Alexa
DOLAR
7,4377
EURO
8,9894
ALTIN
410,60
BIST
1.531
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Az Bulutlu
18°C
İzmir
18°C
Az Bulutlu
Cuma Parçalı Bulutlu
19°C
Cumartesi Sağanak Yağışlı
18°C
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
13°C

Uğurlar Olsun

Uğurlar Olsun
Ev kiralayacaktı,
Kira konusunda anlaştılar ancak, ev sahibi huzursuzdu. Ev sahibini huzursuz eden ek maddede şunlar yazıyordu.
 ” Olası bir bombalı saldırıda oluşacak hasarı kiracı karşılar”.
Yıllar önce yeni evliyken ev sahibinin bu ek maddesini, üç ay sonra hayatını sonlandıracak bu suikasti rüyasında gördü keskin kalem.
Rüyasını Güldal Hanıma şöyle anlattı; ” Bir rüya gördüm Güldal. Korkunç bir patlama oluyor. Bu patlama sonrası bacaklarım yok oluyor. Bedenimin bu halini yukarıdan seyrettim.
Evet tam üç  ay önce anlatmıştı bu rüyasını Güldal Hanıma…
22 Ocak Cuma…
Ankara karlı, Ankara soğuk…
Bir gece önce İstanbul’dan gelmişti. Yorgun, uykusuz ve düşünceli. O gece iyi bir uyku çekmesine rağmen üzerinde büyük bir ağırlık vardı, üzerinden atamadığı.
O gün evinde kitap çalışmalarını yürütürken evlerine gelen misafirlerine ” hoş geldiniz” demek için ara verdi. Kısa bir konuşmadan sonra, ” Ölmeden önce iki şey görmek istiyorum. Birisi şu Sabah gazetesinin battığını, ikincisi de Rusya’da Komünistlerin tekrar iktidara geldiğini”.
Göremedi…
Nereden bilebilirdi ki, Ankara’nın buz kesen soğuğu alev alacak, kar beyaz kana bulanacak…
Ve o gün karne günüydü.
Sevgili ” Sarı Paşası ve Kara böceği” karnelerini almışlardı. Takdirnameleri ile.  Öyle gururla inceledi karnelerini ve ” Güzel bir hediyeyi hak ettiniz. Hazırlanın gidiyoruz. Size şöyle sıcacık tutacak şık mont, kaban türü bir şeyler alalım” dedi MUMCU…
Kim bilir neler geçirdi yüreğinden…
Ya devrimci olmazsa diye, Özgür olmasını istediği ” Sarı Paşası”na Özgür ismini vermişti.
Biricik kızını beklerken bu dünyaya, uzaklardan gelen bir Türk sanat müziği ” Leyla bir Özge candır” Uğur Mumcu’ya ilham verdi ve kızına Özge ismini vermişti. Ve şimdi onlar büyümüşlerdi. Özgür Liseli olmuş, Özge orta ikiye geçmişti.
Ankara’nın soğuğunu hiç dinlemediler, bir koluna kızını, diğer koluna oğlunu takıp Kızılay’a alışverişe gittiler.
Sevinçleri evde defile ile devam etti.
 Güldal hanım çocuklarına” güle güle giyinin” dedi demesine fakat çocuklar odalarına gittiğinde, ” Uğurcum, bunlar yaşlarına uygun montlar değil ki’, hele Özge’nin ki. Yakaları kürklü falan, bunu ancak ileriki yaşlarda giyinebilir. Niye bunları aldın ki? ‘
” Gözleri o kadar güzel parladı ki almamazlık edemezdim, bir de giyinince o kadar hoş oldu ki, büyümüş genç gibi olmuştu. Dayanamadım aldım.”
Böyle söylemişti sevgili Uğur Mumcu.
Nereden bilebilirdi, sevgili kızını öyle büyümüş gibi görüp, büyüdüğünü göremeyeceğini!
O akşam da kutlama devam etti. Hep birlikte kendilerini sevgili eşinden, sevgili çocuklarında ayıracak otomobillerine binip pizza yemeye gittiler, Kavaklıdere’ye.
Özgür ve Özge babalarından son hatıra kalacak olan yeni kabanlarını giyinmişlerdi o akşam. Ve bir daha hiç giyinmeyecek, ilk günün hatırası ile saklayacaklardı.
Baba hatıralarını aldıkları gibi kalsın diyerek.
O gece Uğur Mumcu ailesi ile birlikte geçirdiği son gezi ve dışarıda yenen son yemek olduğunu nereden bilecekti ki!
23 Ocak Cumartesi…
Son gün ve son gece….
O sabah yine erken kalktı ve kahvaltıyı hazırladı. Hep birlikte hoş sohbet ile kahvaltı ettiler. Her zaman olduğu gibi Uğur Mumcu odasına gitti, çünkü ” Kürt dosyası” kitabını hazırlıyordu. Akşam üstü sevgili kızı odasına çay getirmek için kapıyı açarken, çay tabağa döküldü, kızının o halini gören Mumcu gülümsedi. Kızının elinden içeceği son çay olacağını bilemeden.
Kürt dosyası kitabı nın 11. bölümünü yazıyordu. Korgeneral Abdullah Alpdoğan’ın raporunu yazdıktan sonra yeni bir başlık yazdı.
” EKRAD Kürtler demek mi?”
Çok yorgundu…
 EKRAD Kürtler demek mi? son cümlesi ve evinde uyuyacağı son gecesi oldu.
24 Ocak Pazar…. 
Yine erken kalktı ve kahvaltıyı hazırladı. Saat 11 gibi Güldal Hanıma başının çok ağrıdığını söyledi.
O gün İbni Sina hastanesinde mide ameliyatı olan Rüştü Kazım Türker’i ziyarete gitmek istiyordu. Saat 13.30 gibi çıkmaya karar verdiler.
 Başı çok ağrıyan Mumcu hava almak için pencereye çıktı. Yan apartmanda oturan 18. dönem SHP Ankara Milletvekili Ömer Çiftçi ile göz göze geldiler. Pencerede biraz sohbet ettiler ama Mumcu’nun canı sıkılmıştı.
 İçeriye döndüğünde, Güldal Hanıma , Ömer Çiftçi’nin ” Bugün dışarıya çıkacak mısın ” diye sorduğunu, bir anlam veremediğini anlattı.
Gitmek için hazırlanmaya başladıklarında kızı Özge’nin de onlar ile gelmesini istediğini söyledi Güldal Hanıma. Güldal hanım kızı Özge’ye söyledi fakat, nedensiz bir ağlamaklı durum ile gitmek istemediğini söyledi Özge.
O gün oğlu Özgür ise konsere gidecekti. Özgür evden çıkarken otomobilin lastiklerini kontrol etmesini istedi Mumcu. Özgür lastiklere tekme atarak sağlamlığından emin olunca yoluna devam etti, konsere doğru yola koyuldu.
Önce Uğur Mumcu indi, aracının karlarını temizledi, aynalarını temizledi.
Güldal Hanım gitmeden önce saati merak edip mutfaktaki fırının saatine baktı. Saat 13.25 ti…
Güldal Hanım tam binanın kapısındayken büyük bir patlama oldu…
Ankara’nın kar beyazı kan kırmızıya döndü.
 24 Ocak 1993…
 Bir keskin kalem, bir kırık gözlük kaldı hatıra…
” Cesur bir kez, korkak bin kez ölür” diyen Uğur MUMCU bir kez öldü…
Korkaklar her gün ölmeye devam ediyorlar.
Uğur Mumcu 1974 te bir makalesinde ,
” Bazı günler birdenbire acı kaplar içinizi. Yüzünüz hiç gülmez. Bir şey mi oldu? diye sorarlar çevrenizden. HİÇ dersiniz. Canım sıkılıyor nedense. Kuşların girdabı döner içinizde. Hüzünlerin en alaturkası çalar kapınızı. Geçmişte bir küçücük olaya takılır aklınız. Bir eksikliğin çaresizliğini duyarsınız içinizde”…
24 Ocak Pazar günü saat 13.30 da hüzünlerin en alaturkasını yaşadık.
Bir eksikliğin çaresizliğini duyuyoruz….
 Vicdan sustu, hukuk sustu, insanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım,
UNUTMA BİZİ…
Böyle yazmıştı keskin kalem…
 Vicdanımız susmayacak, hukuk susmayacak, insanlığımız susmayacak.
Göz göre göre öldürülsek bile…
UNUTMAYACAĞIZ…
ETİKETLER: ,
Yorumlar
  1. AYŞE ÇELİKKOL dedi ki:

    Kalemine bedenine sağlık adaşım okurken o günü bu gün tekrar yaşamıscasına bir duygu seli içerisinde okudum🙏👍👏👏👏👏😍

  2. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Büyük insan ve gerçek Atatürk’cü kahraman Üğur MUMCU’ya adanmış muhteşem bir yazı. Genç ve güzel yazarı sevgili Ayşe UÇAR’ın kalbine, eline ve kalemine sağlık.