Alexa
Medya Siyaset

Vicdan Ve Aklı Devreden Çıkaran İktidar Hırsı…

İktidar hırsı, vicdan ve aklı devreden çıkarırsa o ülke büyük acılar çeker. Günümüz Türkiye’sinde de yaşananlar bunun bir yansıması değil mi?

Vicdan Ve Aklı Devreden Çıkaran İktidar Hırsı…

Bir ülke de kirlenmiş bir siyasetin, onu kirletenlerin, bu kirlenilmişliği toplumun görmemesi için  çırpınışlarını düşündükçe, gelecekten kaygı duymamak mümkün mü?

Açlığın, sefaletin, yoksulluğun, aydınlığın, aklın ve bilim değerlerinin, sanatın ona can verenlerin, düşünenlerin yazanların gazetecilerin, korkarak yaşamasının, insan hak ve özgürlüklerin, adaletin hukukun, Demokrasi değerlerinin içinde aydınlık çağdaş bir ülke olmanın kaybolan özlemi var olacak mı?

İşte bunu söylemek mümkün değil. Bana sen Türk değilsin diyorlar,  Tür olmak değerlerinin silinmesini istemek nasıl bir anlayışın öfkesidir acaba?

Peki ben Avrupa da yaşayan biri olarak, bir Alman, İngiliz, Belçikalı, Fransız, Avusturyalı, Portekiz, Hollandalı, Norveç, ya da bir başka ülke insanı ” sen hangi ülkeden geldin ” dese ben ne cevap vereceğim. Benim bir vatanım var Türkiye ve tarihiyle her zaman övündüğüm dünyaya bağırarak adını haykırdığım Türkiye. Peki, siz Türkiye’yi nereye götürmek istiyorsunuz?

İktidar hırsı, vicdan ve aklı devreden çıkarırsa o ülke büyük acılar çeker. Günümüz Türkiye’sinde de yaşananlar bunun bir yansıması değil mi?

Bunun için de 2019 seçimlerinde akıl ve vicdan devreden çıkacak demektir. Yani bunun adı demokrasinin artık olmadığı otoriter bir rejime teslim olmak demek.  Hak hukuk adalet, insan hakları özgürlük, düşünce özgürlüğü tüm çağdaş değerlerin bir daha konuşulamaması demek. Konuşamayan korkan bir toplum olmak. Parlamentonun devre dışı bırakılması,  siz şimdi Olağan üstü halle seçime giderken zaten korkular içinde kalmış bir avuç aydınlığa inanmışlara, yaşam hakkı demokrasiyi koruma ve savunma hakkı bırakmıyorsunuz.

Kısacası 2019 seçimlerinin sonrasında Türkiye’de her şeyin değişeceğine inanmak, korku ve mutsuzluk yaşamak, otoriter bir anlayışın daha şimdiden yapacaklarından korkmak demek buna bir isim koyamıyorum.

Buraya kadar geldiğimizde zaten çağdaş tüm değerlerimiz tıkanmış durumda. Ama benim korkularım her zaman olduğu gibi, hala Din afyonuyla  yıllardır uykuda olanların, şimdi sadece kısa bir dönem için uyandırılıp sonra tekrar uykuya yatmaları.

Bunun adına her şeyin dışında CEHALET demek daha doğru olacak. Kırsal kültür sendromu, diğer adıyla sürü güdülmüş bir toplum. Yani ” Ben bu toplumun çobanıyım ” diyen siyasi anlayışın bu sözündeki anladığımız gerçek.

Bir çoban sürüsünü önüne alır ve istediği yere götürür, yani çobana sorsanız ne der biliyor musunuz? ” Ben bu sürünün yani HAYVANLARIN çobanıyım istediğim yere sürer götürürüm kimse buna karışamaz”

Çoban hayvanlarını nereye götürse sürse oraya gider ağzı dili var ama konuşamaz. Bunun adına CEHALETİN adı demek daha kolay değil mi?

NİETZSCHE şöyle demiş. ” Cahil bırakılmış bir toplum, özgür bırakılıp kendisine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil sürü eğitimsiz okumayan bir toplumla seçim yapmak, ona hangi kitabı okuduğunu sormak kadar ahmakçadır. Böyle bir seçimle iktidara gelmek kaygı verici yaşanacakların adı değil midir?

Birde buradan TEK adam gücünün ortaya çıkması sorunların içinden çıkılmaz bir hale dönüşeceği demektir. Kabul edemediğim şey, tüm sisteme tek başına hakim olma inadı.

Bugün kabile demokrasilerinin yansıtıldığı ülkelerde, devlet başkanları kendi güçlerini halka göstermek adına topluma yansıttığı bir otoriter yönetim anlayışı var.

Demokrasi ve laik  çağdaş cumhuriyet değerlerinden uzak bu devletlerde, tüm halkın ayağına giyeceği dona varıncaya kadar karar verecek olan bunlar.

Ama Türkiye bu sistemi kabul etmiyor edemez,  dünyanın hiç bir yerinde bunu görmek mümkün değil. Devletin başı olmak demek, istikrar huzur ve mutlu bir toplum olarak halkının yaşamasını sağlamak demektir.

Siz hem bir siyasi partinin başkanı olacaksınız, diğer taraftan devletin en üst koltuğunda oturacaksınız, bu çağdaş demokrasilerde olmayacak sistem anlayışıdır.

Devletin en üst koltuğunda oturan kişi, siyasetin tıkandığı noktada tarafsızlığını bozmadan paylaştırıcı olmalı, kavgaların karşılıklı hoş görüyle halledilmesini sağlamalı halkın huzuru demokrasinin çalışması adına. Ve en önemlisi de siyasetten uzak olmalı, bir siyasi partinin düşünce ve fikirlerini benimseyebilirsiniz ama içinde olmamalısınız.

Siyasette kazanmakta var yenilmekte, ama inadına iktidar hırsı taşımak yerine, zamanı geldiğinde vatanı için gerçekten sırası gelmiş olanlara sırayı vermek asıl yapılması gerek bu değil mi?

Siyaset bir ülkede kirlenirse onu bu kirlenmişlikten temizlemek kolay olmasa gerek. Kirletenler sorgulanmadan aklanmaya çalıştıkça, orada tüm gerçeklerin aydınlığa çıkması da karanlıklara teslim edilmesi demektir.

Atatürk’ün ”Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin” sözü bugün tarihe altın harflerle yazılmış duruyor.

Onun bu vatan için yaptıklarını hala görmek istemeyenlerin, kendini onun yerine hazırlayanların, onu tüm devrimleriyle fikirleriyle düşünceleriyle toplumun önünde yok sayanların, bu sözleri iyi okumaları gerekiyor.

Prof. Dr. Levent  Seçer…

Prof.Dr.Levent Seçer

Prof.Dr.Levent Seçer

Levent Seçer (d. 1948), doktor, yazar, şair ve müzisyendir. Adana'da dünyaya geldi. Babası dönemin ünlü müzik adamları Münir Nurettin Selçuk, Hafız Burhan, Neyzen Tevfik, Malatyalı Hasan, Udi Mustafa, Baki Çallıoğlu gibi ünlü bestekarlarla birlikte çalışmış, udi Ömer idi.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ