Alexa
Medya Siyaset

Türk Devleti’nin Temelleri Sağlamdır

Türk Devleti’nin Temelleri Sağlamdır

Geride bıraktığımız
hafta Zafer Haftasıydı.

Bir yandan Malazgirt,
diğer yandan Büyük Taarruz…

Her iki zafer ve daha nice zaferlerle dolu
şanlı tarihimizle ne kadar
gurur duysak azdır.

Ancak o zaferler üzerinden
yaşanan tartışmalar kutlamaları
gölgede bıraktı.

Yok Malazgirt.
Yok Osmanlı.
Yok Cumhuriyet…

Sosyal medyada ve sokakta
küfürler hakaretler deyim yerindeyse
havalarda uçuştu.

Halbuki biraz düşünülse
hepsi önemli ancak 30 Ağustos’un hepsinden
daha önemli olduğu görülür.

Ama nerde!

Birileri ortaya bir şeyler atıyor millet de
birbirini yiyor…

30 Ağustos olmasa ne İstanbul’un fethi,
ne de Malazgirt zaferi kutlanırdı.

Olacak iş değil vallahi…
***
“Hele bir iki gün bekleyeyim
sonra naçizane bir 30 Ağustos yazısı
yazayım.”
Dedim.

Konuyla ilgili Başkent Üniversitesi
Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Cumhuriyet ve
Atatürk sevdalısı Mustafa Hoca’mı aradım.

Kendisiyle sohbet etmekten her daim
onur duyduğum söyledikleriyle ve
engin tecrübesiyle, düşünce dünyamı
zenginleştiren Saygıdeğer Hocam
Prof. Dr. Mustafa Gündüz ile 30 Ağustos’u

konuştuk.

Bugünlere nasıl geldik?
İnsanlar ortak değerleri üzerinden

neden kavga ediyor?

30 Ağustos’a nasıl gelindi?
Sorularını sordumve Atatürk’ün dâhiliğini,
sıfırdan bir ülkeyi nasıl kurduğunu
anlatmasını rica ettim.

Sağ olsun kırmadı ve gücenmeden
büyük bir zevkle anlattı.
—————————————–
O GÜNLERİ ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUZ

O günlerden söz etmek bugünden bakarsak
ölçüyü kaçırmaya yol açabiliyor. İçinde bulunan
koşullar özellikle sosyo-ekonomik bakımından
tarif ettiğimizde bugün çocuklarımız gençlerimiz
hatta o günleri anladığını iddia eden bazı kimselerin
hiç de anlamadığını ama gençlerin ve çocukların
anlamakta zorluk çektiğini biliyoruz.

Büyük Millet Meclisi’nden çıkan bir kararla
30 Ağustos öncesi nelerin vergi olarak toplanabileceğine
ilişkin hükümlere bakıldığında askerler için
bir çift çorap bir mendil veyahut bir çift ayakkabının dahi
koskoca millet meclisinin kanun hükmüne bağlayıp nüfusu
10 aşan her yerleşim biriminden bunları talep etmesi bile
ne kadar yokluk yoksulluk  içinde olduğumuzu  gösteriyor.

Sosyolojik olarak baktığımızda bu coğrafyadaki
hakimiyetimiz 300 yıldan gerileye gerileye ama
hemen yerde de insan ve kaynak kaybıyla öyle
bir noktaya gelmişiz ki, bir defa son 5 yılında
1914’ten itibaren birden farklı birbirinden farklı
cephelerde savaş vermiş üstelik bu savaşın insan ve
maddi kaynağı da Anadolu’dan gitmiş.

Bütün bu savaş yorgunu topraklarda üstüne üstlük
zamanın koşulları itibarıyla üzerinde güneş batmayan
diye etiketlenen İngiltere başta olmak üzere dünyayı
sömürenlerin tümü Anadolu’ya saldırdı.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü HESAP ETMEDİLER

Anadolu’dan Türkleri yani, 1071’de
yurt edindiğimiz bu topraklardan Türkleri
söküp atmak için üstümüze geldiler.

Hem de en zor zamanımızda en yokluk anımızda.
Sonra 100 yılın hepimizin büyük onuru gururu dâhisi
Mustafa Kemal Atatürk çıktı.

Her ne dediyse ne söz vermişse tutan
Mustafa Kemal Atatürk.

Verdiği sözleri tutması,geleceği öngörmesi
ufku aşan stratejiler üretmesi bakımından
dünyanın hala saygıyla önünde eğildiği bu dahi lider
aynı zamanda çok büyük bir savaşçı askerken,
hiçbir yerde kaybetmedi. O’nunla ne kadar
övünsek azdır.

Yedi düvele direndik. Bugün bile dünyanın
dört bir yanında yapmadığı zulmü bırakmayan
emperyalistlere yokluk ve yoksulluk içerisinde bir avuç
Anadolu insanı meydan okumuş ve bütün dünyaya
emperyalizmle nasıl mücadele edileceğini göstermiştir.

Bu topraklardan bizleri söküp
atamayacaklarını büyük önderimiz ve
arkadaşlarıyla birlikte kanıtladık.

BİRLİĞE BERABERLİĞE ÇOK İHTİYACIMIZ VAR
O ZAFERLERİN HEPSİ BİZİMDİR

Hiçbir şey için geç kalınmış değil.
Son yıllardaki gelişmeler de gösteriyor ki,
içte ve dışta özellikle içerde birlik olma zamanı.
Emperyalistlerin ve sömürgecilerin kendi emellerini
hayata geçirmeleri için kurdukları tuzakları birlik ve
bütünlükle bozma zamanı.

Evet 1071’de yurt edindik.
Evet Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür
Çanakkale.
Evet kurtuluş savaşı bir milletin kendi kaderinin
kendi eliyle kendi bedeniyle nasıl tayin edeceğinin
son insanlık tarihi örneğidir. Ama 30 Ağustos
Anadolu’daki Türk Devletinin her bakımından
ekonomik bakımdan siyasi bakımından
sosyolojik bakımdan bağımsızlık ve özgürlüğün
temellerinin atıldığı dönemdir.

Onun üzerine inşa edileceklerde yeterince
başarılı olamadık ki bugün emperyalist güçlerle
çeşitli zeminlerde oyunun kurallarının sürekli
değiştiği güçlü olanlarla mücadele etmek
zorunda kaldığımız bir koşulda yaşıyoruz.

Bizim yurttaşı olduğumuz devletin kuruluş
sürecini kurtuluş sürecini Atatürk’ün devrimleri ve
ilkeleri ile çizdiği yolda aydınlanmayı uygarlık sürecini
yakalayıp aşmayı yeni baştan okuyup eyleme

dökme zamanıdır.

HAİNLER CİRİT ATIYORDU

Bir yandan kurtuluş savaşı veriliyor,
diğer yandan dünyanın çeşitli ülkeleriyle anlaşmalar yapılıyor.
Dış politikada da ciddi başarılar elde ediliyor. Anlaşmalarla
çeşitli cepheler kapatılıyor. Atatürk aynı zamanda
bir barış adamıdır.
Buna rağmen bazı cephelerde
kazandığımız halde ülkenin içinde bulunduğu koşulları
maalesef bugünkünden daha fazla içimizdeki hainlerin
işbirlikçilerin yüzünden bu zor durumumuz deşifre edildiği için hep onlara aktarıldığı için
bir türlü umuda yürüyemiyorduk.

Meclis’in içinde bile vardı bu hainler.

Atatürk’ün bu konuda uyarıları ve günümüze
ışık tutacak sözleri var. Sinan Meydan Bey’in
çok güzel bir şekilde derleyip bizlere aktardığı
Ruşen Eşref Ünaydın’ın Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nde
ta 7 Ağustos 1921’de Sakarya Savaşı öncesi yayımlanan
Azim ve İman makalesinde durumu çok iyi özetliyor.

Bugün muharebe olan yerler, Osmanlı devleti hayatına
başlarken ilk emeklediğimiz toprak­lardır.Söğüt, Bursa,
İznik, Domaniç, Eskişehir, hatta İzmir, altı yüz yıldır,

tekfurlar kırılalı, beylikler küçük mülklerini ilk sultanlarımıza
hediye edeli beri, kan rengi ve barut dumanı nedir,

görmemiş, duymamış yerlerdi. Oralar her taarruzdan masun
Türk kucağı idi. Bugün buralar düşman elindedir.  

İznik’te Osman Gazi medrese kurdurdu idi.
Halbuki geçen yıl, onun mezarının başı ucunda
Venizelos’un veledi, hem de sandukasına dayanarak
resim çektirdi. Bu iki hatırayı bu millet unutacak mı?

Osman Gazi’nin, yeni vatanı Domaniç yaylalarında
şimdi küffar dolaşıyor. Ya Kütahya?
Ya yeşil Bursa? Daha ne sayayım.
Düşman bayrağımızı, ananemizi, tari­himizi çiğneye
çiğneye sağ kalanımıza doğru yürüyor. Arslan yürekli
Süleyman Paşa bile; ilk vatan şairi, ateş ruhlu

Namık Kemâl bile Bolayır’da küffar eline kaldı.

Ziyanımız, ölçülere sığmayacak kadar büyüktür.
Elimizden alı­nan şeyler bütün varımız ve bütün
varlığımızdır…Elde kalan vatan parçasında otuz beş
padişah türbesin­den bir tanesi yok.
Evvelce bizi fetih
diyarlarımızdan öteye atmışlardı. Bu sefer bizi bizden alıyorlar; varlığımızdan ötelere, çıplak yayla­lara sürmek istiyorlar.
Türk beldeleri; Türk mimarisi, Türk şerefi, Türk dini;

dokuz yüz yıllık Türk himmeti yabancıya ganimet
kalacak.. Bu da mı hak?

Vatan, elimizde bir varlık yeri değil.

Buna ilişkin 13 Ocak 1921’de Mustafa Kemal’in
Mecliste 1. İnönü Zaferini üyelerinin coşkuyla alkışladığı
bir konuşmasında şunu ifade ediyor. Namık Kemal’e atıfla
onun şiirini okuyor
“Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kare maderini.”
Diyen
Namık Kemal’e cevap veriyor. Bu kürsüden bu meclisin
başkanı sıfatıyla bütün millet adına diyorum ki
“VATANIN BAĞRINA DÜŞMAN DAYADI HANÇERİNİ,
BULUNUR KURTARACAK BAHTI KARE MADERİNİ.”

İşte o kendisi…

Biz 1071’i konuşuyoruz. Bizim milletimizin
tarihinde onur duyacağı zaferlerden biridir.

Zaferlerimizi birbirleriyle kıyaslamak yanlış…
Başka ulusların kendi yurttaşlarının bilincine işlemeye
çabaladıkları zaferlerle bizimkileri karşılaştıralım.

Son 300 yıldan bu yana dünya çok açık bir biçimde
kapitalist sistemin emperyalist sömürü düzenine geçtiği
günden bugüne, insanlık tarihinde bunlara karşı bağımsızlık
mücadelesi verebilen tam anlamıyla bağımsızlık,
yalnızca askeri değil, yalnızca coğrafi değil,
aynı zamanda ekonomik, aynı zamanda sosyal bağımsızlık
mücadelesi veren ve bunda başarılı olan sadece
kendisi için değil, kendi kaderini tayin etmek için değil,
kendisine benzer emperyalistlerin zulmü altında inim inim
inleyen mazlum milletlerinin de kaderini de değiştirebilecek
ölçüde zaferleri olan milletler ancak Türk Milletidir.
Ancak Anadolu’da yaşayanlardır…

O kadar çok zaferimiz var ki. Ancak birini diğerinin
yerine koymak yanlıştır. 1071 bizim için onur duyduğumuz
her bakımdan hem cephe düzeni hem stratejisi
hem tekniği bakımından ondan sonra da kök salıp
buraları yurt edinmemiz açısından önemli bir zaferdir.
Onu bir başkasıyla kıyaslama gerek yok.
Ama unutmayalım 1071’den sonra Selçuklular ve
Osmanlılar döneminde hep yayıldık dağıldık 3 kıtaya.
1071 Malazgirt zaferinin anıyoruz. Ama biz 3 kıtada bir sürü yer fethettik. Hangisinin fetih yıldönümünü kutluyoruz ki,
eğer 30 Ağustos’ta başarısız olsaydık,
Mustafa Kemal ve silah arkadaşları canlarını
bedenlerini ortaya koymamış olsalardı bu millet de
onlara inanarak her şeylerini feda etmemiş olsalardı
biz bugün İstanbul’un fethini kutlayamazdık.

İşgal edilmiştik.

ATATÜRK BİR DÂHİYDİ BİRAZ DAHA YAŞASAYDI

Atatürk’ün yapıp ettiklerinden benim anladığım
kadarıyla Eşimle birlikte yazdığım “Yurttaşlık Bilinci” isimli
kitaba da 10 yıl harcamıştım. Oradan kaynaklı bilgilerimle,
bir sosyoloji profesörü olarak 10 yıl daha yaşasaydı
Türkiye ne olurdu onu açıklayacak ufka sahip değilim.

Haksızlık etmek istemem.
Her şeyi boş verin ömrünün son 3 yılını
1935-1938 arasını hastalıkla geçirmemiş olsaydı
ne olurdu derseniz. Yapmak istediklerini bir bölümünü
yapamadıklarını bir bölümü yapamadıklarını biliyoruz.

Onlar bile Bugün Türkiye’yi bütün dünyaya
insanlık erdemleriyle dolu bir toplumun nasıl
yönetileceğinin örneğini ortaya koyardı.
Çünkü Atatürk aynı zamanda bir filozoftu.

Nüfusunun yalnızca yüzde 4’ü okuma bilen
yalnızca yüzde 1’i ancak okuma yazma bilen topluluktan
10 yıl içerisinde kendisini işgal etmek üzere bütün
dünyayı zapturapt altına alan ülkelerle eş değer
para birimi vardı, eş değer hedefleri vardı ve
kendi kendine yetiyordu.

30 Ağustos hazırlayan etmenleri Atatürk
iyi bir biçimde hareket ettiğini bilmek lazım.

O Dâhi Lider,
Sahte haber yaptırır. Halbuki cephededir.
Her şeyi planlamıştır. Bir defa milletine
güvenmiştir.
İçinde bulunan koşulları çok iyi
biliyordu. Cephelerin çoğu kapatılmıştır. Ege’de Yunan,
Karadeniz’de Pontus Rum devleti, Doğu’da Ermeni devleti,
Kürdistan devleti, Güneyde sömürgeler.
İstanbul’dan başlamak üzere,
Türkleri batıdan sürmek adına bir silahsız bölge tarafsız
bölge adı altında topraklarımızı istiyorlar.
Bu koşullar altında. Orduya güvenmiştir.

Mustafa Kemal’in orduya olan güveni
bugün bile dimdik ayakta duruyor.

Siz son zamanlardaki yaşananlara bakmayın.

O şerefli ordu kendi içindeki o şerefsizleri de nasıl
ayıklayabileceğini biliyor.

Mustafa Kemal Çanakkale’de söylemişti.
“Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum.”
Bu söz dahi Türk ordusunun hangi ruh ve bilinçle
hareket ettiğinin kanıtıydı. Böyle bir ordunun karşısında
kim durabilir.

O’NUN IŞIĞINI ÜZERİMİZE TUTMAMIZ LAZIM

Bizim O’nun o aydınlık geleceğe hedeflenmiş
yolunda yürürken ışını üzerimize tutmamız
gerekiyor. Söylediği çok şey var. Ama temel aldığı
bir iki nokta vardır. Bilim ve aklın rehberliğinde
insanlarımıza insanca yaraşır bir toplum devlet ve
dünya düzeni kurmaktır.

Eğer biz bugün yaşadığımız sorunların önemli bir
bölümünü yalnızca başkalarının amaçlarını gerçekleştirmek
üzere üzerimizde oynadıkları oyunlara bağlarsak daha
başımıza neler geleceğini bilemeyiz.

O halde aklımızı başımıza almamız gerekiyor.
O aydınlık yolda akla ve bilime güvenerek en iyisini
yapmaya çabalayalım. Bizim elimizde güç olduğundan
insanlığın hiçbir yerinde hiçbir vahşet ya da insana
yaraşmayacak savaş koşulları haricinde bir uygulama
örneğimiz olmamıştır.

Biz insanları topluca katletmedik.
Elimizde güç varken bile.

Biz gittiğimiz yere medeniyet götürdük.

Hizmet götürdük, sevgi götürdük. Çatışmaları önledik.
Bugün de aynı şeyi yaparız Türk Devleti’nin
temelleri sağlamdır.

Tarihimiz, yüzlerce gurur duyulacak başarıyla doludur.
Onların her birini bilincimizle iyice oturtup ve o ışıkla
geleceğe bakarsak daha yaşanabilir bir dünyaya için
örnek olabiliriz.

Elimizde olanların değerini bilerek ve bu değeri
bizlere kazandıranlara minnet duyarak onların iyi olan
işaret ettikleri yolda yürüyerek insanlığa katkıda
bulunmuş oluruz.

Bitirirken,26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferle
sonuçlanan bugün coşkuyla kutladığımız zafer bayramımızın
gelecekte de nice zaferlere yol açabilecek tohumlarını
yeniden yeşertmesini diliyor, milletimizin bayramını
tekrar kutluyorum.

Fethi Akar

Fethi Akar

"Bir hiç... Birlikten dirlik, sevgiden aşk doğar anlayışını benimseyen, Milli Birlik, Milli Beraberlik ve Milli Ruh peşinden koşan Türkiye Cumhuriyeti delisi..."
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ