Alexa
DOLAR 7,0483
EURO 8,442
ALTIN 461,846
BIST 1091,8
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 36°C
Sıcak

Türkiye de Din, Devlet ve Siyaset

“…AKP iktidarı döneminde Türklerin ne kadar ulusal değeri varsa hepsine dokunulmuştur. Türkiye’nin Türk olma karakterini ortadan kaldırmak için her türlü yıkıcı davranışta bulunulmuştur…”

Konuya giriş olması ve daha iyi anlaşılması için Türklere özgü bazı tarihsel ve etnik özellikleri örnek olması bakımından not etmek istiyoruz.

Türk kültüründe soyluluk yoktur kahramanlık vardır, Türkler de şark kültüründe olduğu gibi biat anlayışı yoktur, disiplin vardır. Türk geleneğinde cemaat yoktur aile ve cemiyet vardır. Türklerin tek örgütlendiği yer vardır o da ordusudur.

Dolaysıyla Türkler de ordu, devletin ve Budunun (Milletin) bekasını temsil eder. Bu nedenle de her Türk askerdir inancı vardır. Bu felsefe bugün de böyledir. Türklük bilinci olan, sağcı, solcu veya dindar Türk fark etmez orduya çok güvenir ve saygı duyar.Orduya sadece Türk düşmanları dokunur ve bu böyle kabul edilir. Yukarı da kısaca, Türklerin çok sayıda özelliklerinden birkaç tanesini sıraladık. AKP iktidarı, ulusal kültür ve ulusal değerler üzerine değil siyasi İslam prensipleri üzerine yönetim anlayışına sahip olduğundan bu değerleri yok saymış ve saygı göstermemiştir. Bu değerleri önemseyen herkesi devletten ve yönetimden dışlamıştır. Türk devletinin temel taşlarını yerinden oynatmıştır. Türk ordusunu kurumlarıyla (Harp okulu, Gülhane askeri tıp, vb) birlikte bozmuştur. Türk milli eğitimini milli ve çağdaş olmaktan çıkartmıştır. Devletlerin temel taşları olan birçok kurum yok olmuş veya itibar kaybetmiştir. Örneğin, yargı güvenliği ve erki bozulmuştur. Polis teşkilatı büyük bir değişime uğramıştır. Üniversite yapısı değiştirilmiştir. Teknoloji, bilimsel araştırma, eğitim ve sanayiye değil inşaata ve imam hatip okullarına ağırlık verilmiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Türk halkı bu olumsuz değişimlere ses çıkarmamıştır. Tek gerekçesi dindar insanlar kötülük yapmaz inancı ve algısıdır. Ama işin aslı biraz farklıdır. Zira 1960 ve 1970’li yıllarda emperyalist ülkeler aşırı sol militanları, işçi sendikaları, sivil toplum örgütlerini ve öğrenci derneklerini örgütleyerek Türkiye de kargaşa çıkarıp huzur bozarak ülkeyi kaosagötürmeye ve bölmeye çalışmıştır. Ancak bu hareketler arkasın da halk desteği bulamamıştır. Dış ve iç şer odakları, arkasına halk desteği alabilecek ve kendilerine biat edecek yeni aktörler aramıştır. Bu yeni aktörler milliyetçi veya kendini ulusalcı olarak tarif eden kesimler olamazdı. Öyle bir grup olmalıydı ki, ülkenin ve halkın çıkarlarını ikinci plana itebilmeliydi ve halk bunun da farkına varmamalıydı. Müslümanlık ve dindarlık maskesi bu işler için idealdi. Yapılan yolsuzluğu, hırsızlığı ve ihanet gibi suçları din ile örtmek ve hatta suçları kutsamak bile mümkün olabilirdi. Herşeyin üzerinde din sosu konabilir ve sıradan yurttaşlar bunu anlamaz veya güvenden dolayı sosun altında kilerle ilgilenme ihtiyacı hissetmezler çünkü onlara göre dindarlar iyi insanlardı.

Türklerin tamamına yakını İslam’ın en akılcı ve en kolay uygulanabilir mezhebi olan Sünni/Hanefi’dir. Türk İslam anlayıcı akılcılığı öne çıkaran Türk asıllı İmam Maturidi’nin öğretisine dayanır. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş felsefesin de akılcı İslami alimler olan Türk kökenli, Molla Fenari, Hoca Zade, Sinan Paşa, Molla Lütfi, Ebusuud Efendi, Kemalpaşa Zade ve daha sonra bilindiği gibi Mevlana ve Yunus Emre gibi, akıl ve insani yönü gelişmiş bir din felsefesi iklimi hakimdi ve asla fanatizm ve yobazlık söz konusu değildi. Osmanlı İmparatorluğu kuruluşunda ve İstanbul’un fethinden sonra fanatik olmayan bir din anlayışına sahiptir. Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında Arap ülkelerini fethi ve Mısır dan üç bine yakın Arap din alimini İstanbul’a getirmesiyle, başta İstanbul olmak üzere büyük kentler de bu Arap din adamlarının etkisiyle Türk İslam anlayışı terk edilmiş Arap İslam anlayışı benimsenmiştir. Bu akım günümüze kadar gelmiştir. Arapların en alt kültürü olan ve Arap aydınları tarafından da beğenilmeyen Bedevi yaşam tarzına uygun din anlayışı ve selef ilik karışımı, Türkiye de uygulanmaya başlamıştır. Bu Arap Bedevi din anlayışı, Türk din anlayışına, Türk geleneklerine ve yaşam tarzına uymayan fanatik ve çağ dışı bir anlayıştır.Türkiye deki Arap hayranlığı 2014 yılında ölen Arap din alimi Muhammed Kutb’u bile şaşırtmıştır. Kutb bir söyleşisinde şöyle diyor: Türkler, Arapların ilmine çok itimat ediyorlar. Öyle ki, bir Arap vaiz hapşırsa, bunu İslam’a göre hapşırma diye Türkçeye çeviriyorlar. Ben kitabımı yazmayı bitirmeden, Türkler, Türkçe basım hazırlığına başlıyorlar. Bu tutum son yıllarda iyice görülür hale geldi, bazı üniversiteler ve vakıflar düzenli olarak “Yaşayan Arap Alimleri” konferansları düzenlemektedir.

Din – devlet ilişkileri batılı toplumlarda da sorun olmuştur ama onlar sorunu daha erken görerek gerekli mücadeleyi vermiş ve tedbiri almıştır. Rönesans ve Reform hareketleri, kilise-kral ve Papalık ve krallar arası mücadele tarihi çok eskidir. 1789 Fransız ihtilali ve ABD’nin 1791 Anayasasın da din-devlet ilişkileri daha düzenli hale getirilmiştir. Amerikan anayasası devletin herhangi bir dininin olmadığını kabul etmiş ancak dinlerin özgürlüklerini de garanti altına almıştır.İngilizler özel de ve Anglo-Sakson milletleri de genel de Laiklik yerine “Sekülerizm” anlayışını yani devlet ve din işlerinin ayrışmasını benimsemiş ama dinin yaşaması için de imkan tanımıştır. Sekülerizm anlayışına göre din zaman için de dünyevileşecek yani modernleşerek çağa ayak uyduracak ve orijinal özelliğini kaybedecektir. Dolaysıyla din güçsüz düşecek ve devletin işine karışamayacaktır. Bugün bu öngörü kısmen gerçekleşmiştir, zira batılı toplumlarda din belirleyici olma özelliğini ve toplumsal önemini yitirmiştir. Dinin kuralları değil dinin kültürü yaşanmaktadır. Laik anlayış daha katıdır. Bunun temsilcisi ve öncüsü de Fransa’dır. Fransa, devletin dini olamayacağı ve bütün dinlere mesafeli ve din-devlet ilişkilerinin tamamen bağımsız olduğunu ve devletin dini temeller üzerine kurulamayacağını kabul etmiştir. 1958 Fransız anayasasının birinci maddesi şöyledir: Fransa, bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyettir. Türkiye, kuruluşunda ve daha sonra da din-devlet ilişkileri konusunda Fransız anlayışını ve modelini benimsemiştir. 1982 anayasasının 2. Maddesi şu şekildedir: Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir devlettir.Günümüz İslamcı veya siyasi İslamcıların iddia ettiği veya göstermeye çalıştığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu veya diğer Müslüman Türk devletleri hiçbir zaman şeriat düzeni ile yönetilmemiştir. Osmanlı sultanları dinin kuralları ile çatışmamaya özen göstermekle birlikte devletin ve milletin bekası hep önde olmuştur. Ayrıca Türk geleneğinde bir ruhban sınıfı olmadığı için Teokratik bir devlet olarak ta nitelendirilemez. Osmanlı döneminde dini cemaatlere izin vermezdi. Cemaatler, zaviyeler ve tekkeler 19.Yüz yılda, Osmanlı Müslümanlarını parçalamak içi İngiliz ve Yahudilerin kontrolün de kurulmuştur.Bu cemaatler, Osmanlıda dönmeler (Ne kadar döndüklerini de bilmiyoruz) ve etnik azınlık liderlerine kurdurulan din maskeli devlet ve Türk karşıtı bölücü örgütlerdir. Günümüzde aynı ihanet devam etmektedir, Fetullah Gülen başta olmak üzere batılı emperyalistler tarafından kurdurulan birer Türk düşmanı din tüccarı örgütlerdir.Üzücü olan şey, saf dini duygular besleyen çok sayıda Türk, sözde bu dini cemaatler içinde, kendi halkına ve devletine ihanet ettiğinin farkına bile varmamaktadır.

AKP iktidarı döneminde Türklerin ne kadar ulusal değeri varsa hepsine dokunulmuştur. Türkiye’nin Türk olma karakterini ortadan kaldırmak için her türlü yıkıcı davranışta bulunulmuştur. Bunları da örtmek için İslam sosu kullanarak bu politikasını gizlemeye çalışmıştır. Yani dini istismar etmiştir. Günümüzde din, hırsızlık, yolsuzluk ve adaletsizlik gibi günahlarla mücadele etmiyor. Belli kesimlerin anlayışına uygun bir din öğretisi ve dinin siyasi olarak güçlenmesi üzerine odaklanmıştır. Siyasi İslamcılar, sadece kendi öbür dünyası için uğraşmıyor, başkalarının da öbür dünyalarını tanzim etmeye çalışıyor ve sorun da burada başlıyor.Bütün milletlerin olduğu gibi Türk milletinin de bir “ModusVivendi” yani “Yaşam Tarzı” vardır. Siyasi İslamcılar, buna saygı göstermiyor. İlkel Bedevi Arap yaşantısını İslam dini diye Türklere kabul ettirmeye çalışıyorlar. Araştırma şirketlerinin son yıllarda yaptıkları toplumsal değişim araştırmaların da, Dindar insanların oranlarının düştüğü, Ateizm ve deizm anlayışının yaygınlaştığını göstermektedir. Niçin acaba?

Prof.Dr.Haydar Çakmak

Prof.Dr.Haydar Çakmak

EĞİTİM: Lisans eğitimi: Fransa’nın Dijon kentinde, Bourgogne Üniversitesi’nde (Faculte De SciencesHumaines. Bölümü: SciencesSociales - Sosyal Bilimler Bölümü ), İyi derece ile mezun, 1985 Yüksek Lisans: Fransa’nın Besançon kentinde Franche-Compte Üniversitesi’nde (Faculte De SciencesHumaines-Beşeri Bilimler Fakültesi), Çok iyi derece ile mezun, 1987 Doktora: Paris-x Nanterre Üniversitesi’nde ( Faculte De Droit et de SciencesPolitiques - Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi ) Tez Konusu: La Turquıe Et LesOrganisationsInternationales. Mezuniyet derecesi, Fransa da ki en yüksek derece olan “Çok şerefli” (TresHonorable - 1993) ÇALIŞMA HAYATI: -Ocak-Ekim 1994 Ayları arası UNESCO Milli komitede çalışma -1994-2000 yılları arasında Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Uluslararası -İlişkiler Bölüm Başkanlığı ve öğretim üyeliği -2000-2001 eğitim ve öğretim yılında Kazakistan’da Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı - 1999 yılında Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalında Doçent -2005 Yılında ise aynı anabilim dalında Profesör oldum. -2005 Haziran-2006 Ocak ayları arasında Genelkurmay Başkanlığına bağlı NATO’ya akredite “Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi’nin kurucu başkanlığını yaptım ve kendi isteğim ile ayrıldım. -2004-2007 yılları arasında dört yıl süreyle British Councıltarafından yürütülen, Avrupa Birliğinin Jean Monnet burslarının jüri üyeliği ve jüri başkanlığını yaptım. -Genel Kurmay Başkanlığı Savunma Bilimleri Enstitüsünde 2002-2013 yılları arasın da, Yüksek Lisans ve Doktora Dersleri verdim, Askeri Akademilerde ve Kara Harp Okulunda dersler verdim. -Alman, Sosyal Demokrat, Frederik EBERT Vakfı için Sol Belediyeler de Avrupa Birliği Sertifika Programın da 10 Yıl çalıştım,-- -Alman, Merkez Sağ Konrad ADANEUER Vakfı adına yeni Kurulan Üniversiteler de Avrupa Birliği Sertifika programlarında 12 yıl konuşmacı olarak yer aldım. -Nisan 2002 ve Temmuz 2012 yılları arasında Ankara, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığı yaptım
Prof.Dr.Haydar Çakmak Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.