Alexa
DOLAR 6,9707
EURO 8,2135
ALTIN 442,02
BIST 1126,9
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 37°C
Sıcak

Türkiye Özgür Bir Ülke Değil

Kimse eleştirmesin, yalanlar, yanlışlar görülmesin, susulsun, hiç kimse yazmasın,  ülkedeki bütün yazarlar havuz medyasına eklemlensin, herkes aynı şeyleri okusun dayatmalarının olduğu ve dünya genelinde her geçen gün karnemizin kötüleştiği bir durumdayız.

Amacı basının demokrasiyi korumadaki rolünü vurgulamak, etik gazeteciliği öne çıkarmak ve dünyada basının aşırı sansür edildiği ülkelere mesaj vermek olan 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla ilan edilmiştir.

Bütün dünya tek bir düşmanla (Koranavirüs) savaşırken ülkemizin tepesinde siyasi çekişmeler sürmektedir.  AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı yaptığı bir konuşmada“Ülkemiz sadece Koranavirüsten değil, aynı zamanda bu medya ve siyaset virüslerinden de inşallah kurtulacaktır…”demiştir. Bu söz ülkemizde demokrasinin ve basın özgürlüğünün durumunu anlamak bakımından yeterlidir. Ancak biz yine de Dünya Basın Özgürlüğü Gününde Türkiye’nin dışardan nasıl değerlendirildiğini görelim.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü  (RSF)’ nın 2019 raporunda Türkiye 180 ülke içinde 157. sırada yer almış ve en fazla gazetecinin hapiste olduğu ülke olarak kayıtlara geçmiştir.

2019 raporları ışığında Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI)verilerinde Türkiye’de162 basın çalışanının darbe, terör örgütü üyeliği ve terör propagandası suçlarından dolayı içerde oldukları, ayrıca iddianamesi hazırlanmamış çok sayıda gazetecinin hangi suçlardan ve gerekçelerden dolayı içerde olduklarını bilmeden aylarca, hatta yıllarca hapishanelerde yargılanmayı bekledikleri belirtilmiştir.

Dünya genelinde ülkemizde yaşanan olağanüstü hal,  medya sahiplerindeki değişmeler, yapılan RTÜK ve internet değişiklikleri Türkiye’nin imajını bozan faktörler arasında değerlendirilmiştir.

Freedom House’un 2019 Özgürlükler Raporuna Göre: Türkiye özgür değil!

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House tarafından her yıl yayınlanan ‘Dünya Özgürlükler Raporu’ dünya ülkelerini “Özgür”,Kısmen özgür” ve “Özgür değil” şeklinde değerlendirmektedir.Düşünce kuruluşunun Haziran 2018 – Mayıs 2019 tarihleri arasında internet özgürlüğü değerlendirmesinde Türkiye 100 üzerinden 37 puan alarak“özgür olmayan” ülkelerarasında yerini almıştır.  Raporda 100 puan üzerinden 95 puan alan İzlanda dünyanın en “özgür” ülkesi seçilmiştir. Ayrıca raporun ön yazısında,Türkiye’de“ Cumhurbaşkanına hakaret” davalarındaki artışa dikkat çekilmiş; 2017 yılında bu sebeple 20 binden fazla dava açıldığına ve bu davaların 6 bininden fazlasının devam ettiğine değinilmiştir.

29.04.2020 tarihinde yayımlanan Almanya Dönüşüm Endeksi Araştırması’nda Türkiye “Otokrasi” sınıfında değerlendirilmiştir. Değerlendirmede 137 ülkeden 74’ü demokratik, 63’ü otokratik olarak nitelendirilmiştir. Raporda Türkiye’de yeni dönemin başkanlık referandumuyla başladığı bilgisine de yer verilmiştir.

Havuz Medyası

Demokrasinin 4. Büyük gücü olan basın gücünü ele geçirmek için ülkemizde 2008’den itibaren çeşitli operasyonlarla oluşturulan “havuz medyası”  konusuna IPI raporunda, Türkiye hükümetinin medyanın yaklaşık % 95’ini etkisi altına aldığı ve15 Temmuz 2016’dan beri kapatılan medya kuruluşu ve basımevi sayısına 170 olduğu bilgisiyle yer verilmiştir.

Özetle uluslararası kuruluşların raporlarına göre Türkiye de özgür basın üzerindeki baskılar yıllar itibariyle sürekli artmıştır. Ne yazık ki bu gün ülkemizde sistematik yalan üreten havuz medyasıyla,RTÜK’ün özgür televizyon kanallarına ceza yağdırmasıyla ve mesleklerinin gereğini yapan gazetecilerin tutuklanmasıyla süreç devam etmektedir.

Hukuki gerekçeleri ve yasal haklılıkları tartışılan Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hülya Keskin, Ferhat Çelik, Aydın Keser’in tutuklanmaları ile uzun süredir içeride olan Osman Kavala ‘nın durumu ve tutuklulukları konusunda Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın avukatları aracılığıyla yaptığı “Artık tahliye talebimiz olmayacaktır. İddianamemizi hazırlayın yeter!”açıklaması ülkemizin durumunu gözler önüne sermektedir.

İnfaz yasasıyla, mafya babalarının, eşine çocuğuna şiddet uygulayanların, katillerin, hırsızların dolandırıcıların gazetecilerden daha az tehlikeli olduğunu üzülerek öğrendik. Yani suç işleyenlerin yararlandığı, suçu yazanların kapsam dışı bırakıldığı, dolayısıyla hukukun yara aldığı bir durumu daha yaşadık.

Otoriter yönetimler, demokrasiden, eşitlikten, tarafsız yargıdan hoşlanmazlar. Yasama ve yürütmeyi ellerinin altına almak; istedikleri yasayı çıkarmak ve onu uygulamak isterler.Sonrasında üçüncü büyük güç olan yargının da onlara hizmet etmesini beklerler. Bu bağlamda otoriter rejimlerin ellerinin altında onlara hizmet edecek mahkemeleri hep bulunur. O mahkemeler amaçlar doğrultusunda kullanılır ve korku iklimi yaratılır.Her ne kadar kendi medyalarını oluşturmuş olsalar da korku iklimiyle özgür medyanın sesinin de kesilmesi istenir.

Muhalefeti ve gazetecileri“virüs” olarak görmek, muhalif belediyelerin halka ulaşma kanallarını tıkamak milletin de ayrıştırılması demek değil midir?

Oysa içinde bulunduğumuz ağır küresel kriz, birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulan bir dönemdir.  Çünkü bütün dünyanın birlikte savaştığı büyük bir düşmanı rekabetle değil işbirliğiyle, hurafelerle değil bilimle yenebilmek mümkündür.

Büyük önderimiz Atatürk çağları delen öngörüsüyle bakın bu günleri nasıl anlatmış: “Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm, yıkım vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.”

Daha özgür yarınlarda birlik ve beraberlik içinde mutlu ve huzurlu bir ülke olabilmek dileklerimle, 3Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlu olsun!

Hatice Topçu

Hatice Topçu

Rize’de doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Rize’de tamamladı. Lisans Eğitimini İşletme alanında, Yüksek Lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eğitim Yönetimi ve Politikaları Ana Bilim Dalı, Eğitim Yönetimi ve Teftiş Doktora Programına devam etti. Eğitim işkolunun çeşitli kademelerinde görev yaptı. Şubat 2019 tarihinde kamudaki görevinden emekli oldu. Yazın hayatına çeşitli dergi ve antolojilerde yayımlanan şiirleri ile başladı. 2004 yılında “TODAİE Hazırlık Kılavuzu” adlı Orta Doğu Amme Enstitüsü Sınavlarına Hazırlık Kılavuzu yayımlandı. İlk şiir kitabı;“Karanlığın Elleri”2008 yılında, ikinci şiir kitabı; “Yasak Elma” 2016’da yayımlandı. Eğitimci, Şair ve Yazar’ın okul öncesi eğitim çocuklarına yönelik hazırladığı “Can Okulda Dizisi” olarak altı adet hikâye kitabı (Okul Heyecanı, Okulda İlk Gün, Can ve Cansu, Görüyor Öğreniyoruz, Balonlarla Dans ve Can Partiyle) 2017 yılında yayımlandı. “Çağları Delen Önder Atatürk” dizisinin ilk kitabı olan “Altın Saçlı Çocuk” romanının birinci baskısı Ocak 2019 yılında, ikinci baskısı Ağustos 2019 ve üçüncü baskısı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Serinin İkinci romanı “Hayallere İlk Adım” romanının birinci baskısı Ağustos 2019 yılında, ikinci baskısı Kasım 2019 yılında yayınlanmıştır. ‘Kül Rengi Dünya” romanı Kasım 2019 yılında yayımlanmıştır. Ayrıca yazarın, Eğitim Bilimleri alanında bilimsel makaleleri bulunmaktadır ve çeşitli gazetelerde makale yazmayı sürdürmektedir. İki çocuk annesidir.
Hatice Topçu Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.