kadar, Pavarotti ‘ye aday gösterilen bu yetenekli tenoru kim hatırlar acaba? Müzik otoritelerinin ”ender bir sese sahip” dedikleri bu çocuk nerede olursa olsun ” Ben bir Türk olmanın hazzını sanatımla birlikte yaşıyorum” diyor. Ama biz tıpkı tüm dünyada 60 konser veren Fazıl Say gibi bir sanatçımızın değerini anlayamadık, ona bu ülkede yaşamak istemiyorsan git istediğin yere dedik. ” Bu ülkede yaşamak istemeyenlerin ofis açalım, biletlerini de alalım istedikleri yere gitsinler” demek nasıl bir söylemdir anlamak mümkün değil.

Gerçek sanatçıların yetişmesi kolay değil, uluslararası saygınlığımızın adını koyan işte bu gerçek sanatın temsilcileridir.

Sanat sanatçı işte biz hala bunun anlamını yansıtamıyoruz. Televizyonlarda BACIM edebiyatı yapanlar, uyduruk içi boş anlamsız Kadın programları, içinde sanatı adeta yok sayan magazinsel programlar, kendisine Diva İmparator denmesinden zevk alanlar, ve en kötüsüde saatlerce Tv başında  halka SURVIVOR seyrettirenler, acaba bunlar mı sanatçı, bunlar mı sanatın temsilcileri?

Sanatçı siyasetin içinde olmamalı, sanatçı dalkavukluk, yalakalık, yağdanlık, yapmamalı, sanatçı sanatına ve aydınlatılması gereken topluma karşı sorumlu olmalı. Pablo Picasso ” Söylemem ama ben her şeyin gerçeğini resimlerim, bu resimde sanatı kirletenler ve onu toplumla paylaşanlar vardır” diye yazmış.

Bugün Picasso’ nun çizdiği resmi biz her zaman görmüyor muyuz?.

Bir MOZART Beethoven hala sanatın içinde canlı olarak yaşamıyorlar mı?

Babası sarhoş, annesi hasta, hayatı yetimhanelerde geçen, ömrü boyunca depresyon sara hastalığıyla mücadele eden DOSTOYEVSKİ. Annesi frengili, 8 kardeşi var, üçü sağır, ikisi kör, diğer birinin zekası yok, o anne son çocuğuna hamile ve işte o çocukta BEETHOVEN.

Altı çocuklu bir ailenin evladı, iki erkek açlıktan ölüyor kötü beslenmeden dolayı, kardeşinin diğer ikisi de Nazi zulmünden dolayı ölüyor, ama zalim bir baba ve işte böyle bir yaşamın içinden KAFKA dünyaya geliyor. Dünya edebiyatında adı altın harflerle yazılan bir Kafka, peki bizim böylesine değerlerimiz var mı? Var olanlarıda kendimiz tüketiyoruz. Bir otel odasında, ya da tek odalı bir evde, bir parkta açlıktan sefaletin içinde hayatını kaybeden, gerçek anlamda sanatçıların ölüsüne bile gösterilmeyen saygıya siz sanata sanatçıya sahip çıkmak mı diyorsunuz?

Pavarotti ölmeden yazdığı vasiyetinde, ” 600 milyon dolar mirasımı yoksul kalmış sanatçılara paylaşılmasını istiyorum” demiş. Kaç sanatçı açlıktan kurtulacak, ama asıl önemlisi burada onun gösterdiği sanata sanatçıya olan saygınlığı değil mi?

İşte benim ülkemde  sanat , günde saatlerce Tv başında uydurma kadın programlarını seyretmek, Survıvor saçmalıklarıyla saatlerce başını kaldırmadan televizyonda kalmak, kendine sanatçı adını koyanların yaşadıkları saçmalıklar, bir çantaya verdiği 40 bin lirayı utanmadan sıkılmadan gülerek bahseden, sık sık değiştirdiği sevgilisiyle yaşadığı hayatı sanat olarak anlatan, ve bunu da kanallara taşıyanların yaptıklarımı sanat ve sanatçılık?

Survıvor, Savaşcı, Jet Sosyete, Tehlikeli Karım, Yeni Gelin, işte yapılanların adı sanat diye topluma yansıtılanlar. Güdülmüş sürü bir toplum olmanın adı bu olmalı sanırım. ”Bu ülkede düşünemediğiniz kadar özgürlük var” diyenlerin sanata bakışı ve onun çıkar adına yansımalarını alması görülür anlaşılır gibi değil.  ( OYÇED) nin. ”Bugün tiyatroların kapatıldığı bir ülkede, tiyatro oyunları üzerinden sanata yapılan saldırılar, ancak ortaçağ karanlığında rastlanabilecek niteliktedir” sözleri, sanırım çok şeyi anlatıyor. Her zaman zor günlerde sanatçı vatan savunması için mücadele eden askeri güçlerimize  moral olsun diye sorumluluk almalı buna elbette bir itirazım yok.

Ama bunun farklı bir biçimde yansıtılması sorun burada. Bugün Batı’da yok olan saygınlığımız ve hala bizim Batı’nın  çağdaş değişim anlayışına ihtiyacımız yok diyenler, unutmayalım ki bugün ülkemizi Kabile demokrasisine mahkum bırakanların sanatın ve gerçek sanatçının adını artık yazmalılar.

Uluslararası saygınlığımızın adını bu şekilde koyabiliriz. Türkiye zor bir dönemi yaşamakta, yaşanacak tüm felaketlerin toplumsal manada yaşanmaması için sanat kirletilmeden kalan tek gerçek olmalı.

Prof. Dr. Levent Seçer 

Uyarı :Yazının yayın hakkı Medya Siyasete aittir.Medya Siyaset kaynak gösterilmeden yazının tamamı yada bir kısmı internet siteleri-yazılı-görsel basında yayınlanamaz.

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Sanatın ve sanatcıların kutsal misyonları, ulusal ve toplumsal yerleri ve görevleri üzerine son derece güncel ve nesnelL, derin bilimsel ve gerçek sanatsever, MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL bir analiz ve sentez. Çok değerli hocamız Prof. SEÇER’e tebrikler, teşekkürler, en iyi dilekler.

BİR YORUM YAZ