Alexa
DOLAR 7,9728
EURO 9,4559
ALTIN 462,35
BIST 1318,69
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 17°C
Parçalı Bulutlu

Türk’üm, Doğruyum, Almanya’da Çalışkanım, Üretkenim ve Dürüstüm

Türk’üm, Doğruyum, Almanya’da Çalışkanım, Üretkenim ve Dürüstüm
15.11.2020 - 20:00
A+
A-

BioNTechve Pfizer şirketlerinin Covid-19 için geliştirdiği aşının yüzde 90 düzeyinde koruyucu etkisi olduğunun ortaya çıkması nedeniyle tüm dünya dikkatini ve ilgisini bu iki firmaya çevirdi. Şu ana kadar 1 milyon 200 binden fazla insanın ölümüne neden olan Covid-19‘a karşı geliştirilen aşının arkasında Türk kökenli Uğur Şahin ve Özlem Türeci adlarında iki bilim insanının olması ise ülkemizde ister istemez sevinç ve gurur yarattı.

Esasında her iki bilim insanı da Almanya’da büyümüşler, Almanya’da eğitim ve öğrenim görmüşler, Almanya’da tanışıp evlenmişler ve tüm dünyayı sevince boğan aşının bulunmasını sağlayan iki şirketten birincisi olan BioNTech’iAlmanya’da beraberce kurmuşlardı.Yani aşıları bulan iki bilim insanı Almanya’nın, Almansistemininve aydınlanmanın ürünüydüler!

Sorgulayan Bilim Egemen Kafa

Bu iki bilim insanı muhtemelen doğuştan cevherdi ama cevher olmak yetmiyor! Cevher, işlenirse bir kıymet haline geliyor. Örneğin krom cevheri Türkiye’de çoktur. Her yıl Türkiye, 2 milyon ton krom cevheri ihraç ediyor.Sanayileşmiş ülkeler ise aldıkları krom cevherlerini kıymet haline getiriyor, ürünlerini tüm dünyaya ve bize çok yüksek fiyatlarla satıyor ve kendi toplumları için katma değer, zenginlikve refah yaratıyorlar.

İnsanın doğuştan gelen cevherini açığa çıkarabilmek için 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna doğru yaklaşırken gerekli olan formül; küçük yaşlardan itibaren mümkün olduğu kadar koşullandırılmamış, istisnasız her konuda sorgulayanbilim egemen kafalı nesiller yetiştirecek eğitim ve öğretim sistemidir.

Dinde Reform

Dünyanın dördüncü ve Avrupa’nın bir numaralı ekonomisi olan Almanya, bulunduğu yere tesadüfen gelmedi. Hatta II.Dünya Savaşı (1939-1945) sonunda yerle bir edilmiş olan, taş taş üstünde bırakılmayan Almanya kısa sürede toparlandı ve bugünkü durumuna geldi. Nedeni insan malzemesinin iyi olmasıydı.

Almanya; monarşinin (tek adam yönetimi) ve teokrasinin yıkılmasında, sanayi devrimine giden yolun açılmasında, eğitimin çok önemli hale gelmesinde, akılcı ve bilimsel düşünce dönemine geçişte ve insan aklının özgürleştirilmesinde çok önemli ve belirleyici rolü olan dinde reform hareketinin 503 yıl önce başladığı yerdi.

Kutsal Dil Olmaz!

Martin Luther, 31 Ekim 1517’de Almanya’da Katolik Kilisesi’ne karşı, 95 maddeden oluşan protesto bildirisini Wittenberg Şatosu Kilisesi’nin kapısına astı ve bilinçli olmasa da aklın özgürleşmesine neden olacak ve dinsel düşünce sistemini sonlandıracak uzun, sancılı ve kanlı bir süreci başlatmış oldu. Ama aynı yıl, Türklerin Anadolu’da ve Balkanlar’da yarattığı hoşgörülü ve aklı yok saymayan İslamanlayışını yok edecek sürecin tetiğine de Yavuz Sultan Selim’in Hilafetle beraber Mısır’dan getirdiği ulema ile basıldı.

Martin Luther’in başlattığı hareket Hristiyan dünyayı böldü ve Protestanlık mezhebinin doğmasına neden oldu ama Avrupa’da aile, evlilik, eğitim, bilim, sosyal düzen, ekonomi ve sanat da dâhil yaşamın tüm yönlerini etkiledi. Reformcular kaynak olarak sadece kutsal kitap İncil’i kabul ettiklerini, kutsal kitabı yorumlamanın sadece kilisenin değil herkesin hakkı olduğunu, kutsal bir dil olamayacağını, İncil’in her dilde basılıp okunabileceğini, Tanrı tarafından insana bahşedilen akıl ve niteliklerin özgürce kullanımının önünün açılması gerektiğini ve birçok dinsel ritüelin gereksiz olduğunu ortaya koydular. 1534’de İncil, Almancaolarak basıldı. Daha sonra İngilizce dâhil, başka dillerde de basıldı ve böylece kendi dilinde İncil’i okuyan halk, din adamlarının sömürüsüne karşı örgütlenmeye başladı.

Türk Rönesansı

Avrupa’daki aydınlanmanın kökeninde;sanat, bilim ve felsefede gerçekleşen,Rönesans (Yeniden Doğuş) adı verilen gelişmeler ve dinde reform vardı. Bu gelişmelerle insan aklı özgürleşti, sanayi devrimioldu, tek adam yönetimleri yıkıldı, halkın temsilcilerinin bulunduğu parlamentolar öne çıktı. Demokrasi, insan hak ve özgürlükleri,laiklik, evrensel hukuk, kadın erkek eşitliği gibi çağdaş kavramlar da bu gelişmelerin ürünüydü.

Osmanlı ise bu gelişimin ve değişimin dışında kaldığı ve ıskaladığı için geriye düştü, “Hasta Adam” oldu, sorunlarını çözemedi, yenildi, yarı sömürge haline geldi ve sonunda da yıkıldı. Geçtiğimiz Salı (10 Kasım 2020) aramızdan ayrılışının ve ebediyete uğurlayışımızın 82. yılında andığımız Atatürkdeesasında yaptıkları ile geçmişte ıskalamış olduğumuz gelişimi yakalayabilmenin, aydınlanmanınve ezcümle Türk Rönesansının adıdır. Kur’an-ıKerim’in Türkçebasılması bile bu kapsamdadır ve bu sayede din adamları ile din simsarı siyasetçilerin sömürüsüne karşı halkın uyandırılması ve aklın özgürleştirilmesi amaçlanmıştır.

Aziz, Uğur, Özlem…

Bunlar gerçekleşmezse çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılamaz ve insan cevherinin değer haline gelmesinin önü kapanır. Atatürk“Türk Milleti zekidir, Türk Milleti çalışkandır” derken; hem yıllarca tebaa olarak yaşamış, itilip kakılmış olan millete moral vermeye çalışmış hem de içindeki cevhere işaret ederek, bu cevheri ortaya çıkaracak çağdaş düzeni ve aydınlanmayı gerçekleştirmeye çalışmıştır.

Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancarda çalışmalarını ülkemizde yapıyor olsaydı muhtemelen bu başarıyı yakalayamazdı. Aziz, Uğur ve Özlem gibi çok sayıda örnek, ülkemizde olsa sıradanlaşacak ama çağdaş bir iklimde olduğu için filizlenen ve yeşeren çok sayıda tohum var. Atatürkaynı zamanda yaptıkları ile yaşadığımız ülkeyi,iklimini ve topraklarını bu tür değerli tohumlar için verimli ve elverişli hale getirme çalışmalarının adıdır.

Beyin Göçü

Ne yazık ki bugün ve özellikle son 18 yıldır ülkemiz, koşar adım Ortaçağ’a doğru gidiyor ve Azizleri, Uğurları ve Özlemleri yetiştirebilecek vahalar yok ediliyor. İktidar, nitelikli insan gücümüze ve onu yetiştirecek iklime karşı! Onları, kendisine karşı düşman olarak bellemiş. İktidartoplumumuzu kamplaştırıyor, bölüyor ve kendisine oy vermiyor veya desteklemiyor diye nitelikli insan gücümüzü kırdırmaya çalışıyor. Hâlbuki bu nitelikli insan gücümüz ülkemizi daha iyi yerlere taşıyacak, zenginleştirecek, refah sağlayacak ve bundan hepimiz faydalanacağız.

İktidar, her geçen gün ülkemizi daha da yaşanmaz kılıyor. Bu yüzden dışarıya beyin göçü oluyor, nitelikli insan gücümüz yurt dışına gidiyor ve giderken de tüm birikimlerini yanında götürüyor. Bu, ülkemiz için telafisi kısa dönemde mümkün olmayan bir kan kaybı demektir. Bu kafayla uzun dönemde de telafisi mümkün değildir. Bunun devamı halinde, diktatörlükle yönetilen bir üçüncü dünya ülkesi oluruz, yoksullaşırız ve sonumuz da iyi olmaz!

Kıvılcım ve Ateş

Atatürkyurtdışına eğitime gönderdiği öğrencilere mektup yazar,“Sizleri kıvılcım olarak gönderiyorum, ateş olarak geri döneceksiniz”derdi ve bu insanlar daha iyi olanakları elinin tersiyle itip ülkelerine hizmet etmek için geri dönerlerdi. Bugün bilgiye, bilime ve liyakate yapılan düşmanlık nedeniyle Türkiye’de ateş haline gelenler bile ülkemizi terk ediyor!

Bugün üniversitelerimizin başında bulunan rektörlerin ezici bir çoğunluğunun yayınlanmış bilimsel tek bir makalesi bile yok! Böyle üniversitelerde bilim yapılmaz, buralardan kolay kolay bilim insanı çıkmaz. Çıkar gibi olanlarda eninde sonunda yurt dışına gitmek zorunda kalır.

İktidarın Peşinden Gitmemeliyiz

Bu iklimden dürüst insanlar da yetişmez. “Dindar ve Kindar Toplum” ideali halen yaşadığımız ahlaki çöküntünün gerçek nedenidir. Dini baskıyla, korkuyla ve bedene yönelik fiziki şiddetle hem bireysel hem de toplumsal ahlakı sağlama düşüncesi insanlığın geçmiş dönemdeki aklının bir ürünüydü. Korku ile ahlaka yönelik caydırıcılık uzun dönemde mümkün değildir. Çevrenize bakın; küçük yaşlardanitibaren korku ve şiddet kültürü içinde büyütülen insanların ahlaki çizgisinin pek de iyi durumda olmadığını göreceksiniz.

Ne yazık ki ülkemizi yöneten iktidar gerici bir zihniyete sahip! Bu yüzden ülkemiz her konuda iflas etmiş durumda. Gericilik; geçmişin aklı ile günümüzün sorunlarını çözmeye çalışan kafa yapısıdır. Depremi Tanrı’nın cezalandırması, yağmuru ise mükâfatı olarak gören zihin durumudur. Aklını öbür dünya ile bozan ama bu dünyanın içine eden bakış açısıdır. Kadını cinsel obje olarak gören, aşçılık, hizmetçilik ve kuluçka makinesi üçgenine hapsetmeye çalışan beyin ve düşünmeyen, sorgulamayan, inancı tahkiki değil taklidi olan, millete din iman ama kendisine han ve hamamı layık gören canlı durumudur.

Eğer çalışkan, zeki, dürüst, üretken ve mucit nesiller istiyorsak ve çağdaş medeniyet seviyesini yakalamayı arzu ediyorsak yapmamız gereken;Atatürk’ün gösterdiklerini yapmak, iktidarın söylediklerini ise yapmamak ve peşinden gitmemektir.

ETİKETLER:
Türker Ertürk

Türker Ertürk

1957 yılında Trabzon’da doğan Türker Ertürk, ilköğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini ise Ankara ve Trabzon’da tamamladı. 1971'de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi'ne başladı. Lise ve müteakiben o zaman yine Heybeliada’da bulunan Deniz Harp Okulu mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanma saflarına katıldı. 2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Bu görevde de birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan Ertürk, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi yönetemediği ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etmiş ve mücadelesine siyasi yaşamda devam etme kararı vermiştir. Türker Ertürk askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış, makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansta konuşmacı olarak katılmıştır. Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk'ün Deniz Sinem Ertürk İlhan ve Berrak Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.
Türker Ertürk Tüm Yazıları
YORUMLAR
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    İstsnasız her cümlesi ve kelimesi GÜNCEL ve NESNEL, tamamen SOMUT, derin BİLİMSEL, gerçek ATATÜRK’CÜ YURTSEVER, baştan sona MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL teşhisler ve saptamalar, analizler ve sentezler, teşhirler ve kınamalar, öngörüler ve sonuçlar. Çok değerli yazarı üstün ve özgün komutan sevgili amiral Türker ERTÜRK’e en yürekten tebrikler ve teşekkürler, içten selamlar ve derin saygılar, en iyi dilekler ve konuyla ilgili özel ve benzer bir ithaf :

    BU ESKİ VE YENİ BOP’CULUK VE KOL’CULUK

    Bu eski ve yeni BOP’culuk
    Ve açık ve gizli Kol’culuk,

    Türk ve Türkçe, Atatürk ve bilim, fen, sanat, kültür ve edebiyat düşmanıdır
    Ve haram kar,haksız rant,tefeci faiz, kara para,rüşvet ve iltimas hayranıdır,
    Binlerce insanı meydanlara dizer
    Ve Covit denen illete gel gel der.
    Tüm uzak ve yakın emellerinde ümmet ve şeriat özlemi yatar,
    Bekayı, barışı ve özgürlüğü cihat denen barbarlığın içine atar.

    Bu iki başlı ihaneti ve melaneti çıkmış olduğu deliğe süpürmek ve dökmek,
    Tek ve en geniş bir Hak, Vatan Ve Halk Cephesi kuruluşu ve utkusu demek.

    Gönül Pınar Atacı, 16.Kasım.2020
    .