Alexa
Medya Siyaset

Vatan Sana Minnettardır

Vatan Sana Minnettardır

“Mal ve mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime vermekte ferahlık duyuyorum. İnsanın serveti kendi manevi şahsiyetinde olmalıdır. Ben büyük millete daha neler vermek istiyorum.” ATATÜRK

Atatürk, Tahsin Uzer’in daveti üzerine 10 Haziran 1937 tarihinde Trabzon’a gider.

Kadını, erkeği, genci, yaşlısı sokakları doldurmuştur.

Halkın coşkun sevgi gösterisinden mutlu olan Atatürk, arabaya biner ve kendisine armağan edilen Soğuksu’daki köşke hareket eder.

Ertesi gün Vilayet makamını ziyaret eden Atatürk, Vali Yahya Sezai Uzay tarafından karşılanır. İlin sorunlarını dinler ve imar çalışmaları hakkında bilgiler aldıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçer. Parti çalışmaları ve üye sayısının artırılmasından duyduğu mutluluğu ifade ettikten sonra Halkevi’ni gider, Halkevi’nde de incelemelerde bulunur. İstiklal Savaşı gazisi Numan Sabit Coşkun, Atatürk’e hitaben coşkulu bir konuşma yapar.

“… Büyük Atamız, Türk yurdu senindir. Şu anda içinde bulunduğunuz için üyeleriyle birlikte övünen ve sevinen Trabzon Halkevi ve yurdun bütün halkevleri senindir. Her şey senin, biz seniniz.

Senin büyüklüğünü anlatmaya gücüm yetmiyor. Senin yaptığın büyük işleri sana karşı, bize karşı niçin sayıp dökeyim. Onları eli kalem tutanlar yazdı. Dünya okudu ve ezberledi. Senin büyüklüğünü anlatmaya yeten bir söz var: Atatürk… Çocukların sana bağlıdır. Senin yolunda, senin emrinle ölüme hazırdırlar. Yaşasın Türk ulusu, yaşasın Atatürk…”

Duygu yüklü konuşmadan son derece mutlu olan Atatürk, Gaziye teşekkür eder ve Belediye’ye doğru hareket eder. Belediye Meclis üyeleriyle tanışır. İlin sorunlarını dinler.

Akşam Soğuksu’daki köşkte Genel Müfettiş Tahsin Uzer tarafından Atatürk onuruna verilen yemeğe katılır. Doğu illerinin değişik yörelerinden gelen yurttaşlar ile Trabzonlular, yöresel oyunlar oynarlar.

Atatürk, yanında bulunan Uzer’e; “Hayatımın anımsayabildiğim en sevinçli dakikalarını yaşıyorum” diyerek duyduğu mutluluğu ifade eder, gecenin ilerleyen saatlerinde Özel Kalem Müdürü Süreyya Beyi yanına çağırır ve bütün mal varlığını milletine adadığını beyan eden açıklamasını yazdırır. (*)

Trabzon Valisi Yahya Sezai Uzay, hatıratında bu konuda şunları anlatmaktadır.

“10.06.1937 tarihinde merhum Atatürk Trabzon’a geldi…

Atatürk’ü karşılamaya, Umum Müfettişliği dâhil, beş vilayet valisi ve kaza kaymakamları ve Belediye Reisleri ve binlerce halk gelmişti.

Geldiği gece Köşkte ve bahçesinde beş yüz kişilik ziyafet verilmişti.

Erzurum’dan, Artvin’den milli oyun festivali için halaycılar gelmişti.

Birçok eğlencelerle gece yarısı geçinceye kadar vakit geçirilmişti.

Ziyaretçiler ve misafirler gittikten sonra, sofrasında Dâhiliye Vekili merhum Şükrü Kaya, merhum Tahsin Uzer, merhum Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay ve hanımı, Mebus merhum İsmail Müştak Beyler ve ben kalmıştık.

Sabaha kadar o söylemiş, biz dinlemiştik.

Bir ara bütün emlak ve çiftliklerini millete bağışladıklarını bildiren meşhur telgrafını yazdırmaya başladı.

O söylüyor, İsmail Müştak yazıyordu.

Düşünüyor, filan yerde var, onu da yazdırıyor, “Daha hangisi kaldı?” diye soruyor, kimse cevap vermiyordu.

“Oturduğum bu köşkü çok severim, onu bana Trabzon vilayeti verdi; yine ona iade edeceğim. Ankara’da yapılmakta olan filan köşkü de vermiyorum. O ev Ülkü’nün” demişti.

Ben çok üzülmüştüm. Vasiyetnamesini yazdırıyormuş gibi geldi bana.

Masada beraber oturmakta olduğumuz Tahsin Uzer’e rica etmiş, “Yazmasın bu telgrafı, kalsın bunlar kendisinde, ne olur söyleyiverin” demiştim, söylemedi.

Şükrü Kaya merhuma rica ettim, o da söylemedi.

Çok sıkılmıştım, kalktım odadan çıkmak üzere yürüdüm. Arkamdan seslendi:

“Vali nereye gidiyorsun?” dedi.

Döndüm, ayakta yazmakta olan İsmail Müştak’ın yanına gidip durdum.

Ne olursa olsun, söylemeye karar verdim.

“Atatürk’üm, ne olur yazdırmayın bu telgrafı. Siz milleti yok olmaktan kurtardınız.

Türk vatanını, Türk tarihini ihya ettiniz, yeniden var ettiniz.

Milletin size hediye ettiği kaç para şeydir?

Bunlar sizde milletin naçiz yadigârı olarak kalsın” dedim.

Yazdırmayı bıraktı, “Vali çok sıkılıyorum, iki elini omuzlarıma koyarak “Omuzlarımın üstünde Uludağ var sanıyorum. Ben mektepten çıktığım zaman kılıcımdan başka bir şeyim yoktu.

Şimdi millet bana çok veriyor, kâfi bana” dedi, yazdırmaya devam etti.

Bitince temize çekildi. İmza etti.

Telgrafı bana verdi, “Telgrafhaneye götür, makbuzunu al, bana getir” dedi.

Köşk’e telgraf hattı çektirmiştik. Telgrafı götürüp makbuzu alıp getirdim.

Kendisine verdim, makbuzu aldı, ayağa kalktı, “Oh oh, ne kadar hafifledim ve ferahladım” dediydi.

(Atatürk’ün Bütün Eserleri cilt 29, sayfa 262)

***                                      ***

11 Haziran 1937 tarihli geceyi anlatan “Büyük Tarih Trabzon’da” adlı derleme kitapta, Atatürk’ün aşağıdaki sözlerine yer verilmiş:

“Mal ve mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime vermekte ferahlık duyuyorum.

İnsanın serveti kendi manevi şahsiyetinde olmalıdır. Ben büyük millete daha neler vermek istiyorum.”

                              ***                                      ***

Ey büyük Atatürk;

Siz bize tarihimizi, Türklüğümüzü, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü, geleceğimizi, ekmeğimizi, işimizi, aşımızı, itibarımızı, insanlığımızı kazandırdınız.

Siz gündüzünüzü, gecenizi bizim için harcadınız.

Canınızı, kanınızı, yaşamınızı bize heba ettiniz.

Düşmanla vuruştunuz.

Gençliğiniz savaş meydanlarında geçti.

Çanakkale’yi geçilmez kıldınız.

Yokları var ettiniz, aşılmazı aştınız, yenilmezi yendiniz.

Bize Vatan kazandırdınız, Bayrağımızı dalgalandırdınız.

Kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyeti ilan ettiniz.

Egemenliği millete verdiniz, dini vicdana bıraktınız.

Okullar açtınız, hastaneler kurdunuz, fabrikalar yaptınız.

Karanlıkla boğuştunuz, cahillikle vuruştunuz.

Bizi akılla, bilimle buluşturdunuz, aydınlık günlere ulaştırdınız.

Özgürlük ve demokrasi ile tanıştırdınız.

Malınızı, mülkünüzü bize bağışladınız.

Canımıza can verdiniz, kanımıza kan kattınız.

Kulduk, yurttaş olduk, cahildik yoldaş olduk.

Aziz Atatürk; Siz hep verdiniz.

Biz, bize verdiklerinizi koruyamadık.

Siz yaptınız, yobaz bozdu.

Siz kurdunuz, softa yıktı.

Politika ucuzlaştı, siyaset cıvıklaştı.

Yalaka “itibar”, yandaş köşe kaptı.

Al paketi ver oyu, yaz yazıyı al bahşişi dönemi başladı.

Size ve eserlerinize gizli çemkirenler, açıkça havlamaya başladılar.

Resmini duvara asmak, rozetini yakaya takmak “cesaret” ister oldu.

Okullardan adınız, kitaplardan sözleriniz çıkarıldı.

Size düşman, arkadaşlarınıza düşman, annenize, babanıza düşman, devrimlerinize düşman “müptezel” kişi yüce katlarda itibar gördü!

Tekkeler, zaviyeler “sivil toplum kuruluşu”; sahte hacılar, sahte hocalar, yalandan dervişler “akil insan” ilan edildi.

Namaz gösterişe, oruç ziyafete, haç ticarete, zekât ulufeye dönüştürüldü.

Yokluğunu fırsata çeviren yalancı, inkârcı, riyakâr, hain, işbirlikçi takımı köşeleri zapt etti.

Yoluna baş koyan Kemalistler zindanlara atıldı.

Işığını söndürmeyen aydınların kalemi kırıldı.

Kimi korktu sustu, kimi tırstı kaçtı.

Diyorum ki;

Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırma ile.
Ezilir un geliriz, bir gider, bin geliriz.

Bizi vurmak kurtuluş mu?

Kör olasın demiyorum.

Kör olma da gör bizi.

Ben, yaktığın ışığı söndürmeyeceğim.

Aydınlık yolunu izleyeceğim.

Manevi mirasçın olarak kalacağım.

Özde Atatürkçülerle birleşeceğim.

***                                      ***

(*) Orijinal mektupta çok ayrıntılı olan söz konusu listeyi şöyle özetlemek mümkündür:
Ankara’da Orman, Yağmurbaba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Tahar, Etimesut, Çakırlar çiftliklerinden meydana gelen Orman Çiftliği, Yalova’da Millet ve Baltacı Çiftlikleri, Silifke’de Tekir ve Şövalye Çiftlikleri, Dörtyol’da portakal bahçesi ile Karabasamak Çiftliği, Tarsus’ta Piloğlu Çiftliği.
Bu yerlerdeki Bira Fabrikası, Malt Fabrikası, Buz Fabrikası, Soda ve Gazoz Fabrikası, Deri Fabrikası, Tarım Aletleri ve Demir Fabrikası, iki modern Süt Fabrikası, iki büyük yoğurt imalathanesi, şarap imalathanesi, değirmen, iki yağ ve peynir imalathanesi, iki tavuk çiftliği, iki özel iskele ve liman, beş satış mağazası, Çelik Fabrikası’nın %40 payı, 16 traktör, 13 komple biçerdöver, 1 deniz motoru, 5 kamyon ve kamyonet, 2 binek otomobil, 19 binek ve yük arabası, 13.100 adet koyun, 443 sığır, 69 at, 58 eşek, 2450 tavuk. ( Sinan Meydan)

Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ