Alexa
Medya Siyaset

Suriye Bataklığından Çıkmak İçin

Suriye Bataklığından Çıkmak İçin

Suriye devleti ile barışacaksın.
Gerekiyorsa Suriye ordusuna yardım edeceksin.
Suriye’deki muhalif kesimlere verdiğin maddi ve manevi desteği keseceksin.
Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunacaksın.
Bölge devletleriyle işbirliği yapacaksın.
ABD’nin dümen suyundan çıkacaksın.
Atatürk’ün dış politikasına sarılacaksın.
“Yurt’ta barış, Dünya’da barış” ilkesini uygulayacaksın.
***
82 yıl önce Suriye yine böyle kargaşa içindeydi.
Fransa, Suriye’ye demokrasi getireceğini vaadi ile kuşatmıştı.
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak Fransa’ya açık tavır almış ve Suriyelilerin yanında olacağını ilan etmişti.
Siz de açık olun, yanlışınızdan dönün.
Türkiye’nin başına çorap örenlerin oyununa gelmeyin.
***
Tarih 21/22 Aralık 1937; Atatürk, Ankara Şehir Lokantası’nda (Karpiç) arkadaşları ile birliktedir.
O günlerde Suriye Başbakan’ı Cemil Mardam da Türkiye’de misafir olarak bulunmaktadır.
Türk Dışişleri ve İçişleri Bakanları misafirini de alarak Atatürk’ün bulunduğu lokantaya giderler ve misafiri Atatürk’e takdim ederler.
Atatürk, konuğu sıcak karşılar, aynı masada otururlar, yerler, içerler.
Konuk Başbakan Cemil Mardam, kısa bir konuşma yapar:
“Ekselans Cumhurbaşkanı’na, Türkiye’de gördüğüm iyi kabulden ve bu akşam bu toplanmada bulunduğumdan dolayı en derin teşekkürlerimi arz ederim. Bu iltifatı ömrümün sonuna kadar unutmayacağım. Ekselans, sizin namınız, prestijiniz, oteriteniz Türkiye’de olduğu kadar bütün Doğu’da da hakimdir. Bağımsızlık mücadelelerinde Suriye, Türkiye’yi örnek almıştır. İki memleket arasında kurulmuş olan kuvvetli dostluğun, geçici anlaşmazlıkları tamamiyle bertaraf edeceğine eminim” der.
Atatürk, konuğuna teşekkür ettikten sonra:”… Ben bir millet mevcudiyetini kurtarmak için işe başlarken, ne yazık ki, Suriye’yi, Irak’ı, bütün İslam dünyasını, zaruri olarak biraz müsamaha etmek mecburiyetinde kalmıştım. Çünkü bütün bu alemi toplayan büyük imparatorluğun enkazını, bizim kadar dostlarımız ve dindaşlarımızın da görmüş olduklarını biliyordum….
İmparatorluğun idare tarzındaki kabalığın doğurduğu birçok hoşnutsuzlukları da nazarı dikkate almak icap eder. Ben şahsen bütün camia için gayret sarf etsem bile bazı kitlelerde hasıl olmuş bulunan zihniyetler, bizi birbirimize yaklaştırmayacak kadar mühim idi. Bu sebeple, ben bütün kuvvetimi ve kudretimi, yalnız bu imparatorluk içindeki Türk olan unsura hasretmek mecburiyetinde kaldım.
Ancak, ben bu işi yaparken çok emindim ki, asırlardan beri beraber yaşamış, dindaşlık yapmış insanlar, ayrılamazlar. Yalnız, imparatorluğun yarattığı bir takım yanlış anlamaların unutulabilmesi ve nihayet beraber yaşamış bu insanların birbirlerini anlayabilmesi için belli bir zamanın geçmesi lazımdır. Bugünün henüz gelmiş olduğuna itiraf ederim ki, kani değilim. Fakat o dediğim gün gelecektir. İşte bu hakiki güneşin doğduğu günü anlamak için daha fazla beklememeliyiz…
Türkiye Cumhuriyeti, gayet açık konuşmak mecburiyetindedir. Ben söylüyorum ki, İslam alemi ve Suriye milleti ve devleti tamamıyle ve katiyen bağımsız olmalıdır. Bunu, burada söylediğim gibi, Fransızların ve bütün dünyanın önünde tekrar etmek, benim için şeref ve zevktir.
Bunun aksini düşünmek miskinlik olur.
Eğer Fransız dostlarımız bu meseleyi benim deklare ettiğim gibi düşünmüyorlarsa, bu da bir ayıptır…
Bizim, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir mevcudiyetten asla korkusu olmadığı içindir ki, ben bu sözleri böyle açıkça söylüyorum ve çok arzu ederim ki, makul vaziyet sahibi olan Suriyeli kardeşlerimizin hakkını müdafa edenler de en aşağı bu kadar cesur olsunlar.
En nihayet, insanlık aleminde insanım diyen Fransızların, bu yüksek davayı tanımamak için ileri sürecekleri mazeretlerin çok kıymetsiz olacağı anlaşılmaktadır.
Bizim düşündüğümüz ve Suriyelilere düşünmeyi tavsiye ettiğim husus, Fransızların da lehinedir. Fransızlar ne istiyorlar? Benim şahsen gördüğüme göre, onların bin bir derdi, belası ve halli lazım gelen bin bir meselesi vardır. Onlar için akıllıca hareket şu olmaz mı ki, bir taraftan Türklerin dost olarak tanıdıklarını söylerken, ki bunda, samimi olmalarını temenni ederim, diğer taraftan da dostlarımızın hakkını versinler?
Eğer Fransızlar bu hususta bir takım hayali ve kaprisiyö (kapris, kararsızlık, oynak) yollara saparlarsa, korkarım ki, netice aleyhlerine olur…
Ben, Kemal Atatürk, söylüyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Fransa’ya bütün bu düşüncelerinin makus olacağını gösterecektir. Bu cevap yerinde maddi ve yerinde manevi olacaktır. Çok temenni ederim ki, Fransız hükümeti bunu takdir etsin. O kadar.
Bunları bugün söylüyorum, onları yarın açıkça deklare etmek için söylüyorum.
Fransızlar akıllarını başlarına alsınlar. Benim için diplomasi meçhuldür. Beni için realite vardır.
Bu olacak mı? Olmayacak mı? Benim makul olarak söylediğim şey olmalıdır.
Çünkü ben makul olmayan bir şeyi hayatımda asla düşünmedim. Dünyanın, insanlığın, hakiki lojik (mantıklı) gördüğü bir şeyi, herhangi bir millet olursa olsun, birtakım makul olmayan ve alçak ve adi menfaatler peşinde koşarak onu yapmamaya girişirse, ben, kuvvet kullanmadan onların mağlup olacağına eminim.
Şimdi, somut olarak, belki hiç temas etmediğimiz ve etmeye lüzum görmediğimiz Hatay meselesi vardır. Hatay meselesi şahsım için yeni bir mesele değildir… Mösyü Franklin Bouillon ile çok uzun görüştükten sonra, ben birtakım özel şartlar ile Hatay’ı bıraktım. Bırakmaya bilirdim. Fakat bıraktım. İki şey için bıraktım. Bunu açıkça söyleyeyim.
Bir kere Suriye mevcudiyetini az çok kuvvetli bir hale koymak için.
İkincisi; bir gün Türkiye ve Suriye birbirini anlayacaklardır, bir gün makus hareketler ortadan kalkacaktır, biz Suriyelilerle kolaylıkla anlaşırız diye bıraktım…
Fransızlar, Hatay’da Alevilik meselesini ortaya attılar. Aleviler Türktür. Bilmem Ekselans Başvekil ne düşünüyorlar. Alevi aleve tapan demektir. Onlar eski Türklerdir. Ateşperest Türklerdir.
En nihayet lisan, Arapça, Türkçe vesaire, bir ırkın ayırt edici vasfı değildir.
Kendilerine soracağım. Acaba bütün Suriyeliler hangi ırktandır? Arapça konuşmalarına rağmen. Belki aynı ırktanız… Ben bu nokta üzerinde durmayacağım.
Fakat batıdan bir millet gelecek, bunu tayin edecek. Bu benim hoşuma gitmiyor.
Çok kıymetli dostlarımız Fransızlara ben açıkça söylediğim gibi siz de açıkça söyleyebilirsiniz:
Bu işte onları hakem tayin etmeyeceğim. Bizi karşı karşıya bıraksınlar. Biz anlaşırız. Bu takdirde, Türkiye Cumhuriyeti’nin Suriye devlet, millet ve Başvekili’yle yapacağı hareket, dostluk ve kardeşlik olacaktır. Bunu ben bütün dünyaya açıkça söylüyorum. Dostlarımız da açıkça söylesinler.
Fransızlar bir şey yapamazlar, enerjimizi kullanmak şartıyla.
Ben bunu somut olarak söylüyorum ve icabında da fiilen gösterecek vaziyetteyim. Fransızlar eğer şüphe ediyorlarsa bunu tecrübe edebilirler.
Yapamam! Hepimiz Müslümanız.
Yemin ederim ki, namusum üzerine söylerim ki, bırakmam!
Çok temenni ederim ki, Fransız hükümeti aklını başına toplasın.
Namusum üzerine söylüyorum, bırakmam.
Kendileri bilirler. Fakat daima Türkiye Cumhuriyeti’nin arzu ettiği şey, Suriye’nin bağımsız bir İslam devleti olmasıdır. İsterlerse Suriyeliler bizimle dost olurlar veyahut olmazlar. Bu onların bileceği bir şeydir. Fakat, her halde bağımsız bir Suriye İslam devleti kurulmalıdır.
Fakat Fransızlar bunu istemiyorlar. Suriye’yi kıskıvrak ellerine almak istiyorlar. Bu sizin enerjinize kalmış bir iştir.
Eğer Suriyeliler isterlerse ben bunu yapacağım. Fransızlar bizimle ve Suriyelilerle dost olursa, tabii daha iyi olur. Fransızlar Suriyelileri adam yapmak istiyorlarmış. Fakat evvela kendileri adam olsunlar. Suriyeliler zeki, modern ve nazik insanlardır. Fransızların terbiyesine ihtiyaçları yoktur. Suriyeliler böyle düşünmelidirler….
Suriyelileri, Iraklıları yanlış yollara sevk eden vaziyetler oldu…
Fransızlarla, İngilizlerle, herkesle dost olalım…
Onlar da bizim varlığımızı, kıymetimizi anlasınlar, bağımsızlığa hürmet etsinler.
Onlar bizi köle olarak kabul ederlerse bundan Sayın Suriye Başvekili elbet memnun olmaz.
Emir altında olamayız…
Açıkça söylüyorum. Suriye devleti, milleti, Başvekili vardır…
Bir Fransız generali gelsin bütün bir millete hükmetsin. Suriyeliler henüz olgun değilmiş. Fransızlar acaba ne zaman olgun olmuşlardır?…
Ekselans yarın Suriye’ye ve Şam’a dönerse lütfen benim bütün Suriyelilere ve bütün selamımı söylesinler ve açık olarak desinler ki, ben ve hükümetim sizin tam bağımsızlığınızı istiyoruz.
Eğer Fransızlar mani olursa Fransızlara da söyleyecek sözlerimiz vardır.
Ona da kefilim.
Suriyelilerin ordusu yoktur. Fakat bizim ordumuz kafi! Söz veriyorum:
İcap ederse girerim ve sonra yine çıkarım. Temenni ederim ki, buna mecbur olmayalım.
Katiyyen bırakmam.
Suriyeyi terk etmek istemiyorlar. Fakat terk edeceklerdir.
Bir kere tutunuz, ordu yapınız.
Korkmayınız. Bir şey yapamazlar. Kuvvet kullanmaz iseniz her şey yaparlar.
Bundan emin olunuz…”

NOT : Yazıda geçen “Fransa” adını “ABD” olarak okuyabilirsiniz.

KAYNAK: Atatürk’ün Bütün Eserleri / Cilt 30

ETİKETLER:
Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ