Alexa
Medya Siyaset

Türkiye Cumhuriyeti’ni Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti Denir ‘ ATANAME ‘

ATANAME ‘DEN : “Biz milliyetçiyiz, Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyet’imizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun bireyleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. Türkiye Türklerindir!”

Türkiye Cumhuriyeti’ni Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti Denir ‘ ATANAME ‘

BİRİ “TÜRKÇÜLÜK YAPAMAZSIN, TÜRKÇÜLÜK BÖLÜCÜLÜKTÜR” DEMİŞ. İŞTE, BUNU SÖYLEYENE “ ATANAME ”DEN YANITLAR

-Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Türk milletini oluşturan insanların tarihleri birdir, dili Türkçedir. Birbirine karşı saygı ve özveri duygularıyla dolu, yazgı ve çıkarları ortak bir toplumdur. [Türk Milleti, 1]

– Kendini Türk hisseden,  tarihimizi ve kültürümüzü paylaşan herkes Türk’tür. Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Değişik kökenden bütün toplulukların ortak adı, ulusal kimliği Türk’tür. Ulusal kimliğini yadsıyan kişi, yurttaş olamaz. “Türk” sözcüğü, “Türk ulusu” ifadesi Anadolu’da yaşayan bütün etnik grupları birleştiren milletimizin adıdır. Benim milliyetçiliğim, ayrılıkçı soydaşlığı değil, birleştirici yurttaşlığı esas alır. [Türk, 3]

* ** *

-Bizim milletimiz, Türk milleti, derin ve köklü bir geçmişe sahiptir. Bir an düşünelim onun tarihini. Bu düşünce bizi altı yedi yüzyıllık Osmanlı Türklüğünden, Selçuklu Türklerine, ondan önce de çok büyük Türk devirlerine götürür. Bütün bu devirlerde görürüz ki, Türk kendi ruhunu, benliğini, kendi hayatını unutmuştur, nereden geldiği belirsiz birtakım başkanların bilinçsiz aracı konumuna düşmüştür. Türk milleti kendi benliğini, kendi aklını, kendi ruhunu unutur gibi olmuş ve varlığı ile herhangi bir maksada, sonucu hor görülmek olan, tutsaklık olan, din adına köle olmaya götüren değersiz bir hedefe sürüklenmiştir. [Millî Tarih, 4]

* ** *

-Biz milliyetçiyiz, Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyet’imizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun bireyleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. Türkiye Türklerindir! Bu, milliyetçilik ilkesinin kısa bir ifadesidir. [Türk Milliyetçiliği, 6]

-Türk milleti bir cevherdir, her gün yeniden ve dikkatle araştırılmaya değer bir cevher… Başı yüksekte olan, alnı özgürlük ve uygarlık güneşiyle parlayan Türk milletinin, onun değer ve önemini görmek istemeyenlere, yakın bir gelecekte gerçeği yadsınmaz şekilde itiraf ettireceğinden hiç kuşkum olmadı. [Ulusal Bilinç,17]

– Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bizim yeni işimiz budur. Bu damarlar birbirini duysun ve birbirini tanısın. Bu dediğim şey hakikat olacak, çünkü hakikattir. Bu dediğim şey olduğu zaman başka bir âlem görülecek ve bu âlem dünyaya hayret verecek, nur feyzini insanlığa saçacaktır. Hakikat güneşi durmaz, daima yükselecek, Türk’ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek. Bu karmaşık işlerin içinden çıkıp yükselebilmek için bize dirilik gerektir. Birlik onunla beraber yürür. Diri yalnız Türk milletidir, birliği ortaya koyan da Türk’tür, dirliğin ne olduğunu anlatan da Türk’tür. [Türk, 8]

* ** *

-Benim hayatta tek bir övünç kaynağım, tek bir servetim olmuştur, o da Türklüğümdür. Milletimin sinesini en büyük korunma yeri, şefaat kaynağı olarak gördüm. Ey Türk milliyetçisi! Dinle: Anasının ve babasının soyluluğu ile övünen Teodoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Attila’ya barış görüşmesinden önce sormuş: “Siz hangi soylu ailedensiniz?” Attila ona şu yanıtı vermiş: “Ben soylu bir milletin evladıyım.” İşte benim yanıtım da budur. Gençler! Siz de daima ve daima, Türk olduğunuzu her zaman ve herkese hatırlatınız! [Ulusal Bilinç,1]

– Milletimiz kendi varlığı ve hukuku için, bütün kuvvetiyle, bütün düşünce ve maddî kuvvetleriyle yakından ilgili olmalıdır.  Varlığını ve bağımsızlığını yalnızca kendi kuvvetine dayanarak sağlamalı, kendi kuvvetine dayanarak sürdürmelidir. Gerektiğinde tam birlik halinde gayesine sadık olarak yetkisini kullanmalı, kullanabileceğini ispat etmiş olmalıdır. Egemenliğin kayıtsız koşulsuz milletin sorumluluğunda kalabilmesi için, halkın kendi yazgısını kendisinin idare etmesi esastır; aksi halde Millet şunun bunun oyuncağı olur. Ulusal hayatımız, tarihimiz ve geçmişteki yönetim şeklimiz bunun trajik kanıtlarıdır.  [Egemenlik Bilinci, 5]

* ** *

-Bugünün Cumhuriyet Türkleri kendi ulusal meydanlarını kendi kuvvet ve kudretleriyle sınırlamışlardır. Bu meydanlarda yalnız Türk milletinin sesi işitilir, yalnız onun ideali atılım yapar. Bu millî meydanlar sen ve ben kavgasına açılmış, sınırsız, mantıksız yerler değildir. Türk milletindenim diyenler, konuşurken, yazarken, kendilerini Türk milletinin hâkimi ve Türk milletini kendi kafalarına göre kullanabilecekleri bir toplum diye görmek devrinin çoktan geçmiş olduğunu bilmelidirler. Türk milletine karşı konuşabilmek, doğru konuşabilmek ve yazabilmek için Türk toplumunun yüksek idealinden esinlenmiş ve bu büyük toplumun iznine mazhar olmuş olmak şarttır.  [Kamuoyu, 26]

– Türk milleti artık geçmişin bin türlü kötülükleri eseri olarak beyninde yer tutan pası tamamen silmiştir. Gözleri önünde her gün biraz daha fazla yoğunlaştırılmak istenen bulutları kesinlikle dağıtmıştır. Artık bütün anlamıyla ve bütün çıplaklığıyla gerçeği görüyor ve anlıyor. Şu bir gerçektir ki, millet yürüdüğü yolu pek büyük bir isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan mutluluk güneşini bütün açıklığıyla görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır. Hiçbir kuvvet ona engel olamayacaktır. Çünkü hayal peşinde koşmuyor, akılcı ve gerçekçi politikalar izliyor. Onu bütün varlığıyla temas ettiği gerçekten, gerçeğe yürümekten men etmek imkânı ve olasılığı kalmamıştır. Türk milletini kendi kendini bile anlamaktan men eden seller, setler imha edilmiştir, yıkılmıştır. Ve sürekli olarak imha edilecektir, yıkılacaktır. Her durumda millet tuttuğu yolda hızla, şiddetle yürüyecek ve layık olduğu mutluluk ve kurtuluşa kesinlikle kavuşacaktır.  [Gerçek, 14]

– Asla kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile, geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. [Türk Milleti, 23]

 

Prof.Dr.Cihan Dura

Prof.Dr.Cihan Dura

Cihan Dura 5 Mayis 1940’da Ankara’da doğmuştur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Şubesi’nden 1964 yılında mezun oldu. 1968’de iktisat alanında doktora yapmak üzere Devlet burslusu olarak Fransa’ya gitti Yurduna döndükten 2 yıl sonra, 1979’da Balıkesir İşletmecilik ve Turizm Yüksek Okulu’nda Dr. Asistan olarak hizmet imkânına kavuşabildi. O tarihe kadar Milli Eğitim Bakanlığı Planlama Araştırma ve Koordinasyon Dairesi’nde memur, (1975-1976), Ticaret Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü Yabancı Sermaye Şubesi’nde (1976-1977) uzman, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü’nde proje değerlendirme uzmanı (1977-1979) olarak çalıştı. Kasım 1982’de “iktisadi gelişme ve uluslararası iktisat” anabilim dalında doçent unvanını aldı. 1984 baharında naklen Erciyes Üniversitesi İİBF’ne atandı. O tarihten itibaren bu fakültenin İktisat Bölümü İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalıştı. Mart 1989’da aynı anabilim dalında profesörlüğe yükseltildi. Mayıs 2007'de emekli oldu. Cihan Dura Ekim 1977 de, Nevin Tüzün’le evlenmiştir. İki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ