Alexa
DOLAR 7,8781
EURO 9,3179
ALTIN 483,202
BIST 1210,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 25°C
Parçalı Bulutlu

Türklerde Din Anlayışı, Uygulaması ve AKP

“…Rahmetli Atatürk’ümüzün dediği gibi; Biz Elhamdülillah Müslümanız ve dinimize hürmetkarız. Ancak dinimizi bize karşı kullanan, cemaat, politikacı ve softaları istemiyoruz ve lanetliyoruz.”

Din hangi coğrafya da çıktıysa o bölgenin fiziki şartları ve orada yaşayan insanların alışkanlıklarının izlerini taşımaktadır. Örneğin Asya da çıkan Budizm ve Hinduizm giysileri ve yaşam koşulları bölge şartlarına daha uygundur.

Musevilik, İsevilik ve Muhammedi orta doğu da çıkmış ve bölgenin iklim şartlarına uygun giysiler ve bölge halkının alışkanlıklarının izlerini taşımaktadır.Örneğin İslam da kutsal olan 12 meyvenin tamamı orta doğu bölgesinde yetişmektedir. Hurma, zeytin, incir ve nar gibi, ama bölgede yetişmeyen avokado veya mango meyvesi kutsal meyveler arasın da bulunmamaktadır.Bu ayrıntı aynı şekilde farklı coğrafyalarda ve farklı iklimlerde yaşayan insanlar içinde geçerlidir. Çöl ikliminin zorunlu kıldığı giysi ve yaşam tarzını dini bir vecibe olarak her gün yağmur yağan tropik iklimlerde veya çok soğuk olan kutup bölgelerin de yaşayan insanlara dini giysi ve yaşam tarzı olarak dayatmak ne kadar dini olabilir?Buradan hareketle, din eğer bütün alemlere ve coğrafya ’ya gelmişse fiziki şartlar ve insanların farklı kültürlerini dikkate almak gerekir. Dünya da gündüzün veya gecenin olmadığı coğrafyalar da vakit namazlarını ve orucu Mekke, Medine veya Kudüs şartlarına göre tanzim etmek dini bir zorunluluk olabilir mi? Bu ve benzer soruları çoğaltmak mümkündür. Biz ilahiyatçı değiliz ve ayrıca bu yazının amacı da din dersi vermek değildir. Bizim amacımız Türklerin farklı bir millet olduğu ve farklı bir coğrafya da yaşadığını belirtmek. Türklerin de diğer bütün milletler gibi kendilerine ait bir yaşam tarzı ve kültürü, coğrafyası ve felsefesinin olduğunun altını çizmek. Din maskesi kullanılarak Türk kültürünün yok edilmeye çalışıldığını belirtmek. Türk milletine İslam’la vurmaya dikkat çekmek ve başka milletlerin kültürüne benzetilmesine karşı çıkmaktır.

Türkler İslam’i kurallara bağlı, inanç, ibadet ve ahlak anlayışına sadıktır. Ancak dini anlamada ve uygulama da diğer bütün milletler gibi kendisine özgü bir takım farklar vardır. Endonezya, Afganistan veya Pakistanlılarda olduğu gibi uygulama da farklılıklar arz etmektedir. Türkiye de ki İslamcılar genel de Arapların din anlayışı ve yaşamlarını örnek alırlar ve Türklere bunu dayatırlar. Üstelik Arapların en alt ve en geri kültürü olan Bedevileri örnek alarak Türklerin dini seviyesini düşürmeye yol açmaktadır. Bu tutum dini değil keyfidir. İyi bir Müslüman olmak demek iyi bir Arap olmak demek değildir.Arap milletin de, dini anlayış, nakilci lige ve geleneğe bağlılık göstermektedir. Türkler de bu farklıdır. Zira, Türkler amelde Hanefiliği ve itikatta Maturidiliği benimsemiştir. Bu iki Türk kökenli din aliminin özelliği akıl ve reyi önceleyen rasyonel ve pratik bir uygulamayı esas almasıdır. Türkler de, akıl, bilim ve dini kurallar çatıştığı zaman aklın ve bilimin yolu seçilmesi esastır. İslam dinini, 21.Yüzyılda, tarih sahnesine çıktığı 7.Yüzyılda ki gibi yaşamaya çalışan, dini kuralları ve metinleri maksatlarından ziya de lafızlarına göre fanatik ve keyfi anlamlar çıkartan ve bunları kabul etmeyenleri dışlayan ve din dışı sayan harici ve bağnaz zihniyet maalesef çoğalmıştır. Bu anlayışın Türkiye de yaşayan bir takım insanlar da olsa bile, Türklerle bir ilgisi yoktur. İslam’ın iki temel kaynağı Kuran ve Sünnettir. İslamiyet sonrası kurulan bütün Türk devletlerin de Kuran ve Sünnetin ilkelerine ve ruhuna aykırı olmamak koşuluyla milletin ve devletin çıkarı için örfi uygulamaları yadsımamışlardır. Türkler, evrensel bir din olan İslam’ı dar kalıplar içine sokmamıştır. Farklı uygulama ve farklı dinlere karşı dışlamayan, ötelemeyen, baskıcı olmayan ve müsamahalı bir tutum ve geleneği olmuştur. Geçmişte çok sayıda farklı din ve kültürlere sahip halkların bulunduğu devlet ve imparatorluklar kuran Türkler de, farklı din ve kültürlerle birlikte yaşama gelenek, saygı ve tecrübesi vardır. Türkler kurdukları hiçbir devlette şeriat düzeni kurmamıştır. Türklerin yönetim düsturun da, şeri ve örfi hukukun çatışmasını önleyen kendilerine özgü bir devlet ve sosyal nizam kurmayı başaran bir millettir.Türklerin dini ve devlet hayatın da mistisizm, sufizim, tasavvufi ve rasyonalite uyum içinde görülmüştür. Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli gibi Türk alimlerinin toplumsal, dini, kültürel ve devlet hayatın da önemli etkileri görülmüştür. Dolaysıyla Türkler de din, devlet ve millet üçgeninde ki uyum ve yönetimde kendi öz kültür değerleri belirleyici olmuştur. Sosyal olgular, çıktığı kültür coğrafyasından ve yerel kültürden etkilenir ve o kültürün çizgilerini taşır. Türklerin yaşadığı coğrafya gereği doğu ve batı arasın da olması nedeniyle de her iki kültürün izlerini görmek mümkündür. Ancak Türkler doğu ve batı kültürünü sentezleyerek kendi bünyesine, felsefesine ve yaşam tarzına uygun hale getirmiştir.Batılı toplumlar dinlerini çağa uygun olarak okur, yorumlar ve ona göre yaşarlar, doğulu dindar toplumlar ise kendilerini dinin çıktığı yüzyıla götürme çabasında olurlar. Bir başka deyişle doğulular hayatlarını dinle şekillendirirler batılılar ise hayatların da dine yer verirler.

Türklerin genel din anlayışı ve İslamiyet’i yaşama felsefesini üç kısa olayla anlatmak istiyoruz. Bu üç olay dan birincisi İslamiyet öncesi Türkler de din kavramını, ikincisi hilafetin sahibi Osmanlı İmparatorluğun da İslam’ın uygulanması ve üçüncüsü ise cumhuriyet dönemde 21. Yüzyıl da Türklerin din algısını göstermektedir. Birincisi, Göktürk hakanı Bilge Kağan (683-734), danışmanı bilge kişi Tonyukuk’a şöyle der: Halkımız(Budunumuz) arasın da Budist dini yayılmıştır, onların ibadetlerini daha rahat yapması için birkaç ibadet hane açsak uygun olur mu? Danışman Tonyukuk şöyle cevaplar: Doğru olmaz, Budizm, et yemeyi ve savaşı yasak kılmıştır, bize bu din uygun değildir. Göktürk devleti Budist dininin yayılmasını önlemiştir. Türklerin kültürüne, karakterine ve yaşam tarzına daha uygun olan Gök tanrı dinini tercih etmiştir.İkinci örnek olayımız Osmanlı imparatorluğu dönemindedir. Bu olayı anlatmadan önce Fatih Sultan Mehmet’in 1453 de İstanbul’u aldığında din ve bilim adamlarının İstanbul dan gitmemeleri için teşvik amacıyla önemli paralar ve özgürlük vermiş ve İstanbul da, Cami, Kilise ve Havranın yaşamasına izin verdiğini, Ayrıca İstanbul da bulunan Ortodoks Kilisesini stratejisi gereği, Katoliklere karşı maddi ve siyasi olarak ta desteklediğini hatırlatalım.Hatırlanması gereken bir diğer önemli tarihi olay ise İspanya da, Kastilya ve Leon Kraliçesi I. İsabelle ile Aragon kralı II. Ferdinand Elhamra sarayın da 31 Mart 1492 tarihinde imzaladıkları birkarar ile ülke de ki bütün Musevilerin yanlarına hiç bir şey almadan ülkeyi terk etmelerini istemiş ve terk etmeyenlerin ya din değiştirmelerini yada idam edileceklerini ilan etmiştir. Avrupa da hiçbir ülke İspanyol Musevilerini kabul etmemiş ve Osmanlı Türk Sultanı II. Beyazıt İspanya’ya gemiler göndererek Yahudileri Osmanlı topraklarına getirmiştir.

Türklerin İslamiyet sonrası Osmanlı döneminde, din anlayışını gösteren karakteristik ve önemli örnek olaylardan birisi de, Zamanın dışişleri bakanı (Reisülküttap) Ebubekir Ratıb Efendi (1747-1798) İngiltere’nin İstanbul da ki sefiri Sir Robert Ainslie ile bir sohbette, Rabıt efendi vergi toplayamadıklarını ve bütçe açığının fazlalığından şikayet edince, İngiliz sefir, bu sorunun her ülke de olduğunu ama yeni tedbirlerle çözmeye çalıştıklarını hatta yakınlarda İngiltere de yeni bir yol bulunduğunu; devlet küçük bir kağıt parçası çıkararak adına damga pulu dendiğini ve resmi evraklar üzerine yapıştırarak halktan para topladıklarını söyler ve ilave eder, ama belki sizin dininiz buna cevaz vermeye bilir der. Bunun üzerine Rabıt Efendi, Türk İslam anlayışını resmeden tarihi bir cevap verir: Sayın Sefir, biz Türkler, milletin ve devletin yararına bir şey görürsek, Kuran da ona bir yer buluruz.

Son örneğimiz, Cumhuriyet dönemindedir. 25-26 Temmuz 1967 tarihin de Hıristiyan Katoliklerin en büyük ruhani temsilcisi Papa 6. Paul, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunuyor. Zamanın başbakanı Süleyman Demirel ile Efes Meryem Ana Kilisesini geziyor. Önde Demirel ve Papa, arka da kalabalık bir heyet var,heyet yürürken karşıdan kucağın da bir bebek ile genç bir köylü hanım koşarak heyete doğru geliyor. Polisler engellemek isteyince Demirel bırakın gelsin diyor.Genç köylü Yörük hanıma, Demirel, ne istiyorsun kızım diyor, o da Türklerin dine yaklaşımını binlerce kitap yazsan anlatamayacağın bir ifadeyle tek cümlede anlatıyor. Efendim diyor Yörük Hanım, benim çocuk hasta da, Papaz efendi bir okusun diyor. Bu Türk kadınının hiçbir İnanç sorunu yoktur. Onun terk derdi çocuğunun iyi olmasıdır. ÇocuğunuPapaz, İmam veya Haham iyileştirmiş onun için fark etmez. Burada Türklerin karakter olarak dine yaklaşımını, akılcılığı ve pragmatizmi görmekteyiz. Günümüz bazı din adamları ve dindarların tutumunu görünce içimiz kararıyor. Türkler, gövdesi Türkiye de ruhu Arabistan veya başka bölgelerde olan insanlardan çok çekti.

Siz okuyuculara şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum, lütfen söyleyiniz, yukarıda kısaca not ettiğim Türklerle AKP’lilerin ve AKP zihniyetiyle bir benzerliği ve ilgisi var mıdır?

Rahmetli Atatürk’ümüzün dediği gibi; Biz Elhamdülillah Müslümanız ve dinimize hürmetkarız. Ancak dinimizi bize karşı kullanan, cemaat, politikacı ve softaları istemiyoruz ve lanetliyoruz.

Prof.Dr.Haydar Çakmak

Prof.Dr.Haydar Çakmak

EĞİTİM: Lisans eğitimi: Fransa’nın Dijon kentinde, Bourgogne Üniversitesi’nde (Faculte De SciencesHumaines. Bölümü: SciencesSociales - Sosyal Bilimler Bölümü ), İyi derece ile mezun, 1985 Yüksek Lisans: Fransa’nın Besançon kentinde Franche-Compte Üniversitesi’nde (Faculte De SciencesHumaines-Beşeri Bilimler Fakültesi), Çok iyi derece ile mezun, 1987 Doktora: Paris-x Nanterre Üniversitesi’nde ( Faculte De Droit et de SciencesPolitiques - Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi ) Tez Konusu: La Turquıe Et LesOrganisationsInternationales. Mezuniyet derecesi, Fransa da ki en yüksek derece olan “Çok şerefli” (TresHonorable - 1993) ÇALIŞMA HAYATI: -Ocak-Ekim 1994 Ayları arası UNESCO Milli komitede çalışma -1994-2000 yılları arasında Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Uluslararası -İlişkiler Bölüm Başkanlığı ve öğretim üyeliği -2000-2001 eğitim ve öğretim yılında Kazakistan’da Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı - 1999 yılında Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalında Doçent -2005 Yılında ise aynı anabilim dalında Profesör oldum. -2005 Haziran-2006 Ocak ayları arasında Genelkurmay Başkanlığına bağlı NATO’ya akredite “Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi’nin kurucu başkanlığını yaptım ve kendi isteğim ile ayrıldım. -2004-2007 yılları arasında dört yıl süreyle British Councıltarafından yürütülen, Avrupa Birliğinin Jean Monnet burslarının jüri üyeliği ve jüri başkanlığını yaptım. -Genel Kurmay Başkanlığı Savunma Bilimleri Enstitüsünde 2002-2013 yılları arasın da, Yüksek Lisans ve Doktora Dersleri verdim, Askeri Akademilerde ve Kara Harp Okulunda dersler verdim. -Alman, Sosyal Demokrat, Frederik EBERT Vakfı için Sol Belediyeler de Avrupa Birliği Sertifika Programın da 10 Yıl çalıştım,-- -Alman, Merkez Sağ Konrad ADANEUER Vakfı adına yeni Kurulan Üniversiteler de Avrupa Birliği Sertifika programlarında 12 yıl konuşmacı olarak yer aldım. -Nisan 2002 ve Temmuz 2012 yılları arasında Ankara, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığı yaptım
Prof.Dr.Haydar Çakmak Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.