Alexa
DOLAR
8,1049
EURO
9,7001
ALTIN
459,43
BIST
1.408
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Mevzi Sağanak
22°C
İzmir
22°C
Mevzi Sağanak
Cumartesi Çok Bulutlu
28°C
Pazar Sağanak Yağışlı
24°C
Pazartesi Gök Gürültülü
29°C
Salı Gök Gürültülü
20°C

Şimdi Ağlamanın Bir Anlamı Yok

Şimdi Ağlamanın Bir Anlamı Yok

9 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren  2017 Anayasa değişiklikleri, bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların nedenidir.

Bu değişiklikle hukuki ve fiili olarak TBMM’ni siyasal karar alma süreçlerinden dışlamıştır.

Bu Anayasa değişikliği ile “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denen ucube bir hükümet sistemi yaşama geçirilmiştir. Erkler aykırılığı sisteminin bir gereği olarak, yasama,yürütme ve yargı erkleri arasında bulunması gereken fren ve denge mekanizması yok edilerek, yürütmenin üstünlüğüne dayalı bir mutlak monarşiyi andıran bir sistem uygulamaya konmuştur.

Yürütme yetkisi Anayasanın 104. Maddesine göre tek başına Cumhurbaşkanına verilmiştir.

Bu Anayasa değişikliği ile Meclisin yürütmeyi denetleme yetkisi ortadan kaldırılmıştır. Gensoru, Meclis araştırması ve sözlü soru kaldırılmıştır.

Meclis o kadar etkisizleştirilmiştir ki, tek başına yürütmeyi temsil eden Cumhurbaşkanı bütçesini Mecliste açıklamak, savunmak gereğini bile duymamaktadır.

Kendi içinde denge fren düzeni içeren; üstelik, aldığı kararlar “tarafsız” cumhurbaşkanının onayına sunulan bakanlar kurulu ortadan kaldırılırken ve bütün yetkileri Cumhurbaşkanı’na devredilirken kulaklarını, gözlerini kapatanlar, parmaklarını oynatmayanlar, son Cumhurbaşkanlığı  kararına bence temeli gayet zayıf argümanlarla itiraz ediyor görünerek, günah çıkarıyorlar. Geçmiş olsun.

Durum, uzun uzadıya hukuki değerlendirmeler yapılmasını gerektirmeyecek kadar basit ve net!

Türkiye’de önceden “Bakanlar Kurulu Kararı” ile yapılan bütün idari işlemler, 9 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren  2017 Anayasa değişiklikleri ile şimdi  “Cumhurbaşkanı kararı” ile yapılıyor.

Münferit olaylara karşı çıkarak hedef şaşırtmadan, esas itiraz konusunun bu ucube sistem olması gerekiyor.

Anayasaya aykırı olduğu iddia edilen MİLLETLERARASI ANDLAŞMALARIN ONAYLANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA 9 SAYILI CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ’NİN  3. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları : “MADDE 3- (1) Milletlerarası antlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası analaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası antlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur.

(3) Bir milletlerarası antlaşmanın veya Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası antlaşmanın belli hükümlerinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdiği, bir milletlerarası antlaşmanın uygulama alanının değiştiği, uygulanmasının durdurulduğu ve sona erdiği tarihler; Cumhurbaşkanı kararı ile tespit olunarak Resmî Gazete’de yayımlanır. Bir milletlerarası antlaşma, yürürlük tarihinin tespitine dair Cumhurbaşkanı kararında belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun hükmünü kazanır.”

Yukarıda belirttiğimiz Cumhurbaşkanlığı’nın 9. Sayılı kararnamesi, 31 Mayıs 1963 tarih ve 244 sayılı yasada, “Bakanlar Kurulu” denirken şimdi Cumhurbaşkanlığı denmiş olmasıdır, maddenin diğer kısmı 244 Sayılı yasadan  kes/yapıştır yapılmıştır.

Asıl ağlanacak durum, bu mutlak monarşi benzeri ucube Cumhurbaşkanlığı sistemine zamanında sessiz kalınmasıdır.

Dünya da son elli yıl içinde yapılan faşizmden demokrasiye geçen Portekiz ve İspanyol anayasaları ile çok daha  yakın tarihli Belçika Anayasalarında olağanüstü hal durumlarında Anayasa değişikliği yapılması yasaklanmışken bizim muhalefet partilerimiz olağanüstü hal döneminde Anayasa değişikliği yapılmasına  sessiz kalmışlardır.

Onun için şimdi ağlamanın artık bir anlamı yok. Yapılması gereken süratle bu ucube sistemden kurtulmak için toplumsal muhalefeti örgütlemek ve harekete geçirmek olmalıdır.

Yorumlar
  1. Gönül Ğınar Atacı dedi ki:

    Bu çok özlü, önemli ve değerli bir hukuki ve siyasi irdeleme, eleştiri ve genelleme. Duayyen hukukcu ve siyasetci sevgili Şahin MENGÜ’ye içten tebrikler ve selamlar, derin saygılar ve en iyi dilekler, yeni başarılar ve konuyla ilgili özel bir ithaf :

    BU NARSİST VE NEPOTİST OTOKRASİ SİSTEMİ

    Ne bir hak, ne hukuk, ne demokrasi

    Kaldı bu güzeller güzeli Türkiye’de

    Tüm erkin özü,yüzü narsist otokrasi

    Oldu tüm illerde,ilçeler ve köylerde.

    Bilim, fen, sanat,şiir,edebiyat ve kiltür emperyal mandaya atıldı.

    Etik,estetik, adalet, ahlak ve fazilet ise iç ve dış mafyaya satıldı.

    Bu,ülke ve dünya tarihinde ilk kez görülen en derin bir ihanettir,

    İnsana,ulusa,vatana,bekaya,barışıa yönelik büyük bir melanettir.

    Bu ihaneti ve melaneti yenmek ve tarihin çöplüğüne gömmek için

    Tek ve en grniş bir Hak, Vatan Ve Halk Cephesi’nde el ele verelim.

    Ve seferber olup mücadele edelim. Utkunun başka bir yolu yoktur.

    Milyonlarca melek ve erkek yalnızca bu yolda buluşup özgür olur.

    Yaşasın bu yüce tek ve en geniş Cephe

    Ve melekler ve erkekler diyarı Türkiye.

    Kahrolsun bu nepotist otokrasi sistemi

    Ve bütün örtülü ve örtüsüz hizmetcileri.

    Gönül Pınar Atacı, 23.Mart.2021

    1. Şahin Mengü dedi ki:

      Elinize beyninize sağlık.