Alexa
DOLAR
7,2056
EURO
8,8329
ALTIN
412,56
BIST
1.486
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Az Bulutlu
16°C
İzmir
16°C
Az Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
19°C
Cumartesi Az Bulutlu
19°C
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
14°C

Uyanış Bekleyiş Tükeniş

Uyanış Bekleyiş Tükeniş
Türkiye’ de siyaset adına yaşananlara baktığımda bunun adına temiz siyaset demek mümkün mü? Bunun adı kirlenmiş siyaset, içinde sanatın edebiyatın eğitim akıl ve bilim değerlerinin olmadığı bir siyaset. Siyasetin içine inanç saygınlığının alınarak kullanılması ise bütünüyle tükenmişliğin adı değil mi? Bir toplum eğitim akıl ve bilimden geriye bırakılmışsa temiz siyasetin nerede kaldığını göremez. Bir ülkede siz özellikle sanatı yok sayarsanız, akıl ve bilimden söz etmezseniz, sanatçıyı yazan düşünen adamı korkar hale getirirseniz mutsuz bir toplum yaratmış olursunuz. Sonunda ne yaparsanız yapın kirlenmişlikten temizlenip adına temiz siyaset dediğimiz gerçeği isteseniz de yansıtamazsınız.
Özellikle unutulan sanatın sanatçının yok edildiği bir ülke üçüncü bir ülke olmaktan kurtulamaz. Bir ülkede cahillik varsa. Bir ülkede despotizm yaşanıyorsa. Bir ülke halkının yüzde onu yiyor, yüzde doksanı bakıyorsa. Bir ülke halkının bütün bir yaşamı bir tek kişinin dudakları arasındaysa. Bir ülkede seçimler göstermelik yapılıyor ve sandıktan sürekli aynı kişi çıkıyorsa. Siz o ülkede temiz siyasetin yansımasını göremezsiniz. Siyaset toplumsal demokrasi adına yapılır içinde tüm çağdaş değişimlerin özgürce yapılanması yatar. Sonuna kadar koltukta kalmak adına inatlaşmak yerine yeni siyaset adamlarına fırsat verilmesi gerekir. Sonuna kadar siyasetin tek hakimi olmayı istemek bu bir otoriter anlaşıştan öteye geçemez, o zamanda halk toplum mutsuz ve korku içinde kalır. Demokrasi yara almışsa insanlar gerçek demokrasinin getirdiği kazanımları göremez umutsuzluk, acı, korku, daha da artar devam eder.

YOKSULLUK VE UMUTSUZLUK.

Toplumun yarısı açlık ve yoksulluk sınırı işinde yaşıyor. Ülke halkının yüzde 70′ den fazlası borçlu ya da taksit ödüyor. Yoksulluk envanterine kayıtlı kişi sayısı Türkiye nüfusunda yüzde 60’a ulaşmış durumda. Sokaklarda hayatta kalabilmek adına ölümü bile göze alarak bedenini satanlar, her gün kocaları tarafından dövülerek ölüme terkedilen çaresiz kadınlar bunlar bizim kadınlarımız. Mutsuz ve korku içinde yaşamak geleceğinden umudunu kesmek, bir lokma ekmek için tüketilen inanca sığınarak dua etmek. Toplum adeta bir psikolojik travma içinde korkarak yaşamanın adı bu değil mi? İşsiz evi barkı olmayan insanca yaşama umudunu kaybetmiş aileler. Toplumun yarısından fazlası yardıma muhtaç hale getirilmiş durumda çaresiz mutsuz. Bugün sisteme hakim olanların açlık ve yoksulluğun adını nasıl koyabilecekler acaba?
Bir ülkede felaketin adını açlık ve yoksulluk koymak ne kadar acı bir durumdur., ama ne yazık ki şu anda yaşananlar bu gerçeği göstermiyor mu? 2015 yılından beri (TUİK) bu verileri daha belirgin biçimde yansıtıyor Türkiye’nin ulaştığı ”zavallılık” durumunu olanca çıplaklığı ile açıklıyor. 2020 yılının tüm dünya adına ne kadar karanlık geçtiğine bakınca, bu gerçeği Türk toplumu da en acı biçimde şu anda yaşıyor. Kendi çaresizliğini unutup yaşadığı daha bu tükenmişliği nasıl atlatabilirim diye mücadele ediyor, peki biz ne yapıyoruz? İnsan ölümlerinin ellerimizin arasından kayıp gittiğini gördüğümüzde, insan hayatının ömrünün yaşama hakkının değerini şimdi görebiliyor muyuz acaba? Buna belki de kader demenin en kolay yolu bu olsa gerek. Martin Luther King İnsan hakları savunucusu 1963 yılında Washington da tarihi bir konuşma yapıyor, ” İnsanları aç bırakmamalıyız, karınlarını doyurmalı kendimiz aç kalsak bile onları düşünmeliyiz, bu insanlar tüm dünyada toplum insanca yaşamalı özgür olmalı bunu sizler yapacaksınız bizlere yapacağız” diye dünya liderlerine çağrı yapıyor. Ama 1968 yılında bir suikasta kurban gidiyor. Martin Luther gibi bugün insanları ölmesin insanca yaşasın yaşatalım diye savunan bir başkası var mı? Biz aksine insanları yaşatmak yerine aç bırakarak kendi kaderine terk ediyoruz. Şimdi toplumsal bir travma yaşıyor insanlık, keşke birileri buna bakarak insanca yaşam hakkının hayatta kalmanın ne kadara değerli olduğunu görebilseler. Ben bunun adını Jean Paul Sartre nin koyduğunu görüyorum. Sartre Uyanış, Bekleyiş, Tükeniş demiş. Şimdi benim ülkemde de bunun adı başka olabilir mi? Demokrasinin yok sayıldığı bir ülkede mutsuz bir toplum olmanın ötesine gidebilir miyiz? Bunları yapmadığınız taktirde O halk sinmiş ligin, korkunun, acının, matemin, açlığın, yoksulluğun döngüsünde biteviye dönüp duracaktır. Türk toplumu bu tükenmişliği hak etmiyor.
Prof. Dr. Levent Seçer
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.