Alexa
Medya Siyaset

Sandviç Kuşağının Gözyaşları

Sandviç Kuşağının Gözyaşları

İkinci Dünya Harbinin bitmesi ile birlikte Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çocuk doğumlarında patlama oldu. Yeni kuşaklar teorisine göre 1945-1965 kuşağını içine alan bu kuşak Türkiye nüfusunun % 15’ini meydana getiriyordu. Günümüzde ise Türkiye bu doğum oranını yakalayamıyor ve yetkililer yeni evlilere  önce üç sonrada beş çocuk yapın demeye başladılar.

Sandviç kuşağı: Jung’un psikoloji dünyasına kazandırdığı “arketip” terimi, psikoloji literatüründe, algılamamızı örgütleyen, bilinç içeriklerini düzenleyen, değiştiren ve geliştiren yapılar olarak tanımlanmaktadır. İngilizce  Baby Boomer olarak ifade edilir. Türkçe karşılığı Bebek Bombardımanı anlamına gelir. Sandviç kuşağı da denir.

Türkiye’de Sandviç kuşağının en yaşlısı 72, en genci  45 yaşlarında  bulunuyor. Sandviç kuşağı kuşağı adını da: önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına bakan bu kuşak kalabalık ailelerin son temsilcileridirler. Kendinden olmayan kuşaklarla çok iyi anlaşırlar. Bin kişiye 18 telefonun ve 4 araba düştüğü dönemleri gördüler.

Bugünün nesilleri ise babalarından çok yaşadıkları ortama bağlı olarak, baskı altında tutuluyorlar ve dinci (Dindar değil)  olarak yetiştiriliyorlar. Bizlere özgürlüğü, laikliği, demokrasiyi, hak ve adaleti mumla arattıran günümüz nesli işte bu sandviç kuşağın çocukları. Nasıl oluyor da böyle yetişmişler? İnsanları kendi görüşlerine göre yönlendirmeyi dayatıyorlar. Kuran okutulmadı bize, ibadetimizi yapamadık, dini vecibelerimizi gizli yaptık diyerek yalan söylüyorlar ve bu yalana da kendilerine kandırıyorlar. Yok beyler çok yanlış yapıyorsunuz. Sandviç kuşağı yaz tatillerinde ellerinde Kuran, kız çocuklarının başları örtülü cami hocasının yolunu tutuyorlardı, kimse buna mani olmuyordu. Babaları ellerinden tutup Cuma ve Bayram namazlarına götürüyordu. İnanmıyorsanız doğruyu söyleyen Sandviç kuşağı yetişkinine sorabilirsiniz. Şaşılacak bir nesilsiniz doğrusu. Laikliğe karşısınız, Cumhuriyete karşısınız tek hedefiniz Türkiye’yi Ortaçağ karanlığına götürmek. Allah sonumuzu hayretsin.

BB (Baby Boomer) kuşağı dediğimiz 1944-1965 doğumlu insanların;

Sizler hiç:

– Delinen pantolonlarınaza yama vurdurdunuz mu,

– Yıpranan-yırtılan giysilerinizi onardınız mı,

– Sökülen ayakkabılarınızı tamir ettirip, pençe vurdurdunuz mu,

– Patlayan futbol topunu kaynakçıya götürüp tamir ettirdiniz mi,

_ Çabuk kirlenen ve bu sebeple sık sık yıkanan ve çabuk eskiyen gömlek yaka ve kollarını ters-yüz ettirdiniz mi,

– Bozulan radyoyu tamir ettirmeniz, sırf yoksulluktan değildi. Sadece tutumluluktan da değildi.

Onlar bunları yapmakla, kendinden sonraki nesile (Yani sizlere) çok önemli bir mesaj veriyorlardı. Onlara;

– Eşleriyle araları açıldığında, alternatiflere yönelmeden aralarını düzeltmelerinin mümkün olduğuna,

– Çocuklarıyla aralarına kara kediler girdiğinde bu durumun vakit geçirmeden telafi edilmesinin gerekliliğine,

– Arkadaşlarıyla, komşularıyla, dostlarıyla bağları koptuğunda; yenilerini aramakla vakit kaybetmeyip, aralarındaki bağları tekrardan kuvvetlendirmenin kaçınılmaz olduğuna

müthiş bir örnek olması için, onların böyle bir yetenek geliştirmeleri için onlara “prototip, arketip” yani örnek olmaya da çalışıyorlardı. Yani bir yandan yeni neslin; Onarıcı, Telafi edici, Tamir edici,– “Arabulucu” özellik kazanmasına önayak oluyorlardı. Ama sizler ne yaptınız toplumu böldünüz, ötekileştirdiniz.

Onların bu çabalarının “çaresizlikten”, yokluktan, fakirlikten, cimrilikten ileri geldiğini düşünen 1965-2000 kuşağı olan “X” ve “Y” nesli, bu sinyali alamadı. “Z” jenerasyonu da bu atıcı, değiştirici, vazgeçmeye hazır, çabuk sıkılan neslin özeti olarak hayata girdiler.

Bu nedenle yeni kuşak nesil; – Aşırı alıngan,- Aşırı özgürlükçü,- Kendisinin ne kadar verdiğini değil de, ne kadar aldığını önemseyen,– Eşiyle bozuştuğunda,– Arkadaşıyla atıştığında,– Komşusuyla kavga ettiğinde, ortamı yumuşatmayı, aralarını düzeltmeyi, barışabilmeyi düşünemediğinden, beceremediğinden onları “değiştirmeyi” seçmek gibi stratejik bir hatanın içine düşebiliyor. Söz gelimi; – Bana arkadaş mı yok?– Başka komşu mu yok sanki.– Hiç dert değil, elimi sallasam ellisi.– Küserse küssün gibi “sanal efelik” taslayarak fıtratını bozabilmektedir.

Bu nedenle önceki kuşak onlar için “Nereden türedi bu nesil?” diyerek hayretini ifade etmek zorunda kalabiliyor. Yani onların beceriksizliğine vurgu yapıyor..

“Tamirciliği” unutan yeni kuşağı gelecekte çok zor günler bekliyor. Çünkü bazı insanlar,arketip insan modelinin çok gerisinde bulunuyor. Kusura bakılmasın.

Toplum devinim halinde sürekli olarak gelişiyor, farklılaşıyor, alışkanlıklar, beğeniler, istekler, beklentiler, davranışlar sürekli değişiyor. Bu bağlamda X,Y,Z kuşaklarını tek tipleşmeyecekler. Türkiye sadece imam çıkarmayacak, çocuklar zorlanarak bazı okullara gitmeye zorlanamayacak unutmayalım.

NOT: Yukarıdaki yazıdan alınanlar olacaktır. Alınmasınlar, gerçek bu. Arketip x,y.z kuşağına bir sözüm yok, gelecek onlarda, umut onlarda. İyimser olalım geleceğe gülümseyelim.

Bahattin Ayhan

Bahattin Ayhan

Araştırmacı-Yazarı.Tarih Türklerle Başlar,Türkiye Halkları,Antik Dönemden Günümüze,Köken-Dil-İnanç adlı kitapların yazarı
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ