Alexa
DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
ALTIN 458,459
BIST 1124,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 27°C
Parçalı Bulutlu

Trikopis, Atatürk’ü Anlatıyor

Trikopis, Atatürk’ü Anlatıyor
29.04.2020 - 17:26
A+
A-

Atatürk’ün ailesine iftira atan yobaz:
Soyuna söz eden eden soysuz.
“Çanakkale’yi, Sakarya’yı melekler kazandı”diyen cahil;
Tarihi inkar eden sahtekar tarihçi;
Heykeline saldıran deli;
Okullardan, meydanlardan adını sildiren “çirkin” politikacı;
Ulusal Bayramlarda “hasta” olan “kurnaz” siyasetçi;
“Ayyaş” ilan eden merhametsiz.
“Kafir” gösteren dinsiz.
Atatürk posterini ters asan serseri;
İnkarcılar, iftiracılar, yalancılar, intikamcılar, şeriatçılar, padişahçılar, hilafetçiler; namussuzlar, vicdansızlar, utanmazlar, çıkarcılar…
Dönekler, hacıyatmazlar, fırıldakçılar…
Kalemini kiraya veren yazarlar-çizerler-programcılar… kişiliğini satan onursuzlar…
Yüreksizler, korkaklar, ahlaksızlar…
Körler, sağırlar, suya-sabuna dokunmayan kirliler…
Akıllı olun; geleceğinizi, geleceğimizi karartmayın.
ONU; savaştığı düşmanı bile saygıyla anıyor.
İşte sana belge:
Oku, öğren, önyargılarından uzaklaş.
***
Gazetece-yazar Hıfzı Topuz 1952 yılında Atina’daki Türk Büyükelçiliği’nin verdiği davette Yunanlı General Trikopis’le karşılaşır. Kendisinden randevü ister ve alır. Ertesi gün Trikopis’in evine gider.
Alışılmışın tersine ilk soruyu Trikopis sorar:
“İstanbul’dan mı geliyorsunuz?”
“Evet.”
Trikopis devam eder: “54 sene evvel İstanbul’dan geçmiştim. Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler hey…”
Hıfzı Topuz, “Nasıl oldu şu Anadolu harekatı? Ta Ankara kapılarına kadar ilerledikten sonra nasıl oldu da davayı kaybettiniz?”
Trikopis:
“Bizim Anadolu’da işimiz ne idi? Bizim menfaatimiz Balkanlar’da, Mekedonya’da, Adalar’da olabilir amma Anadolu’dan bize ne? Ne diye biz oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti. Şimdi insan maziyi çok daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi çok daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum. Bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere alet olduk.
Sizden, bizden bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu?
İşte bugün kardeşiz. Hataydı anadolu harekatı! Hem de muazzam bir hata…
Ben Anadolu’da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisinde biz ‘Avgin Muhaberesi’ diyoruz. Siz ‘İnönü Savaşı.’ 1921 yılı Mart ayının son günleriydi. Ben o zaman 3. tümen komutanıyım. İnönü’de bizim üç tümenimiz bulunuyordu… muhabere vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık.
Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için netice bizim lehimize tecelli edemedi.
Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü’nün askerlik kabiliyetini anlamış olduk.
İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziran’nın sonlarına doğruydu. Ben Bursa’da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taarruza geçmişlerdi.
Türkler oyalama muhaberesiyle yardım bekliyorlardı.
Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma mani oldum.
Bu muhabere bizim galibiyetimizle neticelendi.
Türk ordusu ile üçüncü defa Sakarya’da karşılaştık. 1921 Ağustos’unun sonlarında cereyan eden bu savaşlarda biz geri çekildik. Ben ikinci kolorduya kumanda ediyordum. Afyon cephesini tutarak Yunan ordusunun çöküşüne mani oldum. Eğer ben bu cepheyi tutmasaydım Sakarya’dan sonra çok kötü bir mağlubiyete gidebilirdik. Bundan sonra uzun bir duraklama devresi oldu. Bu esnada 1. Kolordu Kumandanlığı da uhdeme tevdi edildi. Aralık 1921’de Cenup Gurup Kumandanlığına getirildim.
Türklerin büyük bir hazırlık içinde bulunduklarını fark ediyorduk.
Anadolu’da üç kolordumuz vardı. Başkumandan General Papulas’ın uğradığı başarısızlıktan sonra yerine Hacı Anesti tayin edilmişti. Muhtemel taaruzları önlemek için cepheyi yıkılmayacak bir şekilde tahkim etmiştik. Ve bu cephenin çökmesine ihtimal vermiyorduk.
Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türklerin beklenmedik taaruzu ile karşılaştık.
Bu taarruz bizim için muazzam bir darbe oldu. Hacı Anesti bütün kolordulara bizzat kumanda etmek istiyordu. En büyük korkumuz İzmirle irtibatımızın kesilmesiydi. Bizim için en tehlikeli vaziyet bu idi. Ben İzmir’e telgraf çekerek takviye istemiş ve aksi halde mağlup olacağımızı bildirmiştim. İstediğim bu takviyeyi gönderemediler.
Halbu ki karşımızda Mustafa Kemal vardı. Neye uğradığımızı anlayamadık.
Cephe çökmüş ve ordu mağlup olmuştu…
Türk ordusunun bu beklenmedik kuvveti karşısında birliklerimiz perişan olmuştu. Yan birliklerlede irtibatı kaybetmiştik. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Neşrettiğim bir günlük emirle sonuna kadar muharebeye devam edilmesini askere tebliğ etmiştim. Vaziyetimiz gittikçe müşkülleşiyordu.
Asker yorgundu. Kimsede muhabereye devam arzusu kalmamıştı. 1. Dünya Savaşı’ndan beri durmadan çarpışan Yunan ordusunun maneviyetı hayli sarsılmıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğruna muhabereye sürüklemedeki güçlük, harbin en çetin meselelerinden birini teşkil eder. Ordunun adım adım hezimete yaklaştığını hissediyorduk. Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlıyorduk. Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Vaziyetin kötüye gittiğini gören yaverim bir ara yanıma gelerek;
‘Generalim, kılıçlarımızı imha edelim’ diye teklifte bulundu. Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve parçaladı. Firar fayda etmedi, ordu perişan olmuştu.
Bu esnada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek kaçmaya ve çemberi yarmaya teşebbüs ettim. Fayda etmedi. Türklerin içine düştüm. Esir oldum. Ben yakalayanlar hüviyetimi almakta güçlük çekmediler.Üzerimde bir revolver vardı. Derhal bunu aldılar.
Bizde süvarilerin kılıcı atların eğerine bağlıdır. Benim bindiğim atta da böyle bir kılıç bulunuyordu. Askerler bunu benim kılıcım zannıyla müsadere ettiler. Bu esnada ordu perişan olmuştu. Sağ kalan birlikler dağınık bir halde İzmir’e kaçmaya çalışıyorlardı. Bu bizim için büyük bir mağlubiyet olmuştu.
Beni ilk evvela Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü’ye götürdüler. Kendisi ile fazla bir şey konuşmadık. İnönü, beni yanına alarak Mustafa Kemal’in huzuruna çıkardı…
Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti.
Teessür ve heyecan içindeydim.
İnönü beni kendisine takdim etti. Gazi’nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:
‘Üzülmeyin General’, dedi. ‘Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyaon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurunuz, istirahat edin.’
Atatürk’ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük komutana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım.
Bundan sonra bizi Kayseri’nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevkettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda dört general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri birkaç gün içinde Anadolu’yu terkettiler. Fakat barış muahedesinin imzalanması kolay olmadı.
Bir seneye yakın bir müddet Kayseri kampında yaşadık. Daimi bir nezaret altında bulunuyorduk. Bir gün kamp kumandanına:
‘beni bıraksanız bile bir yere kaçamam dedim. Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi kamptan kaçtım diyelim; Yunanistan nere, Kayseri nerede?
Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı mübadeleleri konusundaki anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikayesi. Fakat bu hikaye henüz bitmemişti. Yunanistan halkı kendisini bu maceraya sürükleyen insanlardan hesap soracaktı. Memleket karışıklık içindeydi. Anadolu harbine sebep olanlar kurşuna dizildiler. Orduda tasfiye yapıldı. Fakat benim bu işlerde hiç bir suçum olmadığı için bütün bu işlerden yüzümün akı ile çıktım… Yegane arzum yeni bir harp görmeden barış içinde hayata gözlerimi kapamaktır.”

ETİKETLER: ,
Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
Celal Durgun Tüm Yazıları
YORUMLAR
  1. GÖNÜL PINAR ATACI dedi ki:

    Bu tamamen haklı ve temelli teşhir ve ve tel’in bu muhteşem tarihsel anı ve tanı için sevgili hocamız DURGUN’a en yürekten tebrikler, derin saygılar, en iyi dilekler ve konuyla ilgili özel bir ithaf :

    O’NU,ULUSAL BAYRAMLARDA BİLE ANIMSAMAYANLAR

    O, dahi insan ve komutan Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’tür.
    Ve bu kadim ulusun ve yurdun ulu kurtarıcısı ve kurucusu Türk’tür.
    O’nu ve adını,ulusal bayramlarda bile anmayan ve anmsamayanlar,
    Yani BOP’cular ve yobazlar ve bunlara sağlı ‘sollu’ destek olanlar,

    Hak,insan,vatan,halk,hukuk,adalet, ahlak ve fazilet nedir bilmezler
    Ve evrimi ve devrimi, barışı ve huzuru, bilimi ve feni hiç sevmezler.
    Bunlar,tarihe ve kültüre,sanata ve edebiyata da en azılı düşmandır
    Ve Türk ve Türkçe, Atatütk ve Türkiye karşıtı her şeye en hayrandır.

    Bunların en büyük bir çoğunluğu emperyal mandacı ve himayecidir,
    Yurtsever ve ‘solcu’ olduklarını söyleyenleri ise AB’ci ve yankicidir.
    Kimileri de kendisine Kaf Dağı doruklarındaki deha diyen zübüktür.
    Birçokları ise bilgin geçinen ama elifi görse mertek sanan kütükdür.

    BOP’cu ve Beşinci Kol’cu, sağcı ve ‘solcu’ hepisine yazıklar olsun.
    Ve hepsi de iç ve dış efendileriyle birlikte belasını Allah’tan bulsun
    Ve bulmalıdır
    Ve bulacaktır.

    Gönül Pınar Atacı, 28.Nisan.2020