Alexa
Medya Siyaset

Tarih Yalancısı İlahiyatçıya Cevaplar

Söz konusu Atatürk olunca bülbül gibi ötenler, Menderes’in yıktığı camiileri görmezden gelmekte pek ustalar.

Tarih Yalancısı İlahiyatçıya Cevaplar

Geçen günlerde internete düşen bir video’da, ÇOMÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın “Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var. Ahır olarak kullanılan camiler var” dedi.

20 Şubat 2018 tarihinde yapılan programa konuşan Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın, ek olarak Çanakkale Savaşı esnasında yaralı askerlerimizin de canlı canlı gömüldüğünü, Lozan’ın gizli maddeleri olduğunu söylüyordu.

Bir memleketin üniversitelerinde, Yardımcı Doçent makamına yükselmiş bir kişinin göz göre göre yalan konuşması, halkı aşağılık yalanlarla devletine ve devlet kurucularına düşman etmesi kabul edilebilir bir durum değildir.

Vefatının yıl dönümü sebebi ile Sultan 2. Abdülhamit hakkında bir yazı kaleme almayı planlamıştım. Lakin bu kadar iğrenç bir iftira ortalarda gezerken bu konuya değinmek durumunda kaldım.

Sözde akademisyen olan bu zat’ın gerçek dışı iddialarına madde madde cevap vermek, böylece konunun daha net şekilde anlaşılmasını sağlamanın doğru olacağı kanaatindeyim.

 

LOZAN’A, İKİNCİ SEVR DİYECEK KADAR TARİH BİLGİSİNDEN YOKSUN !

 

Akın; “Lozan’ı imzalattılar. Bu da ikinci Sevr Planı oldu. Bugünlerde bazı kesimlerden Lozan, Özgürlük Belgesi, Lozan Türkiye’nin kurtuluş senedi olarak bahsedenleri duyuyorum. Bizim dedelerimiz bu topraklara düşman ayak basmasın, ezanlar dinmesin, bayraklar inmesin diye mücadele ettiler” ifadelerini kullanıyor konuşmasında.

* Sevr antlaşmasının 260 ve 268. maddeleri kapitülasyonlara yönelikti. Bu maddelere göre Osmanlı sanayisi, Osmanlı madenleri, demiryolları, ticari işletmeler yabancılara devrediliyordu. Gümrüklerde uygulanan vergiler sıfıra çekilerek, Osmanlının bir sömürge pazarı haline gelmesi planlanıyordu.

-> Lozan antlaşmasında ise kapitülasyonlar kesin olarak reddedilmişti.

* Sevr Antlaşması 27-36. maddeler : Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya’nın büyük bölümü Yunanistan’a; Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye’ye (Fransız Mandası); Musul vilayeti en kuzeydeki kazası İmadiye dahil tamamen El Cezire’ye (Birleşik Krallık Mezopotamya Mandası, sonradan Irak) İstanbul Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalacak.

->  Sadece bu madde bile Sevr ile Lozan antlaşmasının kıyaslanamayacağını ayan beyan ortaya seriyor. Lakin biz Abdullah Akın’ın bile anlayacağı şekilde yazalım.
Eğer Lozan antlaşması İkinci Sevr planı olsaydı şuan Edirne, Antep yada Urfa’ya gidebilmek için pasaport kullanmamız gerekecekti.
Oysa Lozan’ı imzalayanlar ne diyordu ” VATAN  BİR BÜTÜNDÜR; BÖLÜNEMEZ ”

* Sevr Antlaşması madde ( 37-61): İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi silahtan arındırılacak, savaş ve barış zamanında bütün devletlerin gemilerine açık olacak,Boğazlar’da deniz trafiği on ülkeden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek,komisyon gerekli gördüğü zaman Müttefik Devletler’in donanmalarını yardıma çağırabilecek deniyordu.
-> Lozan antlaşması ile 24 Temmuz 1923 günü imzalanan sözleşme gereği Boğazların denetimi Türkiye’ye bırakılıyordu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile, Türkiye Boğazlar üzerinde söz sahibi tek devlet olacaktı.

Bu maddeleri istediğimiz kadar uzatabiliriz. Meselenin anlaşılması açısından bu kadarı bile kafidir.

Allah’tan sonra yegane ümidim İngilteredir diyenler ile Ya İstiklal Ya Ölüm diyenlerin imzaladığı antlaşmaları kıyaslamak cehaletin, acizliğin ta kendisidir.

MADDELERİN İŞİNE GELDİĞİ KADARINI OKURSAN, MADARA OLURSUN !

Akın konuşmasının devamında Lozan Antlaşmasının 129 maddesi ile İngilizlere Anzak Koyu’nda anıt mezar yapılması için tahsis edilen yerleri toprak kaybı olarak nitelendirdi.
Lakin o maddenin altına yazılan 8 şerh’den bahsetmedi.
Lozan’ın 129. maddesi şerhleri ile birlikte yazıldığı zaman anlam kazanıyor.

Lozan Antlaşması Madde 129:

Türkiye Hükümetince verilecek arsalar içinde, özellikle Britanya İmparatorluğu için 3 sayılı haritada gösterilmiş olan Anzak adlı kesim ( Arıburnu) de bulunacaktır.
Britanya İmparatorluğunun yukarıda belirtilen arsalardan yararlanması şu koşullar içinde olacaktır :

1. Bu arsalar, işbu antlaşma ile belirlenen kullanma amacından başka bir biçimde kullanılmayacak ; böylece hiç bir askersel ya da ticari amaçla ya da verilmesine neden olan yukarıda belirli amaca aykırı, başkaca hiç bir amaçla kullanılmayacaktır.

2. Tükiye Hükümeti, mezarlıklarla birlikte, söz konusu arsaları her zaman denetlemek hakkına sahip bulunacaktır.

3. Mezarlıkların korunmasında sivil bekçilerin sayısı, her mezarlık için bir bekçiyi geçmeyecektir. Mezarlıkların dışında bulunan arsalar için özel bekçiler bulunmayacaktır.

4. Söz konusu arsalarda, mezarlıkların gerek içinde, gerek dışında, bekçiler için zorunlu konutlardan başka hiç bir konut yapılmayacaktır.

5. Söz konusu arsaların deniz kıyısı üzerinde, kişi ve mal indirip bindirmeğe yararlı hiç bir rıhtım, mendirek, ya da iskele yapılmayacaktır.

6. Gerekli tüm resmi işlemler yalnız boğazların iç kıyılarında yapılabilecek ve arsalara ancak bu işlemlerin yapılmasından sonra girilebilecektir. Türk Hükümeti, olanaklı bulunduğu ölçüde, kolay olması gereken bu işlemlerin, işbu maddenin öteki hükümleri zedelenmemek koşulu ile, Türkiye’ye giden başka yabancılar için koyulmuş işlemlerden daha zor olmamasını ve her türlü yersiz gecikmeyi önleyici biçimde yapılmasını kabul eder.

7. Söz konusu yerleri ziyaret etmek isteyen kişiler silahlı olmayacaktır. Türk Hükümeti işbu kesin yasaklamanın, uygulanmasını izlemek hakkına sahip olacaktır.

8. 150 kişiden fazla olan her ziyaretçi kafilesini varışından en az bir hafta önce Türk Hükümetine bilgi verilmesi gerekecektir.

Bu maddeyi tek başına okuduğunuz zaman, iddia sahibi arkadaşa hak verebilirsiniz. Ancak altına yazılmış bu 8 madde sadece anıt yapılması için tahsis edilen alanı bile Türk Devletinin nasıl sahiplendiği açısından kıymetlidir. Buradan anlıyoruz ki Lozan’ın 129. maddesi ile kimseye, hiç bir devlete toprak verilmemiş, kaybedilmemiştir.

LOZAN’IN GİZLİ MADDELERİ VARMIŞ !

Akın programda Lozan Antlaşmasında gizli maddeler olduğunu söyledi. Bu gizli maddelerin etkilerinin bir tanesinin de halifeliğin kaldırılması olduğunu ileri süren Abdullah Akın “Mutlaka duymuşsunuzdur, Lozan’ın gizli maddeleri var.” diyerek, kimsenin bilmediği, inanmadığı bir durumu kabul ettirmeye çalışıyor.
Lozan antlaşması 143 maddeden oluşur. Buna ek olarak protokoller ve sözleşmeler imzalanmıştır. Lozan antlaşmasının ne bitiş süresi vardır, ne de gizli maddeleri.
Gizli madde saçmalığını anlatan insanlara akıl sır erdirmek mümkün değil. Alanında uzman tarihçilerin bilmediği şeyleri, bir kaç meczup’un bildiğini zannetmesi garip bir durum.
Lozan’ın gizli maddeleri olduğunu iddia edenlere hep sormak istemişimdir. Madem bu kadar gizli maddelere ulaşabiliyorsunuz, neden yayınlamıyorsunuz ?
Keşke yayınlasanız da bizde öğrenebilsek…
Ayrıca bu gizli maddelere nasıl ulaşabildiniz ?
Yoksa İngiliz ajanı mısınız ?

 

CAMİİLERİ GENELEV’E BENZETECEK KADAR AHLAK YOKSUNU

 

Gazını alamayan  İlahiyatçı Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın; “Daha enteresan 12 Haziran 1924. Camiler kapatılıyor düşünebiliyor musunuz? Camiler satılıyor. Çok özür diliyorum Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var.” ifadelerini hiç utanmadan kullanıyor katıldığı programda.

Böyle bir iddiaya cevap vermek bile beni utandırsa da, mecbur olduğumu hissediyorum. Biliyorum ki bu tarz iftiralara cevap vermediğimiz zaman insanlarımızın aklı karışıyor, bu meczupların yalanlarına inanmaya başlıyorlar.

İlginç olan Bursa ve Çanakkale’de bazı camiiler demesi…
Sormak isterim hangi camiiler onlar ?
Hangi camii genelev olarak kullanılmış, bir tek isim verebilir mi ?
Belgesi ile, çok değil bir tek camiinin genelev olarak kullanıldığını ispatladığı takdirde, kendisinden özür dileyeceğim.
Hodri meydan !

Yunan’ın yaktığı, yıktığı camiileri tekrar canlandıran, sosyal hayata kazandıran Atatürk 1 Mart 1923’te yaptığı Meclis konuşmasında, “Efendiler!Geçen yıl içinde Vakıf Bakanlığı, dini yapılar ve hayır kurumlarının onarım ve inşaatında oldukça önemli bir çalışma yapmıştır. Yapılan onarım içinde ülkemizin çeşitli yerlerinde olmak üzere 126 cami ve mescit ile 31 medrese ve okul, 22 su yolu ve çeşme, 175 gelir getiren yer ile 26 hamam bulunmaktadır”
diyerek, 126 cami ve mescitin onarılıp inşa edildiğini belirtmiştir. (“Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin I.Dönem, 4. Yasama Yılını Açış Konuşmaları”, Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. 1, C. 28, 1 Mart 1923, s. 2 )

Bırakın camilerin genelev olmasını, yıkılmaktan dahi kurtaran kişi Atatürk’ün bizzat kendisidir.
Atatürk döneminde tamir edilen vakıf mallarının ve camiilerin bazıları şöyledir ;

– 26 Mart 1923’te Hamidiye Camii’nin tamir ve tefrişatının umum evkaf malından yaptırılması” istenmiştir. (BCA, Sayı: 14005, Fon Kodu: 51..0.0.0, Yer No: 2.12..6..)

–12 Şubat 1924 tarihli bir belgeye göre, “Turgutlu’da tamiratı devam eden Pazar Camii için 1500 Türk Lirası gönderildiği” belirtilmiştir. (BCA, Sayı: 14005, Fon Kodu: 51..0.0.0, Yer No: 13.109..4.)

– 25 Temmuz 1925 tarihli bir belgede “Bitlis Camiinin tefrişi için 3000 liranın gönderildiği” belirtilmiştir. (BCA, Sayı:14005, Dosya: 22911, Fon Kodu: 30..10.0.0, Yer No: 192.313..11.)

– 7 Aralık 1925’te Niğde’nin Fertek Köyü’ndeki bir kilisenin camiye çevrilmesine karar verilmiştir.

– 28 Eylül 1930 tarihli bir belgeye göre, “Fırtınadan hasara uğrayan camilerin tamiri için Edirne Vakıflar Müdürlüğü’ne 11 000 lira tahsisat gönderildiği” belirtilmiştir. (BCA, Sayı:790, Dosya: 22939, Fon Kodu: 30..10.0.0, Yer No: 192.314..20.)

-9 Aralık 1931 tarihli bir kararla, “İstanbul Eyüp Camii kurşun ve sıva tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir. (BCA, Sayı: 11987, Dosya: 229-59, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 24.77..9..)

– 1 Mayıs 1932 tarihli bir kararla, “İstanbul Edirnekapı’daki Neslişah Camii’nin emanet usulüyle tamir ettirilmesi” istenmiştir. (BCA, Sayı: 12791, Dosya: 229-63, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 28.36..8.)

– 17 Eylül 1933 tarihli bir kararla, “Babaeski’deki Cedit Ali Paşa Camii ile Manisa’daki Muradiye Camiinin tamiri” istenmiştir. (BCA, Sayı: 14960, Dosya: 229-68, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 39.64..19.)

– 18 Mart 1933’de “Edirne’deki üç şerefeli camiinin sıva tamirinin yapılması” istenmiştir.[9]

– 26 Mayıs 1937 tarihinde “Ankara’daki tarihi eser niteliğindeki camilerin tespit edilerek tamirlerine başlanıldığı” belirtilmiştir. (BCA, Sayı:73362, Dosya: 25919, Fon Kodu: 30..10.0.0, Yer No: 213.447..3.)

– 27 Ekim 1937 tarihli bir kararla, “Kiğı’da tamiri mümkün olmayan Bültenbey Camii’nin yerine Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yeni bir cami yaptırılacağı” belirtilmiştir. (BCA, Sayı: 5016, Dosya: 22966, Fon Kodu: 30..10.0.0, Yer No: 192.316..10.)

– 13 Ağustos 1937 tarihinde tamir ettirilen camilerin tekniğe uygun yapılıp yapılmadığının tespiti için kurulan komisyon ve bu komisyonun vermiş olduğu rapordan” söz edilmiştir. (BCA, Sayı:73362, Dosya: 25922, Fon Kodu: 30..10.0.0, Yer No: 213.447..6.)

– 14 Temmuz 1938 tarihli bir kararla “Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camii tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir. (BCA, Sayı: 92582, Dosya: 229-113, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 84.65..17.)

– 14 Temmuz 1938 tarihli bir kararla “Havsa’daki Sokullu Mehmetpaşa Camii tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir. (BCA, Sayı: 92492, Dosya: 229-156, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 84.65..8.)

– 14 Temmuz 1938 tarihli bir kararla “Kadırga’daki Sokullu Camii’nin tamiratının emaneten yaptırılması” istenmiştir.(BCA, Sayı: 92352, Dosya: 229-155, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 84.64..14.)

– 16 Mayıs 1938 tarihli bir kararla “İstanbul’daki Haseki, Mahmutpaşa ve Mihrimah camileriyle etrafındaki binaların ne şekilde tamir edileceklerine dair üç adet rapor hazırlanması” istenmiştir. (BCA, Sayı:73362, Dosya: 25922,Fon Kodu: 30..10.0.0,Yer No: 213.447..6.)

– 6 Mart 1939 tarihli bir kararla, “Malatya’daki Hacı Ömer Camii tadilat ve inşaatı için gelecek yıla geçici taahhüde girişilmesine izin verilmesi” istenmiştir. (BCA, Sayı: 105102, Dosya: 229-158, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 86.19..4.)

– 25 Mart 1939 tarihli bir kararla “Konya’daki İplikçi Camii restorasyon işi için gelecek yıla geçici taahhüde girişilmesi” istenmiştir. (BCA, Sayı: 106382, Dosya: 229-159, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 86.25..12.)

– 30 Mart 1939 tarihli bir kararla, “Kars’ın Sarıkamış İlçesi’nde yaptırılacak cami inşaatı için gelecek yıla geçici taahhüde girişilmesi” istenmiştir. (BCA, Sayı: 106692, Dosya: 229-160, Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 86.27..3.)

– 9 Mart 1940 tarihli bir kararla,”İstanbul’daki Şemsipaşa ve Azatkapı Camilerinin onarımının devamı için 5000’er lira daha sarfına” izin verilmiştir. (BCA, Sayı: 130012, Dosya,  Fon Kodu: 30..18.1.2, Yer No: 90.22..3.)

– 21 Ağustos 1944 tarihli bir kararla “Milli Saraylardan Divriği’deki Ulu Camiye korunması için konulan kıymetli eşya Caminin kubbeleri aktığı için korunamayacağından süratle Caminin tamiratının yapılması” istenmiştir. (BCA, Sayı:6061, Dosya: 25945, Fon Kodu: 30..10.0.0, Yer No: 213.448..18.)

Yukarıda yazılanlar meclis tarafından tamir edilmesine karar verilen camii ve eserlerin listesidir.

Camiileri kapattı, dini yasakladı, hocaları astırdı gibi zırvalarla saldırdıkları Atatürk’ün tek amacı halkın her alanda gerçeği öğrenmesi, inandığı her türlü fikrin kaynaklarına sahip olmasıydı.
Dinsiz dedikleri, camiileri genelev yapmakla suçladıkları Atatürk, Türk çocuğunun mensup olduğu İslam dinini en iyi şekilde öğrenmesi için ” Türk Çocuğunun Din Kitabı” isimli eserin basılmasını istemişti.

 

Dikkat ediniz yıl 1930 !

Atatürk zamanında askeri okullarda okutulan ”Askere din kitabında” Hz. Muhammed ( S.A.V. ) işte böyle anlatılıyordu.

Söz konusu Atatürk olunca bülbül gibi ötenler, Menderes’in yıktığı camiileri görmezden gelmekte pek ustalar. İstanbul Vatan caddesinin yapımı için yıkılan camiilerin sayısı dahi bilinmemekte. ÜStelik bu camii ve mescitler ile diğer eserlerin çoğu tarihi önem sahip yapılardan oluşuyordu. Bunlardan bazıları ;

*1465 tarihinde inşa edilmiş olan tarihi Murat Paşa Camii (Bir bölümü), Vatan Caddesi yapılırken 1957’de yıkıldı.

*Pertevniyal Lisesi yakınlarında bulunan Tarihi Oruç Gazi Camii, 1956 yılında yol yapım çalışmaları sırasında yıktırıldı.

* Yenikapı yakınlarında 1479 tarihli Çakır Ağa Camii, yol yapım çalışmaları nedeniyle 1958’de yıkıldı.

* Aksaray’da Vatan Caddesi’nin başlangıcındaki Fatih döneminden kalma Camcılar Camii ve çeşmeleri, 1957 yılında yol yapım çalışmaları nedeniyle yıkıldı.

* Karaköy Kabataş arasında bugünkü Mimar Sinan Üniveristesi’nin tam karşısındaki Salıpazarı Süheyl Bey Camii 1957’de yol yapım çalışmaları sırasında yıkıldı.

* Aksaray’da 1555 yapımı Kazasker Abdurrahman Camii 1957’de yol yapım çalışmaları nedeniyle yıkıldı

* Karaköy Kabataş arasındaki 2.Mahmud döneminden kalma, 1826 yapımı tarihi Nusretiye Camii ve sebili 1958’de yol yapımı sırasında tahrip edildi.

* Karaköy Kabataş arasındaki Mimar Sinan eserlerinden, Kılıç Ali Paşa Camii ve müştemilatı 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında tahrip edildi.Yol yapılırken yıkılanlar bunlarla sınırlı değil elbette. Bakın daha neler var…

* Hoca Sinan tarafından yaptırılan Azepler Mescidi Fatih’li yıllardan kalmadır ama hamamı ile birlikte yola katılır.

* Kanuni devri hatırası Tüfenkhane Mescidi üç kuruşa satılır.

* Saraçhane Mescidi’nin üzerinde ise şu an resmi daireler vardır.* Zeytinciler Mescidi 1957’de yok edilir..

* Unkapanı’ndaki Voynuk Şücaeddin Camii’nin yıkım emrini kimin verdiği hiç anlaşılamaz. Hazire bile darma duman edilir, İstanbul’un ilk Belediye Başkanı Hızır Bey’in mezarı ortada kalır. Arsalar tekrar camileştirilemesin diye hızla betonlaştırılır ki bu alanda İMÇ blokları yayılır

* Mimar Ayas Mescidi (Saraçhane Mescidi) ise 1953’te toprak olur.*1953’teki yıkımdan Karagöz Mescidi de nasibini alır

* 2. Abdülhamid Çeşmesi; 1319 yılında İtalyan Mimar Raimondo d’Aronco’ya yaptırıldı. Mermerden oluşan bu çeşme, Osmanlı mimarisinin barok usulü mimarisinin terk edildiği dönemde yaptırılmış olsa da önünde bulunan Nusretiye Cami’ne uyum sağlaması açısından bu üslupla tasarlandı.

* Sultan Bayazıd devrinde inşa edilen Karabaş Hamamı ise, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun muhafaza kararına rağmen yıktırılır.

* Emin Ağa Sebili ve Çeşmesi; Dolmabahçe Camii karşısında yer alan bu yapı da 1957 yılında yol yapım çalışmaları sonucu yıkıldı.

Sözün özü, bu tip iddialar boş gözükür ama cevap verilmediği takdirde ciddiye alınır. Tüm bu yalanlara, iftiralara cevap vermek için yüzlerce sayfa daha yazılabilir. Ancak anlamak isteyenler için bu kadarı da yeterli olacaktır. Tarih yalancılarından kendinizi koruyun, bilhassa evlatlarınızı.

Kaynakça
Yeniçağ  Gazetesi
Cami yıkma rekoru şimdilik Menderes’te!
CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI Sinan Meydan

Ekin Topcuoğlu

Ekin Topcuoğlu

Cumhuriyet Tarihçisi. Medya Siyaset Tarih Danışmanı.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Doçent maskeli bu azılı müfteriyi ve kuyruklu yalanlar türeticisini teşhir ve tel’in eden bu güzel, özlü ve özel yazısı için sevgili Ekin Topculoğlu’nu içten teşekkürler, derin saygılar ve en iyi dilekler sunarak kutlamak gerek.

    ,

BİR YORUM YAZ