Alexa
Medya Siyaset

Vah Benim Canım Türkiye’m

Vah Benim Canım Türkiye’m

Yazının başlığından da anlaşıldığı üzere bu deyiş, acı çeken bir Türk vatanseverinin haykırışıdır. Bu haykırışın nedeni ülkenin içinde bulunduğu çok kötü koşullardır.

Yöneticilerimiz de beka sorununu bu kadar sık kullandıklarına göre, eğer seçimlere yönelik değilse onlar da en az benim kadar ülkenin içinde bulunduğu kötü koşulları görüyorlar demektir. Diğer bir deyişle var oluş endişesini hep birlikte yaşıyoruz.

Dış borç stoklarımız 550 milyar dolarlara yükselmiş, böylece borçlanma gücümüz kalmamış, neredeyse dört bir tarafımız düşmanlarla çevrilmiş. Ege denizindeki 18 adamız, bundan yüz yıl önce denize döktüğümüz Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, başlattıkları katliamdan soydaşlarımızı kurtarmak için şehit kanları ile sulanmış olan Kıbrıs’ı terk etmeye zorlanıyoruz.

Yunanistan, İsrail, Mısır, Kıbrıs Rumları; doğu Akdeniz’deki petrol ve gaz yataklarına çöreklenmişler biz uzaktan seyretmek zorunda kalıyoruz.

Müttefik diye bildiklerimizin hazırlayıp uygulamaya koydukları, ülkemizi bölme planlarını boşa çıkarmaya çabalıyoruz. Üstelik çevremizde bu çabalarımızı destekleyecek bir tek dost ülke bulamıyoruz veya onları düşmanlaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz.

Saymakla bitiremediğimiz büyük cangıl içinde tepişip duruyoruz. Bu arada içeride biri-birimizi yiyoruz.

AB kapısında dilencilik yapıyoruz.

Bunun anlamı; ülkemizin itibarı yerlerde sürünüyor demek değilse nedir? Eski itibarımız olsa Amerikan başkanı; Türkiye bize karşı çıkarsa mahvederim diye bilir mi?

Bütün bunları düşündükten sonra birde kuruluş yıllarımızı ve başımızda bir strateji dehasının bulunduğu günlerdeki itibarımızı düşünüyorum. Yoksul, fakat gururluyuz, çünkü itibarlıyız. Aynı yolu neden izlemiyoruz diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Yıl 1932, bu günkü Birleşmiş Milletler Teşkilatının öncülü olan, o günkü ismi ile Milletler Cemiyeti ( Cemiyet’i Akvam ), Wilson Prensipleri uyarınca yeni kurulmuş, Yunanistan üçüncü sıradan kurucu üye olmuş.

Türkiye de bu örgüte üye olmak istiyor. Ancak diğer üyelerin izlediği yolu izlemeyip davet bekliyor. Bu beklentiyi Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras; bir uluslararası platform da özetle “ eğer Milletler Cemiyeti davet ederse Türkiye,  bu örgüte katılmaktan şeref duyar “ şeklinde bir konuşma yapıyor.

Cumhuriyet’in kuruluşundan hemen sonra, genç Cumhuriyeti dağıtmak amacı ile Şeyh Sait ve Ağrı isyanlarını teşvik eden İngiltere, bu isyanlardan umudunu kesince yönünü Türkiye’nin Milletler Cemiyeti talebine çeviriyor. Eğer Türkiye Milletler Cemiyetine üye olursa hem üye olmayan Rusya’dan uzaklaştırılır hem de İngiltere’nin kontrolüne daha kolay girebilir.

Ancak Türkiye davet beklemektedir. Oysa Milletler Cemiyeti statüsüne göre bu örgüte katılmak isteyen ülkelerin üyeliğe kabul için talepte bulunması gerekmektedir. Türkiye giriş talebinde bulunmaz, çünkü böyle bir talebin kabulü için kendisinden o güne kadar isteye geldikleri bazı şartların yerine getirilmesini talep edeceklerdir.

Türkiye’nin direnci nedeniyle cemiyet yetkilileri kendi aralarında kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmeler sonunda; her ne kadar üyelik şartlarına aykırı olsa da Türkiye için istisnai bir uygulama yapılmasını kararlaştırırlar.

Bundan sonra, genç fakat itibarlı Türkiye’nin, Milletler Cemiyeti üyeliğine kabul edilebilmesi için, burunları havada büyük devletlerin hangi ödünleri verme zahmetine katlandıklarını görecek ve VAH BENİM CANIM TÜRKİYE’M demekten kendinizi alamayacaksınız bu günkü durumumuzu görünce.

Genel Sekreter Dummond: Milletler Cemiyeti`ne üyeliğin yasal biçimi, üye olmak isteyenin başvuruda bulunmasıdır; ancak, şayet bu prosedürü uygulamamız Türkiye Cumhuriyeti`nin örgüte katılmasına engel oluşturacaksa, bu durumda bu yasal uygulamanın bir yana bırakılması gerekir, çünkü Türkiye Cumhuriyeti`nin Milletler Cemiyeti`ne katılmasının örgüt açısından çok büyük bir önemi vardır, diyecek ve bu konuda bir karar vermek üzer Genel Kurulu toplantıya çağıracaktır.

Milletler Cemiyeti`nin 1 Temmuz 1932 günlü toplantısının tek gündem maddesi vardı: “Türkiye Cumhuriyeti’nin Milletler Cemiyetine Katılma Biçimi”

İspanya Delegesi Salvador de Madariaga, Türkiye Cumhuriyetinin örgüt prosedürü dışına çıkılarak davet edilmesini savunan 29 imzalı bir öneri sunar:

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliği Komisyonu’nun çalışmalarına da eylemli olarak katılmış ve daima barış için çalışmakta içten isteğini açıkça göstermiştir. İnsanlığa daha iyi bir gelecek sağlamak için, Türkiye Cumhuriyeti, yapılacak davetin şerefine hak kazanmıştır… Yunan delegeler, Türkiye`nin Milletler Cemiyetine girmesini özellikle selamlayacaklardır.

Avustralya delegesi Sir Granville Ryrie, sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında şöyle diyordu:

Türkiye’nin Milletler Cemiyetine davet edilmesine dair öneriyi hararetle destekleriz. Dedikten sonra Çanakkale ve Gelibolu’da Türk askerinin kahramanlıklarından bahsedip sözlerini aşağıdaki cümlelerle sonlandırıyor.

“Savaşın korkunç kötülüklerini bu kadar yakından gören bu milletin, gelecekteki çabalarını savaşa engel olmaya adayacağı kanısı o günden beri her türlü duygunun üstünde olarak bende kesinlikle yer etmiştir. Türkiye`nin Milletler Cemiyetine girmesinin birinci derecede öneme sahip olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. “

İtalya delegesi Vittorio Scialoja’nın uzun konuşmasının özeti şuydu:

Avrupa`nın esaslı bir unsuru olan Türkiye’nin aramızdaki eksikliği açıkça belliydi. Öneriyi desteklemekle yalnız Türkiye hakkındaki dostluğumuzu ve içtenliğimizi açıklamış olmuyor, aynı zamanda Gazi`nin aydın yönetiminde genç Akdeniz Devlet’inin doğuşunu memleketimin nasıl bir güvenlik duygusuyla karşıladığını ve gelişimini de izlediğini Genel Kurulumuz önünde tekrar perçinliyorum.

Güneyimizde bir Kürdistan kurmaktan vaz geçemeyen Fransa Delegesi Paul Boncour, coşkulu konuşmasında özetle;

“ Türkiye`nin davet edilmesi için açıklanan duygulara katılmak üzere Fransa adına bizzat kendimgelmek istedim. Avrupa ile Asya arasında bir bağlılık kuran bu çok eski ülkenin Cemiyete katılması, izlenen evrensel değerlerin bir sembolüdür. “

İngiliz Delegesi Lord Londonderry:

“ Türkiye`nin Milletler Cemiyeti`ne alınması, dünya çapında memnunluk doğuracaktır. Türkiye çağrıyı kabul ederse, İngiltere hükümeti bunu ilk kabul edeceklerden biri olacaktır. “                                        Alman Dışişleri Bakanı Baron Von Neurath adına konuşa Almanya temsilcisi Otto Goppert:Ünlü Başkanı Atatürk`ün isabetli yönetimi altında uluslararası barış yapıtında işbirliğine özellikle layık olan Büyük Türkiye Cumhuriyet’inin davet edilmesini Almanya memnunlukla karşılar. “

Atatürk`ün Milletler Cemiyeti`ne üyelik başvurusunda bulunmayıp, Milletler Cemiyetinden davet beklemesinin hukuksal anlamı; bu davetle Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasal egemenliğinin dokunulmazlığı da Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilmiş oluyordu.    Bu; Atatürk`ün 1919`dan dan bu yana Türkiye`nin bütünlüğünü parçalamaya çalışan Milletler Cemiyeti`ne karşı kazandığı en büyük zaferdi.

Dr. Tevfik Rüştü; “ Sayın Genel Sekreter, Genel Kurul adına yapılan davetinize karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin Milletler Cemiyetine üye olmaya hazır olduğunu, Türkiye’nin üyeliğe kabulünden önce imzalanan bütün anlaşmaların Milletler Cemiyeti üyeliği göreviyle bağdaşmaz olmadıklarını bildirmekle onur kazanırım “ dedikten sonra; “24.7.1923`de Lozan`da imzalanan sözleşmelerden doğan askeri nitelikteki yükümlülüklerden ötürü özel bir durumda bulunduğunu da eklemeyi görev bilirim.” Diyerek cevaplar.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti`nin Milletler Cemiyeti davetine verdiği yanıt, örgütün Genel kurul `unda Başkan Hymans tarafından okunmuş; Türkiye`nin üyeliğinin kabul edildiğine ve Türk delegelerin dönem toplantılarına çağırılmasına ilişkin karar tasarısı, üye devletlerin oyuna sunulmuş ve Türkiye`nin Milletler Cemiyeti`ne üyeliği, toplantıda bulunan 43 üyenin oy birliğiyle kabul edilmişti.

Osman Arıkan 5.03.2019

Not: Bilgiler Cengiz Özakıncı’nın “ Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve ATATÜRK DERSİ “ isimli kitabından derlenmiştir.

Osman Arıkan

Osman Arıkan

1940 Bursa Orhaneli doğumluyum.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden ve İstanbul üniversitesi İsletme fakültesi işletme iktisadı enstitüsünden mezun oldum.Özel sektörde yöneticilik yaptıktan sonra kendim bir şirket kurarak ticaret hayatına devam ettim. 1976-12 Eylül 1980 arası CHP il yönetim kurulu üyesi ve eğitim komisyonu başkanlığı yaptım. 1992 seçimlerinde SHP Bursa üçüncü sıradan ön seçimle milletvekili adayı oldum.Fakat Bursa da SHP milletvekili çıkaramadığı için seçilemedim. Halen Sade bir CHP üyesiyim.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ