Alexa
Medya Siyaset

Sanatın Özgürlüğe İhtiyacı Var…

Atatürk devrimlerinin çağdaş düzeyde paylaşılması adına onu toplumdan uzaklaştıran bir anlayışın, eğitim ve sanata gösterdiği duyarsızlık burada kendiliğinden ortaya çıkmıyor mu? 

Sanatın Özgürlüğe İhtiyacı Var…

Güney Afrika Angola da bir üniversitenin girişinde yazar, ” Eğitimsiz bırakılan bir toplum daima yıkılmaya mahkumdur”

Angola halkı yaşadığı tüm siyasi zorluklara rağmen, dünyanın kültürel anlamda geri kalmışlığın getirdiği bakışı yok etmek adına her şeyi denemiş, ama bugün baktığımızda biz onların  gerisinde kalmışız.

Bir ülkede sanat siyasetin gölgesinde kalmışsa o ülke üçüncü bir ülke olmaktan öteye geçemez (Victor Hugo) nun sözleri.

Bugün Batı’ya kafa tutanlar bağırıp çağıranlar, her şeye rağmen Batı’nın  sanata sanatçıya gösterdiği önemin farkında mı acaba?

Sanatçı ve onun yarattığı eserlerin kendi ülkesinin uluslararası alanda saygınlığının adı olduğunu bile anlamaları mümkün değil.

Bir sanat eserine ” Yıkın bu ucubeyi” dedikleri zaman ne yazık ki toplum buna tepki gösterecek eğitim düzeyinde bile  değil.

Eğitim duzeyi düşük bir toplumdan zaten kaybedilişlere yıkımlara karşı bir tepki gelmesini beklenemez.

Nietzche ”Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı tanınsa bile hiçbir zaman özgür bir seçim kararı alamaz. Sadece kendisine hatırlatılmış öğretilmiş hazırlanan biçimde seçim yaptığını zanneder.  Cahille seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmakçadır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler, yaptıkları düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini umutsuzluğa sürükleyenlerdir. Bugün baktığımızda ülkenin gelinen noktada tükenmişliğine karar veren bu cahil toplum değil mi?  Evrende her zaman sonsuz olan iki şey vardır, birincisi atmosfer ve diğeri aptal olmaktır. Atmosferin hala tartışılıyor olması kabul edilir, ama APTALLIK bunun tamiri mümkün değil. ”

Ben bu toplumun çobanıyım” diyen bir siyasi anlayışa karşı, sürü koyun olmaya hazır olmak bu ülkede demokrasi adına korkutuyor beni.

Sanata bu anlamda böyle bir toplumun önem vermesi okuması araştırması mümkün mü?

Sanat ve ona can veren sanatçının hala tutuklu olması hapsedilmesi.

Atatürk devrimlerinin çağdaş düzeyde paylaşılması adına onu toplumdan uzaklaştıran bir anlayışın, eğitim ve sanata gösterdiği duyarsızlık burada kendiliğinden ortaya çıkmıyor mu?

Tiyatroların kapatıldığı oyunların yasaklandığı bir ülke, kitabı sadece elinde yanında taşımak istemediği bir yük olarak gören ve okumayan araştırmayan sorgulamayan eğitimsiz cahil bir toplum olmanın bedeli büyük yıkımların adıdır?

Şimdi böyle bir anlayışla  yaşananlara baktığımızda geleceğimizi ”her şey güzel olacak” diye anlatabilirmiyiz kendimize?

Batı’nın demokrasi anlayışıyla hiç bir zaman bir arada olamadık, Batı gizlediği  saklı gücüyle her zaman gözlediği Türkiye’de bugüne kadar samimi olmadı, bu bizi aldatmamalı saklı kalan güç gösterisine kanmamalıyız.

Kahramanlık gösterisi yapmak sonrasında felaketin yaşanası bir ülke olmaktan öteye geçemeyiz.

Ekonomi de söylenenlerin aksine bunun toplumla paylaşılmaması düşündürücü değil mi? 750, Milyar dolar dış borcun ve 30 milyona yaklaşan yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan bir toplum olmak kaygı verici.

Sanatı anlatırken şimdi bunların anlamı var mı derseniz, o zaman şunu ifade etmek gerek. Sanat düşünce akıl ve bilim her zaman kendi yaşamsal özgürlüğümüz dışında, bizim büyük ülke olabilmemiz ve  uluslaararası saygınlığımızda bizi daima tetikleyici yönlendirici olacaktır. Yeterki bunu anlayacak kavrayacak olgunlukta olabilelim.

SİYASETİN TÜKETTİĞİ SANAT …

Siyasetin gölgesinde kalan  sanat  yaşayamaz ayakta kalamaz tükenir, üstelik sanata can veren sanat adamı bu acının içinde asıl tükenmişliği o yaşar.

Sanatçı ne yazık ki bu ülkede istediği saygıyı değeri görmedi bu güne kadar ve itildi kakıldı dövüldü korku içinde yaşadı, eserleri parçalandı değer görmedi satılmadı sergilenmedi ve aç yaşamaya mahkum edildi.

Bugün dünyanın birçok yerinde yapılan  önemli edebiyat sanat kültür etkinlikleri ve festivaller var, katıldığım çok sayıda etkinliklerde Türk sanatçı görememek üzüyor beni.

Almanya da yapılan dünyanın en önemli kitap fuarlarından biri olan Frankfurt kitap fuarına katılan az sayıda Türk yayınevi, ne yazık ki kendini tanıtmada yetersiz kalıyor destek görmediği için.

Yazarlarımız ise kişisel gayretleriyle kitaplarını ve düşüncelerini okuyucuyla buluşturmakta zorluklar yaşıyor, birçok ülkeden gelen sanatçılar kendileri devletten destek yardım gördüklerini anlatınca, benim sanatçım yazarım ressamım şairim yalnızlığa çaresizliğe tükenmişliğe itiliyor peki neden?

Böylesi festivaller etkinlikler aslında bir ülkenin uluslararası alanda tanıtımında çok önemli bana göre.

Ama bugün kendi ülkesinde eğitimi hala nasıl biçimlendirebilirim anlayışının, uluslararası Türk kültürünün saygın biçimde yansımasının paylaşılmasının heyecanı içinde olmadıkları ortada değil mi?

Eğitimsiz cahil bırakılmış bir toplum gerçekleri yargılayamaz sorgulayamaz sonuç ise ortada.

Neler olduğu yaşandığı ve kendi ülkesinin içte ve dışta ne zorluklarla sıkıntılarla beraber, kaybolan saygınlığının itibarının nerede kaldığı ve Batı’nın çağdaş değişim anlayışından uzaklaştırılmasının yarattığı yaratacağı felaketin sonunda.

KABİLE demokrasisine teslim edilmesini nasıl anlayabilir?

Tanzanya da bile özgürlüğün bizden çok ileride olduğunu düşünmek ne acıdır.

42 ülkenin bulunduğu Avrupa’da ” Özgür olmayan” tek ülke Türkiye, peki nedeni? Gazeteciler yazarlar bilim adamları akademisyenler düşün insanı hapsedilmiş aylardır özgür olmayı bekliyor, bugün aydınlığı düşünceyi hapsederseniz, Atatürk devrimlerini çağdaşlığı tarihi aydınlığı cumhuriyeti demokrasiyi de hapsedersiniz, bir ülkede tarih ve cumhuriyet demokrasi yara alırsa bir daha kapanması mümkün değil.

Bugün küresel güçlerin her an gözlediği  Türkiye, yazılmış tarihiyle ayakta kalmaktadır.

Tarihe karşı başka anlamsız adı belli olmayan YENİ TÜRKİYE  senaryoları kabul edilemez.

Özellikle Başkanlık sistemi hayalleri değil, parlamenter sistemin gereği özde bir demokrasinin adıdır.

İNSAN TİYATRO POLİTİKA…

İnsanların kendi duygularını hayatın içinde kalıcı biçimde yaşayacakları dünyaya biçimlendirmeleri, işte Tiyatro bu konuda insana bir ışık değil mi?

Strindberg’in Rüya Oyunu, Maetterimck’in Pelle, ve Melisande’ Dürrenmatt’ın ‘Babile Bir Melek İniyor’ eserleri bu ülkede yasaklandı.

Din tüccarlığı yapanların ” Dine zarar verici oyunlar” diyerek eleştirdiler.

Oysa her biri insanlara eğitimi sanatı bilimsel anlamda yansıtan klasikleşmiş eserler, kendilerine tiyatro eleştirmeni adı koyanlar, birilerine yalakalık adına bu eserleri eleştirdiler oyunları engellediler.

Kısacası bu ülkede sanat hiç bir zaman özgür olmadı.

Siyaset çarkının ortasına takılanlar, bir gün mutluluğun huzurun barışın değişimin tek çare olduğu sanata sırtlarını döndüler.

Sanat yalnız kaldı kendini aydınlatma noktasında toplumla buluşturamadı.

Sanat yıllardır din afyonuyla uyutulmuş halkın uyanmasını istedi, ama birileri bunu istemedi, yani halkın uyuduğu uykuda kalmasını istedi.

Kendin sanatçı adını koyanların bu ülkede itibar gördüğüne baktığımda, gerçekten sanat adına emek verenlerin yaşadıkları sona bakmak acı veriyor insana.

Avrupa’da yaşayan Türk toplumu hala saatlerce içi boş anlamsız TV programlarıyla ve reklamlarla  uyutuluyor.

İşin kötüsü kimse çıkıpta buna dur demiyor sesini çıkarmıyor.

Türkiye’de toplumu uyutan TV kanalları, Almanya da aksine daha kolay bu görevi yapıyorlar. Öne sürülen tek resim DİN ve bunu yanlış anlatan daha doğrusu bilmeyen tüccarlar.

Kimse çıkıpta inanç saygınlığı sorgulanamaz siyasete alet edilemez diyemiyor.

Karl Markx ”din afyondur”  sözlerinde yazdığı gibi yaşanıyor açıkça.

Sanat adeta yok sayılmış okumayan eğitimden uzakta tutulmuş.

Allah korkusunu hep dayatan din tüccarlarının elinde tüketilmiş.

Ama Allaha inanmak kolayda, acaba Allah’ın inandığı insan olabilmek mümkün mü? İşte bu din tacirleri bunun cevabını bilmiyorlar .

Allah ve Din saygınlığını duygulara sokup farklı amaçla kullanmaya devam ediyorlar, bu son derece tehlikeli ama ne yazık ki Türk toplumu bu tehlikenin hala farkında değil.

Türkiye son günlerde hayli yoğun ve uluslararası önemli gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçiyor.

Körfez savaşının kendini tetiklediği bir gerilim, Küresel güç olduğunu söyleyen ABD, ve tıkanıp kalan bir KUDÜS gerçeği, Türkiye başından beri yapmaya çalıştığı ortaya koyduğu şimdi daha da içinden çıkılmaz bir hale gelen (ORTADOĞU) politikasında başarılı olamadı, ama bugün gelinen noktada her zamankinden daha çok dikkatli bir politika izlemek zorunda.

Dış siyasetin içinde de kavgalı bir siyaset anlayışı, ve adı konulamayacak söylemler açıklamalar siyasetçi tarzına yakışmayan biçimde ülkesine zarar veren davranışlardı. Bir siyaset adamı bunu yaparken daha dikkatli olmalı, haklı olduğu konularda bile davranış ve konuşma tarzında siyasetin gerektirdiği tarzda cevabını vermeli.

Şimdi böyle daha hassas konular varken, sanat zaten yetim kalmış ne kadar yazsanda değişen bir şey olmayacak diyenler olabilir.

Böyle bir sırada sanattan söz etmek belkide birilerini sıkabilir, ama sanat her zaman kendini özgür hissetmeli, böyle önemli kritik dönemlerde sanat ve sanata yön veren sanatçılar yazarlar düşünenlere ihtiyaç vardır.

Siyasetin ve ona yön verenlerin çaresiz kaldıklarında, işte o zaman sanat adamları, yazarlar, düşünürler, bilim adamları, aydınlar, ülkesini seven cumhuriyete sevdalı herkesin üzerine düşen önemli bir görev vardır.

Vatan sevgisi ve onun savunması, bu da Atatürk’ün miras olarak bıraktığı Akıl ve Mantıkla mümkün olacaktır.

Bugün keşke Köy Enstitüleri kapanmasaydı,toplum bu kadar eğitimden uzak cahil bırakılmazdı.

İşte bugün ülkenin geldiği noktadaki tek sorun bu cehaletin sonucudur.

Sonuç olarak daha çok felaketler yaşanmadan uyuyan halkın uyuduğu uykudan uyanmasıdır. Şimdi tüm çağdaş değerleri Akıl ve Bilim gerçeğini içinde barındıran Sanatı özgür bırakmalıyız.

Medya Siyaset
Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ