Alexa
DOLAR
7,4294
EURO
8,9820
ALTIN
412,55
BIST
1.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Parçalı Bulutlu
16°C
İzmir
16°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Çok Bulutlu
13°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
15°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
16°C

Türkiye’nin Uzay Çağı

Türkiye’nin Uzay Çağı

Hizmet anlayışından uzak bütün kararların sermayeden yana alındığı bir ülke.Hayat pahalılığı, yoksulluk ve işsizlik kıskacında bir halk. Bu ağır koşulların pazar atıklarını toplayanlarının, dayanamayıp canına kıyanlarının içler acısı hayatları…

Eşitlik ve haktan uzak sürdürülebilirliği mümkün olmayan düzenin kısıtladığı özgürlükler, şiddeti artan baskılar ve kutuplaşmanın tırmandırıldığı otoriter bir yönetim.

Böylesine ağır tabloda bir de baktık ki cumhuriyetimizin 100. yılında aya iniş yapacakmışız. Milli tank, milli uçak, milli otomobil ve nihayet Türkiye’nin uzay çağının başlangıcı…

Oysa dünyanın uzay yolculuğu teknoloji ve bilimle gerçekleşmiştir. Dünyanın ilk yapay uydusu Sputnik’in uzaya gönderilmesi,  dünyanın gelişimi için hızlı bir dönüşümün başlangıcı olmuştur. Teknoloji ve bilimin toplumlar üzerindeki etkisinin başlangıcı kabul edilen bu gelişme aynı zamanda uzay çağının başlangıcı olarak kabul edilmiştir.Yani 4 Ekim 1957 tarihi devam eden soğuk savaş sürecinde SSCB’nin uzay yarışında önde gelişinin tarihidir. Bu tarih SSCB için büyük bir övünç kaynağı olurken ABD için de ağır bir sarsıntı oluşturmuştur.

Sputnik’in uzaya gönderilmesi ABD’de güç kaybı ve güvenlik kaygısı oluşturmuştur. Bu olay sonrasında ABD teknoloji ve bilim alanında geri kalmışlığının sebebinideğerlendirmiş,SSCB’nin eğitimi ve özellikle de uzay bilimleri alanındaki başarısının sırları araştırılmış ve aradaki farkın nasıl kapatılacağı konusu masaya yatırılmıştır. Sonunda amacınülke genelinde büyük bir eğitim reformu ile gerçekleşebileceği kararlaştırılmış ve eğitim felsefesi değiştirilmiştir.Öğretmenlerin maaşları artırılarak, daha zorlu bir sisteme ikna edilmeleri sağlanmış,fen derslerinin içerikleri değiştirilmiş,ders saatleri artırılmıştır. Bilimsel gelişmeler desteklenmiş ve üniversitelere mali kaynaklar aktarılmıştır.

ABD’de başlatılan eğitim reformunun ürünleri1969 tarihinde insanlık için büyük bir adım olan aya ilk adım atan insanın N. Armstrong oluşu ile alınmaya başlanmıştır.

Başarı çağından kopmamayı, bilimselliği, planlı olmayı ve çok çalışmayı gerektirir.

Başarı, sadakate göre değil liyakate göre atama yapmayı gerektirir. Bugün bilim adamı kimliği ile yapılan bazı niyet beyanları bulunduğumuz yeri göstermesi bakımından önemlidir. Örneğin: Sakarya Üniversitesi profesör öğretim üyesinin “Üniversiteler fuhuş evleri” söyleminin oluşturduğu tepkiler devam ederken, bir yenisi Trakya Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cevdet Kılıç’tan geldi. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik sosyal medya hesabından yaptığı tehdit içeren paylaşımı“…Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz bilin istedim” bulunduğumuz yeri gösteriyor.

Bu kadar mı? Elbette değil. Bir de ‘Yeniden Kuruluş Anayasası’ gündemi var.  Bu konudaki açıklamayı da bir profesör yapıyor.Ayasofya’nın baş imamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın: “1921 ve 24 anayasalarında devletin dini islamdı ve laiklik yoktu. Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün” diyerek 100 yıl geriyi işaret ediyor.

Bir yanda gençleri yetiştirmekle görevli profesörlerin onları suçlayan, tehdit eden açıklamaları, bir yanda 100 yıl geriyi işaret eden din adamının paylaşımı ve bir yanda da uzaya yolculuk açıklamaları…

Tıkanan sistemin somut verileri de bulunduğumuz yeri gösteriyor. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RFS) tarafından 2020 yılı özgürlük sıralamasındaTürkiye 180 ülke içinde154. sırada yerinialdı. İlk sırada Norveç. Son sırada Kuzey Kore. Bizden önce kimler var bakalım;Brunei, Bangladeş, Demokratik Kongo, başka başka… Cezayir, Pakistan, Hindistan, Güney Sudan… Ama hala bizi kıskananlar var!

Bir somut verideülkemizin en acil sorunu salgından. Sağlık Bakanlığı Covıd-19 Aşısı Bilgilendirme Platformu verilerine göre yapılan birinci doz aşı sayısı 3 milyon 237 bin 384, ikinci doz aşı sayısı 450 bin 754, toplam aşı sayısı 3 milyon 688 bin 141 (13 Şubat 2021, Cuma 11:31). Ülkemizin aşılama çalışmalarının 14 Ocak 2021 tarihinde başladığını düşünecek olursak sanıyorum sağlık bakanının “…yeter ki aşımız olsun!” açıklamasının sebebi anlaşılıyor.

İnsanlık Ortaçağın karanlığından aydınlanma ile çıktı. Baskıları, kısıtlamaları güçler ayrılığı ilkesiyle aştı. Ülkemiz emperyalizmi yenerek aydınlanma devrimleriyle mazlum milletlere örnek çağdaş bir cumhuriyet oldu.

Ne yazık ki II. Dünya savaşı sonrasında Truman Doktrini ve Marshall Planı ile ABD etkisine giren ülke, Amerikan uçaklarına yöneldi. Cumhuriyetin 1926-1949 yıları arasında biri onarım olmak üzere üç uçak fabrikası, bir uçak motoru fabrikası II.Dünya savaşı sonrasında tamamen kapatıldı.

Teknoloji ve bilimin tüketilmesi süreci bu olsa gerek. Laf söz üzerine söylenmiş atasözlerimizden biri ile bitirelim; “Kuru laf karın doyurmaz”.

ETİKETLER:
Yorumlar
  1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

    Yazınızı okuyunca şu fıkra geldi aklıma…

    Madam Hayganuş’un kocası Agop ölmüş.
    Hayganuş çok üzgün. Sevgili kocasının mezarının başında oturmuş ağıt yakıyor.
    Komşuları, arkadaşları da elleri önlerinde bu dramatik anı saygı içinde sessizce izliyorlar.
    Hayganuş’un kocası Agop’a yaktığı ağıt herkesin gözlerini yaşartıyor:
    ‘‘Ah Agop efendi ah… Sen ne güzel, ne alim adam idin…
    Fransızca bilir idin…
    İngilizce’yi, Alamanca’yı fevkalade konuşur idin…
    Sen edebiyattan, fizikten, kimyadan, riyaziyeden çok iyi anlar idin…
    Şiir bilem yazar idin…”
    İzleyenler suskunluk içinde bekliyorlar, ama ölçüyü kaçıran Hayganuş’un Agop’a sıraladığı övgüler bir türlü bitmek bilmiyor.
    Artık biri dayanamıyor ve patlıyor:
    ‘‘Yahu Madam Hayganuş, amma da büyüttün ha!.. Agop’u hepimiz tanır idik. Rahmetli hiç de dediğin gibi bir adam değil idi.
    Mesela, Fransızca filan bilmez idi. Şiir de yazmaz idi. Az biraz okuması, yazması var idi. Hepisi o kadar…”
    Madam Hayganuş, komşusunun bu sözlerini duyunca hemen ağlamasını kesmiş ve başını kaldırarak gururlu bir sesle şöyle yanıt vermiş:
    ‘‘Olsun… Heves eder idi.”

    Eller atlı biz yaya olsak da, mühim olan heves…

  2. Uğur Çelik dedi ki:

    Esasen Laiklik İslami bir prensiptir! Laiklik inançta zorbalığı ve dayatmacılığı red eden adil ve hür düzenin adıdır. Laiklik, Devlet’in tüm dinler karşısında tarafsız olmasını savunan bir sistemdir.

    Laiklik, başta Devlet olmak üzere, kimsenin kimsenin dini inancıyla ya da inançsızlığıyla, yaşam tarzıyla uğraşmaması için ve yönetimde hiç bir dini inancı referans göstermemesi ve tüm dinlere, hatta dinsizlere dahi eşit mesafede davranması demektir.

    Devletin dini olmaz, Adaleti olur! Devlet dinci politikalar izleyemez. Dinci/Mezhepçi politikalar tarihte hep iç ve dış bölünmelere, savaşlara, gözyaşlarına ve inançların yozlaşmasına neden olmuştur/olmaktadır.

    Hz.Muhammed Peygamber bugün sağ olsaydı kesinlikle Laiklik sistemini savunur ve uygulardı! Zira, Hz.Muhammed yaşamı boyunca hiç bir kimseyi kılıç zoruyla İslama koymadı, yaşamı boyunca hiç kimsenin din/dinsizliği hakkında, inancı üzerinde bir zorba olmadı! O, sadece Allah’ın hak dinini tebliğ etmekle, insanları özgür iradeleriyle İslama davet etmekle mükellef idi!

    Fakat Hz.Peygamberin vefatından sonra (ilk dört halife dönenemi dahil) bilhassa Emevi ve Abbasi devletleri başta olmak üzere, Fatımiler, Memlükler, Selçuklu ve Osmanlılar maalesef dinci ve dayatmacı bir devlet düzeni kurup, tatbik ettikleri için tarih boyunca hep savaş ve gözyaşı hiç dinmemiş ve hiç bir zaman adil bir düzen oluşturulamıştır.

    Tabii ki bu dinci/mezhepçi anlayış ve yönetimler Hıristiyanlık, Yahudilik vb. dinlere mensup olan Roma ve Bizans imparatorluğunda vs. devletlerce de uygulanmış ve aynı yıkımlara, yanlışlara maruz kalmış ve tarihten silinmiş, yok olmuşlardır.