Alexa
DOLAR
7,3505
EURO
8,8901
ALTIN
409,96
BIST
1.529
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Parçalı Bulutlu
15°C
İzmir
15°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
16°C
Cuma Az Bulutlu
19°C
Cumartesi Sağanak Yağışlı
17°C
Pazar Az Bulutlu
16°C

Vatan Ve Çanakkale Zaferi

Vatan Ve Çanakkale Zaferi

Türkiye’de güven, adalet, demokrasi, laiklik, eğitim, sağlık ve en önemlisi can endişesi taşıyanların bir kısmının, açıkçası imkânı olup bir yol bulabilenlerin, doğdukları, vatan bildikleri toprakları terk ettikleri duyulmaktadır. Terk etmek çözüm mü?

Ne zamandır, bu vatan kimin vatanıdır, kime göre vatandır, onu kendine vatan edinenlere ne ifade eder gibi sorular zihnimi meşgul etmekteydi. Aynı şekilde vatanı terk edenler ne kaybederdi? Nasıl ki Suriyeliler için bu topraklar vatan değilse, buradan gidenler için de gittikleri yerler vatanları değildi. Suriye’den Türkiye’ye gelenlerle, Türkiye’den yurt dışına gidenlerin, var olduğunu bildikleri vatanlarından mahrum olmaları neydi? Vatanı terk etmekle neyi terk ediyorlardı?

Çanakkale Zaferi ve şehitlerimizi andığımız bu günlerde anladım ki; Vatan, ana gibiydi. Anamızı nasıl seçme şansımız yoksa vatanımızı da seçme şansımız yoktu. Ana nasıl kutsal ise vatan da kutsaldı. Düşmana geçit vermeyen ruh, bu ruhtu ve vatan topraklarını anası kadar kutsal görenlerin, bedenlerini bilerek kurban ettiği yerdi Çanakkale. Müslümanlık bu ruha manevi olarak ne kadar güç verdiyse, o toprakları vatan bilip aynı saflarda yer alan diğer dine mensup kişilere de herhalde benzer gücü vermişti. Çünkü Çanakkale’deki zaferi, sadece İslamiyetin korunması arzusuna bağlayanların unuttukları bir şey vardı. O da aynı vatan uğruna aynı safta savaşan gayrimüslimlerin olmasıyla karşı safta savaşanların arasında da Müslümanların olmasıydı.

O zamanlar Türk ordusu Osmanlı torakları içinde yaşayan Müslüman ve Gayrimüslimlerden oluşmuştu. Örneğin, tam olarak sayıları bilinmemekle birlikte Birinci Dünya Savaşı sırasında, 3 Kasım 1914 ile 3 Nisan 1917 tarihleri arasında Harbiye Nezareti Sıhhiye Dairesi İstatistik Şubesi’nden alınan listede şehit düşen 215 doktor subaydan 75 kişi Gayrimüslimdi.[i] Yine Çanakkale’de yüzlerce Alman, Osmanlı ordusunda görev almıştı. Türk ordusunun karşısında, İtilaf kuvvetleri içinde ise tam anlamıyla bütün dünya vardı. İngiliz bayrağı altında İngilizler, İrlandalılar, İskoçlar, Kanadalılar, kısa adı Anzac olan Avustralyalılar, Yeni Zelandalı ve Yeni Zelanda yerlisi Maoriler, Hindistan’dan gelen Sihler, Hindular, Nepal’den gelen Gurkalar, Yahudiler, Fransız bayrağı altında Fransızlar, Kuzey Afrika Müslümanlarından Sudanlı, Senegalli, Faslı, Gambiyalılar, Tunus ve Cezayirliler; cephe gerisinde ise Yunanlılar, Mısırlılar, Ruslar vardı.[ii]

Vatan topraklarını savunan Bigalı Mehmet Çavuş askerlerine demişti ki; “Bana bakın, üzerinde durduğumuz, ayağımızı bastığımız yer ata yadigârıdır, vatanımızdır, ha anamızın ırzı ha vatanımın ırzı. Bu gelenler de ırz düşmanları. Ona göre dövüşeceğiz. Bu ırz düşmanlarını geldiklerine pişman edeceğiz”. Mehmet Çavuş ile askerleri düşmanı durdurmuş, yardıma gelen birliklerle düşmana geçit vermemişti. Bu mücadelede en önde olan Mehmet Çavuş’un tüfeği tutukluk yapmış, tüfeği atarak yerden kopardığı taşları fırlatmaya başlamış, bu sırada elleri parçalanmış, bir küçük kürekle birliğini süngü hücumuna kaldırmış, canını kurtaran İngilizler, motora kendilerini zor atmışlardı.[iii]

Anladım ki vatan, ana gibiydi, hem dinden hem de ırktan daha yüceydi. Ondan ayrılmak da herhalde anadan ayrılmak gibi öksüz bırakır, öksüz bırakılmış hissettirirdi insanı.Yurtta barış dünyada barış ilkesiyle, savaştan barış yaratan, dünya tarihinin en büyük lideri olan Atatürk’ün önderliğinde, bu toprakları vatan bilenlerin farklılıkları, belli bir ırka ve dine işaret etmeksizin, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti” denilerek tek bir şemsiye altında toplanmıştır.

Çanakkale Zaferi’ni ve şehitlerimizi anarken, bu toprakları vatan bilenlerin farklılıklarından dolayı ayrıştırıcı değil birleştirici olmalı, savaşa değil barışa duyduğumuz özlemleri ön plana çıkarmalıyız. Aksini yaparsak hem şehitlerimizin ruhunu incitmiş hem de vatan dediğimiz ananın çocuklarını birbirinden ayırmış oluruz.

Ülkeyi terk edenlerin neyi terk ettiklerinin, nelerden mahrum kalacaklarının farkına varmaları, ülkeyi yönetenlerin de bu vatan topraklarını ana kucağı gibi sıcak, güvenli, sevgi ve saygıya dayalı, hoşgörülü kılmaları gerekmektedir.

Bu cumhuriyeti ve vatanı bize emanet eden başta Atatürk olmak üzere tüm komutanlarımızı, tüm şehit ve gazilerimizi ve onların acılı ailelerini rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.

Dr. Gülhan Seyhun

[i]Ayhan Aktar, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusunda Ermeni Askerler, Toplumsal Tarih, 255, Mart 2015, s. 33.
[ii]Vahdettin Engin, Muzaffer Albayrak, Tarihin Akışını Değiştiren Savaş, Çanakkale 1915, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Birinci Baskı, İstanbul 2016, s. 206.
[iii] Turgut Özakman, Diriliş Çanakkale 1915, 100. Basım, 2009, s. 136-138.

Yorumlar
  1. Cenk dedi ki:

    Elinize, ağzınıza ve yüreğinize sağlık hocam…