Medya Siyaset

Yeni Bir Siyasi Ufuk

Yeni Bir Siyasi Ufuk

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından yapılan Afrin harekatının 13.gününe girmiş bulunuyoruz. Bugüne kadar yedi yüze yakın teröristin etkisiz hale getirildiği haberleri doğru olduğu takdirde bu operasyonun önemli ve gerekli olduğu kaçınılmazdır.

Sınırlardan ülkemize bir felaket olarak sızan her türlü terör belası bertaraf edilmelidir. Suriye sınırımızda yer alan Afrin’e ve oranın daha doğusunda yer alan Menbiç’e yapılan operasyon sonucu, yedisi Türk askeri olmakla birlikte toplam şehit sayısı yirmiye çıkmış.

Türk milleti olarak şehitlerimize Allah’tan rahmet, Mehmetçik’e bu zorlu mücadeleden sağlıkla ve başarıyla dönmelerini diliyoruz. Burada bir kez daha anlıyoruz ki, ABD’nin PKK’nın uzantısı PYD/YPG’ye kalkan olduğu ortaya çıktığı için, bu ülke ikiyüzlülükten de öte ülkemize karşı takındığı düşmanca politikayı sürdürüyor.

Ancak Türkiye bazında değerlendirildiğinde, bu noktaya gelmiş olmamızın da yanlış devlet politikalarının sonucu olduğunu gözden kaçırmamamız gerekiyor. Hükümetin Suriye politikasının sonucunda gelinen noktanın iktidar yetkilileri tarafından sorgulanması ve birtakım derslerin de alınması şarttır. Ancak yüzeysel bir demokrasi yönetimi altında yürütülen tek adam rejimiyle bu ne kadar mümkün olabilir ki!

Nitekim bu haftaki CHP Grup ve Parti Meclisi toplantılarında da bu durum dile getirilmiştir. Yanlış politikaların sonucu olarak savaşa girdiğimiz gibi yanlış benzetme ve değerlendirmelerin de bizi güvenli olmayan bir yere götürebileceği vurgulanmıştır.

Bunun için yetkililerin ve özellikle devletin başındaki organın açıklamalarıyla büyük bir sorumluluk taşıması gerektiğini düşünüyorum. Mesela şöyle bir örnekten hareket edersek, harekatın adı “Zeytin Dalı.” İsmi barışı simgelemektedir. O zaman savaşa karşı olduğunu belirtmek ve bu yönde beyanat vermek neden suç oluyor acaba?

Ya da saygın bir ülkenin düzenlediği bir operasyonun ismi barışı simgeliyorsa, o ülkenin içte de barış ve huzuru korumakla yükümlü olması beklenmez mi? Bunu da devletin en üst organı olan Cumhurbaşkanlığı makamından beklememiz gerekmiyor mu?

Ancak tam tersine siyasi ortamdaki hakarete varan konuşmalar ülke olarak zaten gergin olduğumuz şu günlerde daha da gerilmemize neden oluyor. Saygın bir kurum olan ve Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu saygın görev ile hiç de bağdaşmayacak şekilde konuşmaya başlıyor.

Gerçi yaklaşık iki ay önceki “Demokratik Bir Ülkede” başlıklı yazımda da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üslubundan duyduğum şaşkınlığı ve üzüntüyü dile getirmiştim. Böyle durumlarda ister istemez eski günleri ve o dönemin politikacılarını daha çok özlemiyor muyuz? Ancak eskiye gidemeyeceğimize göre artık yeni bir şeyler lazım. Yeni bir siyasi ufuk…

Ve bu yüzden yaşadığımız huzursuzluk ve memnuniyetsizlikle başka alternatifler arıyoruz ülkemiz için. Eğer demokratik bir ülkede yaşıyorsak beğenmeme, eleştirme ve seçebilme hakkımız da olmalıdır, değil mi? Her ne kadar eleştiren kalemlerin çoğunun tutuklu olduğu ve ne yazık ki cezaevindeki gazeteci sayısı olarak dünyanın ilk beş sırasındaki ülkelerinden olsak da!..

İşte tam da bu platformda bahsedebileceğimiz bir seçim var önümüzde; CHP 36. Olağan Kurultayı…

Önümüzdeki kurultay bu kritik dönemde CHP’nin yeni Genel Başkanı’nı belirleyeceği için çok büyük öneme sahip durumdadır. Çünkü bu kurultayda genel başkan seçilecek kişi, partiyi gelecek yıl genel-yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimine götürecek kişi olacaktır.

Bu da Türkiye’nin siyasi geleceği için hayati önem taşımaktadır. Pek çok durumda olduğu gibi bu durumda da, ünlü bilim adamı ve düşünür Albert Einstein’in o çok bilinen ama hemen hemen hiç uygulanmayan sözü geliyor aklıma:

“Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır.”

O zaman gece ve gündüzün netliği kadar kesin olan bir şey var ki, o da CHP’nin başarılı olabilmesi için farklı bir şeyler yapmak gerektiğidir. Bu da, ya genel başkanın değişmesiyle olur ya da genel başkanın kendini değiştirmesiyle olur.

Genel başkan ya farklı bir başkan olarak yeni bir kan ve heyecanla gelir ya da var olan en baştakiyle mücadele için daha farklı bir kimliğe bürünebilir. (İkinci olasılık biraz daha zor olsa da yine de mümkündür.)

Ayrıca bu kanı sadece benim değil tüm CHP’li vatandaşların görüşüdür. Hangisinin daha akla yatkın olduğunu mantıkla değerlendirecek olanlar da parti yönetimi ve delegelerdir.

Bu durumda kendilerinin vicdani bir akılla düşünmelerini diliyorum. Kurultay sürecinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ve Genel Başkan Adayı Muharrem İnce’ye genel başkanlık yarışlarında başarılar diliyorum. Umarım kurultay sonucu CHP’nin önünde yeni ve farklı bir yol açar ve Türkiye’nin önünde yeni bir siyasi ufuk belirir. Çünkü buna gerçekten çok ihtiyacımız var.

Editör Notu: Gazeteci Nihan Ertem’in kitabı Mozaik’i okumanızı öneriyoruz.

Nihan Ertem

Nihan Ertem

1978 doğumluyum. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden 2000 yılında mezun oldum.Bir çok kurumda basın ve halkla ilişkiler danışmanlığı görevinde bulundum. TRT Kent Radyo İzmir’de Radyo Sunucusu ve Yapımcısı olarak Ocak 2017 yılına kadar çalıştım. Mozaik adlı kitabın yazarıyım. Eğitim ve kariyer hayatım boyunca oluşturduğum birikimlerimi kullanarak, iş hayatıma başarılı bir basın danışmanı/halkla ilişkiler sorumlusu olarak devam etmekteyim.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ