Alexa
Medya Siyaset

Yeterince tanınmayan bir padişah, 2.Beyazıt

Yeterince tanınmayan bir padişah, 2.Beyazıt

13’üncü Yüzyılın sonlarında Selçuklu Devleti çökmüş, Anadolu’da birlik bozulmuş, ülke beyliklere bölünmüştü.

Bu beyliklerin en küçüğü Kayı boyundan olan Osmanlı Beyliği idi. Cengiz ordularının önünden kaçmış Anadolu’ya gelmişlerdir. Aşiret başındaki Ertuğrul Bey Selçuklu sultanından yurt istedi. Selçuklu sultanı, Kayıları Kuzey Batı Anadolu’ya yerleştirdi. Sayıları çok azdı. 400 çadırlık küçük bir oymaktı.

Bu küçük aşiretin ömrü sona eren Selçuklu Devletinin yerini alacağı, Anadolu’da Türk birliğini sağlayacağını birçok tarihçinin insanlık tarihinin en büyük ve hayrete değer olaylarından biri saydığı dünya tarihinin en muazzam imparatorluğunu kuracağını kimse tahmin edemezdi.

Tarihçi Yılmaz ÖZTUNA Osmanlı Devletinin kuruluşunu ve kısa zamanda cihan imparatorluğu oluşunu iki sebebe bağlar: birincisi, Selçuklu Sultanı Kayı Aşiretini boğazların yanı başına çok stratejik bir bölgeye yerleştirmiştir. İkincisi de Osmanlı Hanedanında, hiçbir hanedana nasip olmayan arka arkaya deha sahibi asker ve devlet adamı yetişmiştir.

Devleti kuran ve cihan imparatorluğunu gerçekleştiren ilk on padişahın deha sahibi asker ve devlet adamı oldukları kabul edilir.

***

2.Beyazıt, sekizinci Osmanlı padişahıdır. Fatih Sultan Mehmet’in oğludur. Fatih Sultan Mehmet’le Yavuz Sultan Selim arasındaki devrede hüküm süren bu padişah tarihçiler tarafından eleştirilir.

2.Beyazıt,elbette Fatih Sultan Mehmet değildir. Ancak devlet işlerini tamamen boş vermiş bir hükümdar da değildir. Çok iyi eğitim görmüştür. Hocaları devrinin en büyük âlimleri idi. Arapça, Farsça ve Uygurcayı iyi bilirdi. Tarihçi İlber ORTAYLI bir yazısında,Türkoloji âlimlerini imrendirecek kadar Çağatay ve Uygur diline hâkimdi der.

Yılmaz ÖZTUNAda 2.Beyazıt’ın babası Fatih’ten sonra Osmanlı padişahlarının en bilgini olduğunu yazar. Avrupa’da ki sanat hareketleri ile de ilgilenmiştir.

Prof. Dr. Ahmet ŞİMŞİRGİL, mecbur kalmadıkça savaştan uzak kalmaya gayret ettiğini, halkın huzur ve sükûnunu temin ve onlara bir zarar bulaşmaması için İstanbul’da kalmaya özen gösterdiğini, bu durumun cihadı terk etmek olarak algılandığını, bu sebeple zaman zaman tenkit edildiğini söyler. Kırım Hanı Mengli Giray’ın bu sebeple padişaha bir mektup gönderdiğini, mektubunda;

“… Yeryüzü padişahı ki dünyada Allah’ın halifesi… bendelerinin arzı budur ki, cihadın yapılmamasına sebep olarak bir kavi hüküm bulunup vakıf olundu ise, yeri bize bildirile ki kulunuzda onun hükmü ile hareket edeyim…” der.

Padişah cevabı mektubunda “… gaza ve cihadı terk ettiğimiz, bunun nas veya hadiste yeri var mıdır diye soruyorsunuz… Cihadu gazaya emir İslam Dininin en baş yoludur. Sultanlara düşen de bu yolda bulunmaktır. Fakat geniş topraklarımız üzerinde tebaamızın hallerinden yalnız ben sorumluyum. Yarın Allah’ın huzuruna vardığım zaman ‘Beyazıt… Kullarım arasında nice benim emrimi icra eyledin ve ne tarik ile adalet eyledin?’ diye buyurduk ta halim ne ola ve ne hal ile cevap veririm diye düşünür dururum. Savaş için bir tarafa gidildiği zaman… Yokluğumuzdan faydalanarak bir fitne çıkarabilirler. Bundan dolayı herhangi bir tarafa gitmemeyi ve nizamı memleket için yerimde oturmayı daha münasip buluyorum…” diyecektir.

Bununla beraber Fatih Sultan Mehmet döneminde başlanan fetihlere de devam edilmiştir. Fatih’in askerde veba hastalığı görülmesi sebebiyle geri çekildiği Boğdan üzerine sefer düzenlenmiş, stratejik önemi çok büyük olan Kili ve Akkerman kaleleri feth edilmiş, Boğdan, yıllık haraca bağlanmıştır.

Mora üzerine sefer düzenlenmiş bu seferlerde Osmanlı’lar ilk büyük deniz zaferini kazanmışlar, İnebahtı Kalesi fethedilmiştir.

Kemal ve Burak Reisler devlet hizmetine alınmış, gemilere uzun menzilli toplar yerleştirilmiştir. Bu toplar deniz savaşlarında donanmamıza daima üstünlük sağlamıştır.

2.Beyazıt dönemi Türk akıncılarının en faal olduğu devirdir. Akıncılar o günün komandoları, bugünkü özel kuvvetlerdir. Yahya Kemal’e,“Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” dedirten onlardır.

Çok iyi eğitim gören, her çeşit silahı mükemmel kullanan, vatanları, içinden çıktıkları millet için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan yiğit akıncılar, o devir Avrupa’sının korkulu rüyasıydı. Sınırları bu kahramanlar koruyordu. Büyük Türk Ordusu sınırlardan uzakta bulunduğunda, akıncılar aldıkları her istihbaratı değerlendirir,düşman harekete geçmeden tepelerine biner, Ordusunun arkadan vurulmasını engellerdi.

Bu devirde Mısır’daki TürkKölemenDevleti ile savaşılmış, Osmanlı orduları Kölemen orduları ile karşılaşmıştı. Bu savaşlarda Osmanlı orduları başarılı olamamıştı. 2.Beyazı tbu başarısızlığın sebeplerini araştırmıştı.

Araştırma neticesine göre;Orduyu güçlendirme yönünde önemli adımlar attı, Yeniçerilerin sayısını artırdı. Ağa Bölükleri kuruldu. Askeri yeni silahlarla teçhiz etti. Bilhassa topçu ve süvari teşkilatı ve top nakliyesi ciddi bir ıslaha tabi tutuldu.

Bu faaliyetleri ile oğlu Yavuz Sultan Selim’in başarılarında pay sahibi olduğu kesindir.

Beyazıt, Endülüs Müslümanlarının imdat çağrılarına da kayıtsız kalmamış, güçlü bir donanma ile Kemal Reis’i Endülüs’e göndermiş, binlerce Müslümanı İspanyol zulmünden kurtarmıştır.

Yahudiler de İspanya’da dinleri sebebiyle baskı altındaydı. Engizisyon Mahkemelerinde büyük işkencelerle mahkûm oluyordu. Onların da imdadına koştu, Yahudileri Türkiye’ye taşıdı.

Şehzadeler ve Ayşe Sultan

Sultan Beyazıt’ın oğulları da iyi yetişmiş değerli şehzadelerdi. Şehzade Selim, Yavuz Sultan Selim adıyla tarihimize şan veren padişahlardan biri oldu.

Şehzade Korkut Antalya valisi olduğu günlerde Akdeniz’de korsanlık yapan, Türk ticaret gemilerini yağmalayan, Osmanlı sınırlarına baskınlar düzenleyen Venediklilere ve Rodos şövalyelerine Akdeniz’de savaş açan Türk denizcilerini himaye altına almış, onlara donanımlı gemiler vererek yardım etmiştir.

Şehzade Mahmut

Şehzade Mahmut, Kastamonu ve Saruhan sancaklarında valilik yapmıştır. Saruhan valisi iken 32 yaşında vefat eder.

Devlet işlerinde çok dirayetli değerli bir şehzadeydi. Cömertliği ve bahadırlığı ile ün salmıştı. Onunla ilgili şu hikâye anlatılır.

Kastamonu sancağında sancak beyi iken bölgeye bir ayı musallat olmuş, yöre halkını huzursuz etmiştir. Bir gün yoldan geçmekte olan bir köylüye ayı saldırmış atını öldürmüş, yolcu canını zor kurtarmıştır.Kurtulduktan sonra da her kim o ayıyı öldürürse 1000 akçe vereceğim diye ilan vermiştir.

İlanı Şehzade Mahmut da duyar, köylüye haber gönderir. “Ona söyleyin vereceği ne ise versin, ol söylediği yerde hazır olsun. Ben yarın bir adam göndereyim düşmanını öldürsün o da muradına ersin.”

Şehzade tebdil-i kıyafet eder. Atına biner. Bahsedilen yere geldiğinde ilanı veren köylüyü hazır görür. Ayıyı öldürmeye gelecek bahadırı bekleyen köylü, Şehzadeyi görünce uzaktan ayının yerini işaret eder.

Şehzadeyi gören ayı büyük bir hışımla saldırır. Ancak son derece çevik olan Şehzade, ayının saldırısından kurtulduktan sonra topuzunu ayının kafasına indirir. Sersemleyen ayıyı kılıcı ile parçalar. Sultan Beyazıt, bu yiğit şehzadenin 1507 yılında genç yaşta ölümüne çok üzülmüştür.

Ayşe Sultan

Sultan 2.Beyazıt ’ın kızı olan Ayşe sultan için yazacaklarımı kitaptan okumadım. Ulusal Kanal’da bir profesörden dinledim. Dinlediğim ile ilgili bilgiyi kendi kitaplarımda bulamadım ama bir bilim adamının mesnetsiz konuşacağını düşünmüyorum.

Ayşe Sultan bir paşa ile evlidir. Paşa Kütahya’da görevli olduğundan Ayşe Sultan da Kütahya’dadır.

Cem Sultan,Beyazıt’ın padişahlığını kabul etmemiştir. Kuvvetleri ile İstanbul üzerine yürümektedir. Kütahya’yı kuşatmıştır. Ayşe Sultanın kocası o sırada şehirde değildir. Belki de görevle Kütahya’dan ayrılmıştır. Ayşe Sultan Kütahya’yı kendisi savunmak zorunda kalır. Cem Sultan kuvvetleri şehre giremez.

Ayşe Sultan bu savunma için hazineden harcama yapmıştır. Sonra devletin giderlerini denetlemekle görevli memurlar Kütahya’ya gelince, Ayşe Sultanın usulüne uygun olmayan şekilde harcama yaptığını tespit ederler. Yaptığı harcamaların hazineye iadesini isterler. Çünkü hazineden para harcama yetkisi Ayşe Sultana değil kocasına verilmiştir.

Ayşe Sultan denetlemenin yapıldığı tarihte Gelibolu’dadır. Kütahya savunması için harcanan parayı ödeyemez. Parası yoktur. Dedesi Fatih Sultan Mehmet’in çocukken hediye ettiği kolyesi vardır. Çok değerli olan kolyesini satılığa çıkarır. Gelibolu’daki kuyumcuların hiçbiri kolyenin karşılığını ödeyecek zenginlikte değildir. Sonunda Ayşe Sultan kolyeyi,bir mektupla beraber, babası Sultan Beyazıt’a gönderir. Mektubunda;

“Sultan babam, Kütahya savunmasında hazineden harcadığım parayı, harcamaya yetkim olmaması sebebiyle benden geri istiyorlar. Bu parayı verecek gücüm yok. Şehit dedem Fatih Sultan Mehmet bana çocukluğumda bir kolye hediye etmişti. Bu kolyeyi satılığa çıkardım ama burada bu kolyeyi satın alacak zenginlikte kuyumcu yok, kolyeyi size gönderiyorum. Satın ve ben hazineye borcumu ödeyeyim.” Der.

İşte Osmanlı buydu, devletin bütün harcamaları denetlenirdi. Muhasebe kayıtları çok düzgündü. Osmanlı Türklerin kurduğu, Türklerin yönettiği imparatorluktu. İmparatorluk sınırları içinde değişik ırk ve dinlerden insanlar yaşıyordu. Böyle bir imparatorluğu yönetmek kolay değildi. Fakat Türkler başka dinlere ve milliyetlere gösterdiği müsamaha ve adaletli yönetimleri ile imparatorluğu uzun asırlar devam ettirdiler.

09.11.2018

TALAT ŞALK
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Talat Şalk

Talat Şalk

USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) İç Güvenlik ve Hukuk Uzmanı'dır. Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden emekli olan Talat Şalk, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı İmralı'da sorgulayan savcıdır. Şalk'ın çok bilinen davalarından biri de Beyaz Enerji olmuştur. "İmralı'da Öcalan'a Soruldu" adlı kitabın yazarıdır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ