Alexa
DOLAR 6,9698
EURO 8,2044
ALTIN 442,257
BIST 1126,9
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 37°C
Sıcak

Türkçe İbadet

Türkçe İbadet
22.05.2020 - 20:00
A+
A-

Konunun çerçevesi için önce şu sorulara bakabiliriz:

* Herkes kendi anadilinde ibadet edebilir mi?

* Her Müslüman, dininin temel kaynağı olan Kur’an çevirisini okuyarak ibadetini yapabilir mi?

* Güncel bir ifadeyle, içinde okunan dua ve ayetlerin herhangi bir dildeki çevirileri okunarak namaz kılınabilir mi?

* Dahası bir Müslüman, namaz kılma görevini, Kur’an’dan bazı ayetler (veya sureler) okumak yerine, kendi dilinde içinden gelen duaları yaparak yerine getirebilir mi?

Nihayet, en sıcak ve hayati soru olarak şu soruluyor?

* Namazlarımızda, “Namazın ruhu” sayılan Fâtiha’yı, Arapça özgün metninden güzelce okuyamıyorsak onun yerine dilimizdeki çevirisini veya tamamen başka dualar okuyabilir miyiz?

Duyguları saf, niyeti temiz, fakat bilgisi yok denecek kadar az olan halkımız, birçok konuda olduğu gibi, bu konuda da anlam kargaşasına itildi.

  1. Anadilde İbadet Hakkı

Bu hak, saygıdeğer Peygamberimiz (a.s) döneminde tanınmış ve daha sonra kitlelerin elinden alınmıştır.

Bu hak, anadilde ibadet hakkıdır.

İnsan kadar gerçek, insan yaratılışı kadar doğal, ana sütü kadar ak ve berrak bir haktır.

Türkiye, Avrupa Birliği’ne girme yolundaki “engelleri aşma” programının bir gereği olarak Kopenhag Kriterleri bağlamında kendisinden istenen yasaları TBMM’nin yoğun çalışmasıyla bir gecede çıkardı.

3.Ağustos.2002 tarihinde kabul edilen bu ünlü “uyum yasaları” paketinin içinde “en önemli” sayılanı “Anadilde Eğitim Ve Yayın Hakkını Veren Yasa” idi.

Dünya genelinde söylenenlere bakılırsa, bu yasa ile bir İnsan Hakkının yaşama geçmesi önündeki engel kaldırılmıştır. Herkese anadilinde eğitim ve yayın yapma imkânı getirilmiştir.

Peki, herkesin, Yaratıcısı’na anadilinde yakarma, ibadet etme hakkının önündeki engellerin tam kaldırılması meselesi bir insan hakları konusu değil midir?

– Türk insanı bu hakkını kullanmaktan şöyle veya böyle yoksun bırakılabilir mi?

  1. Diyanet İşleri İstişare Toplantısı

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, 15-18.Mayıs.2002 günlerinde Tarabya Otel’de gerçekleştirdiği istişare toplantısında alınan kararların anadilde ibadetle ilgili olanı, problemin bir yönüyle hak tecavüzünü kısmen önleyen geçici bir tedbirdir. Şöyle ki:

Bu karar, fıkhın verilerini olduğu gibi yansıtıcı değil, o verileri kısıtlayan, sansür edilmiş bir aktarımıdır. Şöyle ki:

Namazın ihmal ve tehir edilemeyeceği dikkate alınarak, Kur’an’ın aslî lafzını okuyamayanların, öğreninceye kadar, tek başına namaz kılarken MEALİYLE kılması MÜMKÜNDÜR.”

Esasen bu karardaki “öğreninceye kadar” kaydı, fıkhın verilerine tamamen aykırıdır.

Kur’an’ın aslî lafzını okuyamayanların” ifadesi de fıkhın verilerine aykırıdır. Doğrusu şöyle olmalıdır:

Kur’an’ın aslî lafzını GÜZELCE okuyamayanların…”[1]

  1. İmam Ebu Hanife Ve Hanefi Fıkhı Ne Diyor?

İmamı Âzam Ebu Hanife şöyle demiştir:

Namaz kılan kişi, isterse Arapça özgün metni okur, isterse Farsça (yani, kendi anadilindeki) çevirisini.”

Ebu Hanife’nin Kur’an’ın tercümesiyle ibadet meselesindeki görüşü açık ve kesindir:

Arap dilini bilen ve Kur’an’ı güzel bir telaffuzla okuyabilenler de dâhil, namazda Fâtiha’yı anadilinde çevirisinden okuyan herkesin namazı geçerlidir.

Ebu Hanife’nin bu fetvasına göre, bir Müslüman, örneğin, Arap asıllı olsa veya Arapçayı öğrenip güzelce okuyabilse dahi, Kur’an’ın çevirisiyle namaz kılabilir. Bunu yapabilmesi için kendisinden herhangi bir mazeret istenmez.[2]

  1. Kur’an Ne Diyor?

Kur’an’da “namaz” sözcüğü geçmez. Bu kelime Farsçadır. Dilimize Farsçadan geçmiştir. Türkler, Saygıdeğer Peygamberimizden en az üç yüzyıl sonra dinde (inanç, ibadet ve tasavvufi anlamda) mezhepler, tarikatlar sistemleştikten sonra Hanefi, Matüridi olarak (fakat Kur’an’a göre değil) Müslüman oldular. Günümüzde yaşanan dinsel sorunların birinci nedeni buradadır. Bu hususu hiç gözden çıkarmamak gerekiyor. Bu nedenle her konu mutlaka Kur’an’la karşılaştırılıp, sağlaması yapıldıktan, doğruluğu/gerçekliği sağlandıktan sonra kabul edilmelidir. Aksi takdirde dinin yerini, hurafeler almış olur.

Kur’an, “namaz sırasında okunması gereken metinler” (dua, tespih, tehlil, ezan, sela vs) diye bir şeyi,

* Değil ayrıntılarıyla,

* Ana hatlarıyla bile göstermemiştir.

* İlahi kitapta, namaz sırasında Kur’an’dan bir bölümün okunacağına ilişkin bir beyan yoktur.

Kur’an okuma”ya veya

Kur’an’dan kolaya geleni okumaya” ilişkin buyrukların hiçbirinde “namaz sırasında okumak” kaydı yoktur. İndirilişe göre üçüncü sıradaki Müzzemmil; 20. ayetteki:

Kur’an’dan kolay geleni okuyun! /fakraû mâ teyessera mine’l-Kur’ani” emri, namaz kaydına bağlanmamıştır.

Yine aynı suredeki bir başka ayet ise, Kur’an’ın ne şekilde okunacağına açıklık getirmektedir:

Kur’an’ı tertîl üzere okuyun /ve-rattili’l-Kur’ane tertîlen”.

Kısacası “Kur’an okumak” Kur’an’ın temel buyruklarından biri olup, hem İslam’ın hem imanın gereği olarak Neml 27/91-92’de açıkça geçmektedir.

Ayrıca Kasas 28/85’de “Kur’an’ı, anlayarak okumanın ve tebliğ etmenin farz olduğu /farada aleyke’l-Kur’ane” ifade edilmektedir. Hâl böyle iken karşılaşılan durum tamamen çok farklıdır: Şöyle ki:

* Kur’an okuma emri “namaza” hapsedilip, o da;

* “Bir ayet de olsa olur” a bağlandığında;

* Kur’an, rafa kaldırılmış oluyor.

Nitekim tarihsel gelişimde de durum böyle olmuştur.[3]

Müzzemmil; 20. ayetiyle ilgili tefsircilerin bakışı iki görüş halindedir:

(1) Okumaktan maksat namazdır. Namazın parçası olan okumak söylenmiş, bütünü kastedilmiştir.

(2) Doğrudan ve açıkça ‘Kur’an okumak’ kastedilmiştir. Bundan amaç ise, Kur’an’ın Diraseti, yani bilimsel ve düşünsel açıdan incelenmesi, manasının aklı kullanarak öğrenilmesidir.[4]

Müzzemmil; 20’deki “Kur’an okumak”la namazın amaçlandığı iddiası bir kurgulamadan ibarettir.

Böyle bir kurgulama ile “Kur’an adına kural koymak hakkını kim, nereden alıyor”?

Yüce Allah’ın;

* “Yaş ve kuru ne varsa tümünden söz ettiği” ve

* “Ayrıntılı /mufassal” ve “açık seçik konuşan /mübîn” olan Kur’an’daNamazda Kur’an okuyunneden demiyor?

Yüce Allah demiyorsa,

* Birilerine ne oluyor da birtakım kurallar uydurarak, tanrısal iradeyi o kurallarla yönlendiriyorlar?

* Buna kimin /kimleri hakkı olabilir?

Yunus 10/15’te geçtiği üzere; Peygamberimiz bile bu şekilde kurallar koyamaz. Ayet şöyledir:

Ve ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar:

Bundan başka bir Kur’an getir

Yahut bunu değiştir!” dediler. De ki:

*Onu (Kur’an’ı), kendimin öngörmesiyle değiştirmem benim için asla söz konusu olamaz.

* Ben, sadece bana vahyolunana uyuyorum.

* Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım.”

  1. Kur’an’ı Tertîl İle Okumak Ne Demektir?

Geceleyin –kısa bir süre hariç; bazen gecenin yarısı bazen bundan biraz eksilt bazen de buna biraz ekle– kalk görev yap. Kendine indirilmekte olan Kur’an’ı da tebliğ ederken düzgünce düzene koy!

Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç,” (Müzzemmil /4)

Ayette Geçen Tertil:

“Tertîl” sözcüğü; “Bir şeyin tertibinin güzelliği” demektir. Bu sözcük bedevînin dilinde “Bir şeyden birinin diğerine karışmaması, tarak dişi gibi birbirine karışmamış, karışmayan” anlamına gelir. Bu durum, muhkem, kuvvetli, sımsıkı olmanın zıddıdır. Örneğin, dişlerin “tertil”i, “dişlerin seyrek bir şekilde düzene konulmuş, dizilmiş olması” demektir ve bu sözcük Arapçada “güzel dizilmiş dişler” manasında da kullanılır.[5]

Sosyal alandatertil” ise “konuşma esnasında sözün, yazarken ise kelimelerin, paragraf veya pasajların birbiri ardınca, tek tek, yavaş yavaş, ağır ağır, tane tane dizilmesi, birbirine karıştırılmaması” demektir. Buna göre Kur’an’ın tertili, “Kur’an’ın indiği şekilde tertibinin korunması, bir necmin bir başka necme karıştırılmaması” anlamına gelmektedir.

Kur’an’ın nasıl indirildiği ve nasıl okunması gerektiği Kur’an’da şöyle açıklanmıştır:

Ve Kur’an’ı, Biz onu insanlara ağır ağır öğrenip öğretesin diye parça parça ayırdık ve Biz onu indirdikçe indirdik!” (İsra 17/106)

Demek ki Kur’an, konularına göre, necmlere göre, iniş sırasına göre sistem sistem bir tertip ve tasnif yapılmak suretiyle okunmalı ve okutulmalıdır.

Furkan 25/32’de de Rabbimiz Kur’an’ı tertillediğini, yani her şeyi yerli yerinde, bir birine karıştırmadan, bir düzen içinde indirdiğini beyan etmektedir. Peygamberimize ilk gelen vahiylerde de (Müzzemmil; 4), Kur’an’ın tertillenmesi, yani necmlerin gayet düzenli tutulması, birbirine karıştırılmaması emredilmiştir.

Ve Biz Kur’an’ı sadece hak ile indirdik, o da sadece hak ile indi. Ve Biz, seni yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak elçi yaptık.

Ve Kur’an’ı, Biz, onu insanlara beklentilere göre öğrenip öğretesin diye parça parça ayırdık ve Biz onu indirdikçe indirdik!” (İsra 17/105-106)

Bu ayetlerde konu yine Kur’an’a getirilmiş ve Kur’an’ın Allah tarafından hak ile indirildiği bildirilmiştir. “Hakk ile indirdik” ifadesi, Kur’an’da herhangi bir eksiklik veya fazlalık olmadığı, yani Kur’an’ın içine Allah’tan olmayan bir şeyin karışmasına izin verilmediği, Kur’an’ın korunduğu ve korunacağı anlamına gelmektedir. Kur’an’ın Allah’ın indirmesi olduğu, Nisa suresinde şöyle ifade edilmiştir:

Fakat Allah, sana indirdiğine –ki onu Kendi bilgisiyle indirmiştir– şahitlik eder. Tüm ayetler de şahitlik ederler. Şahit olarak da Allah yeter.” (Nisa 4/166)

Bu bildirimden sonra elçiye dönülmüş ve kendisinin yalnızca “müjdeci” ve “uyarıcı” olarak elçi yapıldığı hatırlatılarak Peygambere (a.s), Kur’an’ı nasıl tanıtması gerektiği öğretilmiştir. Buna göre, Kur’an, beklentiler doğrultusunda nasıl parça parça (necm, necm) indirildiyse, yararlı olabilmesi için yine parça parça (necm necm), karıştırılmadan, indirildiği sıra ile okunması ve anlatılması gerekmektedir.[6]

Kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler: “Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler. Biz, onu (Kur’an’ı) senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle parça parça indirdik. Ve Biz, onu (Kur’an’ı) tane tane /birbirine karıştırmadan vahyettik.” (Furkan 25/32)

Tertil sözcüğü hakkında son söylenecek şudur: Kur’an’da:

* Sözcükler, konuları;

* Konular, sistemleri (Hak-batıl; hidayet-dalâlet gibi),

* Sistemler Kur’an Bütünlüğünü” oluşturmaktadır.

O halde bizler, Kur’an’ı:

– Kelime kelime (yani, ele aldığımız sözcük Kur’an’da hangi ayetlerde, kaç kez geçiyorsa tümünü);

– Konu konu ve

– Sistem sistem (hak batıl sistemini) karşılaştırmalı olarak,

– İlahi mantığı ve kendi bütünlüğü içinde anadilimizde selim aklımızla anlayarak okumamız hem iman şartı, hem Müslüman olmanın gereği olarak farzdır.

  1. Kur’an, Anadilde Öğrenmeyi Amirdir

Ve Biz onlara, açıkça ortaya koysun diye, her peygamberi yalnız kendi toplumunun diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini /dileyeni saptırır, dilediğini /dileyeni de doğru yola iletir. Ve O, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan /mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen /sağlam yapandır.” (İbrahim 14/4)

Bu ayette Rabbimiz, toplumlara elçiler gönderdiğini, bu Allah Elçilerini mutlaka kendi toplumlarının anadilleriyle gönderdiğini, bunun gerekçesinin de elçinin getirdiği mesajları açıkça ortaya koyabilmeleri olduğunu beyan etmektedir. Elçi ile gönderildiği toplumun dilleri farklı olsaydı hem mesajın iletilmesi ve algılanması sorun olurdu, hem de mesaj iletilenler mesajı anlamadıklarını, anlayamadıklarını bahane ederlerdi.[7]

  1. Kur’an’ın, Arapça İndirilişinin Nedeni İlk Muhatabı Toplumun Anadilinin Arapça Olmasındandır

Ve ant olsun ki Biz, düşünüp öğüt alsınlar diye pürüzsüz Arapça bir okuma olarak; Allah’ın koruması altına girsinler diye bu Kur’an’da insanlar için her türlüsünden örnek verdik.” (Zümer 39/)

Bu ayetlerde, Rabbimiz insanlar düşünüp öğüt alsınlar diye, rahatça anlayıp uygulayacakları bir kitap, takvalı davranarak kendilerini kurtarmaları, korumaları için de her türlü ikna edici örnekler verdiğini beyan etmektedir.

Kur’an’ın pürüzsüz bir Arapça ile indirilmiş olması hakkındaki vurgusu iyi değerlendirilmelidir. Ayetteki vurgu Kur’an’ın salt Arapça indirilmiş olmasına değil, kolayca anlaşılıp öğüt alınması için o toplumun dili olan Arapça ile indirilmiş olmasınadır. Kur’an’ın ilk muhatabı olan toplumun anadilinin Arapça olması, onlara iletilen ilahi mesajın da aynı dilde olmasının temel nedenidir. Bu, Allah’ın herhangi bir topluma elçi gönderirken uyguladığı genel ilkesidir.

Kur’an’ın daveti bütün insanlık için genel bir davettir. Birçok ayetten Kur’an’ın Arap, Acem, Türk, Kürt, Avrupalı, Amerikalı, Afrikalı insanları hakka davet ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu durumda, Kur’an’ın tüm dünya dillerine çevrilmesi, her milletin Allah’ın mesajlarını kendi anadilleriyle algılamalarını sağlamak yönünden zorunlu bir görev olarak ortaya çıkmaktadır.[8]

Anadilde din öğrenimi ve ibadet konusunda özet olarak şunları söyleyebiliriz:

Türk insanını, anadiliyle Allah’a kulluk hakkından yoksun bırakmak zulümdür. İbadet Türkçe yapıldığı gün hem bu zulüm bitecek hem de Arap kültür emperyalizmi sona erecek”[9] diyen tarih yazarlarının en kıdemlisi (Merhum) Cemal Kutay, ayrıca “ATATÜRK’ÜN beraberinde götürdüğü hasret ‘Türkçe İbadet’ olarak nitelendirdiği konudaki ümidini şöyle açıklamıştır:

1918 Birinci Dünya Savaşı galiplerinin Versay düzeniyle emperyalist egemenliklerine tutsak yaptıkları bir bölüm esir milletler, Türk Kurtuluş mücadelesi zaferiyle nasıl özgürlük yolu buldularsa, insanımızı anadiliyle Allah’a kulluk hakkına kavuşturma emeğimizde de, bugün bizim olduğumuz gibi bu haktan yoksun yüz milyonlarca dünya insanını hürriyetlerin en kutsalına; anadilleriyle Allah’a kulluk haklarına yol göstermiş olacağız.”[10]

Sedat Şenermen

 

Kaynakça

[1] Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Anadilde İbadet Meselesi, İstanbul, 2002, s. 5-7.

[2] Y.N. ÖZTÜRK, Anadilde İbadet Meselesi, s. 93-94.

[3] ÖZTÜRK, Anadilde İbadet Meselesi, s. 83.

[4] F. Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, c.30, s.186-187.

[5] Hakkı YILMAZ, Tebyînü’l-Kur’an /İşte Kur’an, 2015, c.1, s.92-93.

[6] YILMAZ, a.g.e., 2015, c.3, s.587.

[7] YILMAZ, a.g.e., 2015, c.5, s.541.

[8] YILMAZ, a.g.e., 2015, c.4, s.656.

[9] Cemal KUTAY, ATATÜRK’ÜN Beraberinde Götürdüğü Hasret TÜRKÇE İBADET, İstanbul, 2004, 11.Baskı, İklim Yayıncılık, s.872-873.

[10] Cemal KUTAY, a.g.e..

ETİKETLER:
Sedat Şenermen

Sedat Şenermen

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdiği 1970’den günümüze “Kur’an Araştırmaları” yapıyor. Bu çalışmalarıyla “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak” yöntemini Kur’an’dan oluşturdu. Bu yöntemle; Kur’an’ı İlahi Mantığı Ve Kendi Bütünlüğü İçinde; Kavram bütünlüğü + Konu bütünlüğü + Sistem bütünlüğünde anlayıp anlatan konuşmalar yapıyor, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Hâlen “Konulu Sistematik Kur’an Sözlüğü” çerçevesinde kitap çalışmalarını sürdürüyor. Eserleri: 1) GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSLAM /KUR’AN KÜLTÜRÜ (1 ve 2. Baskı, 2013), TOGAN Yayınları. 2) Akıl ve Bilim Işığında DİNLER VE DÜNYA EGEMENLİĞİ (Haziran 2013), TOGAN Yayınları. 3) Bilim ve Kur’an Dilinde KALP /AKIL (Mart 2014), TOGAN Yayınları. 4) MİLLİ İRADE NEDİR? (21 Yazar ile birlikte), İstanbul, 2014, ELMADAĞI Yayınları. 5) ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK (Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi ve Eğitimi), İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları. 6) AKLIN KAYNAĞI İSLAM’DA BEYİN (SADR), Bilim ve Kur’an Dilinde, 2014, İstanbul, NERGİZ Yayınları. 7) İSLAM’DA ADALET (Adl, Kıst, Mizan, Hakk, Vasat), Temmuz 2015, NERGİZ Yayınları. 8) “Tarihsel Olaylarla AKIL TUTULMASI KİTLENME”, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 9) ATATÜRK, İSLÂM VE LAİKLİK, HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, İstanbul, 2017, NERGİZ Yayınları. 10) ATATÜRK VE TÜRK KADINI, İstanbul, 2018, NERGİZ Yayınları. 11) ŞEYTAN İÇİMİZDEKİ… DIŞIMIZDAKİ bireysel… küresel, İstanbul, 2019, Ulak Yayınları. 12) “Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca Anlamak”, (Editör: Abdullah YILDIZ), Kur’an’ın Hayata Müdahalesi (Kitabı içinde: s. 31-38), İstanbul, 2004, Umran Yayınları. - MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ imzacıları kapsamında Ekim 2013 tarihinden beri MİB çalışmalarına ”Milli İrade Birliği” sitesine yazıları ve konuşmalarıyla katılmıştır. - 1968-1969 yıllarında İSLAM MEDENİYETİ adlı aylık dergiyi yayınlamak. - Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 15 günde bir yayınlanan DİYANET GAZETESİ’Nİ 1970’de kuruluşunu gerçekleştirerek, aynı zamanda aylık DİYANET DERGİSİ’NİN de bir süre yayınını sürdürmüştür. - Aylık UMRAN Dergisi’nde 1998, 1999 yıllarında “Kur’an Kavramlarını Kur’anca” ele alan makaleleri yayınlanmıştır.
Sedat Şenermen Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.