Alexa
Medya Siyaset

Tarım Dünyamız

Tarım Dünyamız

Toprağı geniş, ovası bol, çok ürün çeşitli, su kaynaklı, 4 mevsimi olan bir ülkede yaşıyoruz.
Ege’de; Tütün, zeytin, üzüm, incir, pamuk, turunçgiller, pirinç, mevsimlik otlar, sebze ve meyvelerin çeşitleri…
Akdeniz’de; Buğday, pirinç, turunçgiller, muz, haşhaş, şeker pancarı, zeytin, üzüm, sebze ve meyveler…
Marmara’da, Buğday, ayçiçeği, şeker pancarı, tütün, mısır, pirinç, şerbet otu, zeytin, dut, meyve ve sebzeler…
Doğu’da; Arpa, buğday, çavdar, tütün, şeker pancarı, pamuk, üzüm, kayısı, patates, lahana, kavun, karpuz, dut, elma, baklagiller, darı…
Güneydoğu’da; Buğday, arpa, pamuk, kırmızı mercimek, susam, pirinç, antep fıstığı, üzüm, zeytin, tütün, sebze, meyve…
İç Anadolu’da; Tahıl, şeker pancarı, elma, armut, sebze, soğan, fasulye, nohut, mercimek, bakla, ayçiçeği, badem, patates…
Karadeniz’de; Mısır, pirinç, tütün, çay, ayçiçeği, portakal, mandalina, limon, greyfurt, soğan, keten-kenevir…
Yetiştiriyorduk.
***
Tarım alanında kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydik.
Kendi tohumumuzu ekiyor, kendi ürünümüzü biçiyor, kendi meyvemizi, sebzemizi topluyorduk.
Etimiz de vardı, sütümüz de.
Genetiği değiştirilmiş ürün nedir bilmiyorduk.
Domates, domates gibi, salatalık, salatalık gibi kokardı, tadına doyamazdık.
Sağlıklı ve mutluyduk.
Baklagiller zenginiydik, buğday ambarıydık.
Ürün fazlamızı dışarıya satıyorduk.
2000’li yıllardan sonra;
ABD’den, Kanada’dan, Meksika’dan, Etopya’dan nohut, mercimek, fasulye…;
Rusya, Almanya, Fransa, Ukrayna’dan buğday;
İngiltere ve Hırvadistan’dan arpa;
Gürcistan’dan saman;
Yunanistan, Türkmenistan, Hindistan’dan pamuk;
Arjantin’den soya;
Brezilya’dan mısır;
Vietnam, Tayland ve İtalya’dan pirinç;
Kanada’dan nohut, mercimek, bezelye ithal eder olduk…
***
Hollanda’nın yüzölçümü 41 bin kilometrekare.
Neredeyse Konya ilimiz kadar. (Konya’nın yüzölçümü 38 bin kilometrekare.)
Topraklarının yüzde 40’ı deniz seviyesinin altındaki Hollada, biyoçeşitlilik bakımından bizim çok gerimizde.
Nüfusu 18 milyon civarında (İstanbul 15 milyon)
Ama süs bitkileri ve sebze ihracatında dünya birincisi.
Süt ve sür ürünleri ihtacatında dünya üçüncüsü.
Et, sıvı ve katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü.
***
Bizim çok geniş topraklarımız, ovalarımız, akarsularımız, insan kaynaklarımız var.
Yedi bölgemizde binbir çeşit ürünü kaldırma kapasitesine sahibiz.
Ancak Hollanda’nın onda birini bile üretemiyoruz.
Neden?
Bizim insanımız mı tembel?
Bizim topraklarımız mı verimsiz?
Hayır.
Hollanda’da uzmanlaşma var, biz de yok.
Hollanda marka ürün yaratıyor, biz yaratamıyoruz.
Hollanda, Ar-Ge çalışmalarına önem veriyor, biz önemsemiyoruz.
Hollanda’da devlet, çiftçiye her türlü kolaylığı sağlıyor, biz sahip çıkmıyoruz.
Hollanda kooperatifleşmeyi özendiriyor, kurumlaşmayı destekliyor, biz köstek oluyoruz.
Hollanda’da, devlet ve üretici her yıl nereye, ne kadar ürün ekileceğini birlikte planlayıp, birlikte programlıyor, biz de birlikte yok, program da.
Atadan, dededen kalma usüllerle üretim yapıyoruz.
21. yüzyılda, yağmur duasına çıkıyoruz.
Hangi toprakta hangi ürün daha iyi üretilir bilmiyoruz.
Tohum ıslah çalışmalarını “lüks” sayıyoruz.
Ziraat Fakültelerimiz çiftçiden, tarımdan kopuk.
Ziraat mühendislerimize işsiz, tarım topraklarımız bakımsız.
Oysa;
Devletimiz tarım alanında öncülük etse, örneğin;
Köylümüzü tarımsal eğitime tabi tutsa;
Çiftçiye kredi temin etse;
Tarıma ve tarımcıya destek olsa;
Fakültelerimize, Tarım müdürlüklerine hangi bölgede, hangi ürünler yetişir araştırmasını yaptırsa:
Her köye ziraat mühendisi gönderse;
Örnek çiftlikler kurdursa;
Tarımımızı planlayıp, programlasa;
Çiftçiye tohum verse, mazot, gübre, ilaç yardımında bulunsa;
Alım garantili ekimi özendirse;
Tarım arazilerini imara açmasa, turizmcilere, madencilere vermese;
Tarımsal sanayileşmenin önünü açsa;
Teknolojiye önem verse;
Çarşımızı, pazarımızı yabancı devletlerin tarım ürünlerine kapatsa;
Pazarlama stratejisini geliştirse:
Piyasaya düzen verse;
Ve erozyonla, kirlenmeyle mücadele etse;
Türkiye; tarımda Hollanda’yı sollar.
Çünkü, bizim ekilecek toprağımız, işlenecek ovamız oldukça çok.
Dört mevsimi yaşıyoruz.
Havamız, suyumuz, güneşimiz dört dörtlük.
***
Unumuz, yağımız, şekerimiz var, helva yapmasını beceremiyoruz.
Herkes günü kurtarmanın peşinde.
“Yarınlar ne olacak”, sorusunu soran, yanıt veren yok.
Düşünen beyinlere, yarınları gören gözlere sahip çıkan yok.
Siyaset dünyamız kısır tartışmalar içinde…
Gerçeği gören, kötü gidişe “dur” diyen, bozuk düzene “el” atan yok.
Çiftçi sahipsiz, köylü sahipsiz, tohum korumamız, toprak bakımsız…
Tarla boş, ova ekinsiz.
Tohum dışarıdan, fidan dışarıdan.
Gübre pahalı, mazot pahalı, ilaç pahalı.
Çiftçinin harcı, borcunu karşılamıyor.
Yol yanlış, yöntem yanlış, gidişat yanlış.
Dönüşü olmayan yola girmek üzereyiz
***
Üretici Birlikleriyle, Tarım Kredi Kooperatifleriyle, Üniversitelerle, üreticilerle, tarım uzmanlarıyla, bilim insanlarıyla buluşup konuşmak ve çareler üretmenin vaktidir.

ETİKETLER:
Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ