Medya Siyaset

Yetimlerin Umudundan Dünya Çocuklarına Uzanan 23 Nisan Hikâyesi

Yetimlerin Umudundan Dünya Çocuklarına Uzanan 23 Nisan Hikâyesi

“23 Nisan”, Türklerin çocuk bayramı, hatta dünya çocuklarının. Türk siyasi ve demokrasi tarihimizde önemli bir yeri olan ve Türk çocuklarının sesini dünya literatürüne kabul ettiren bu gün, nasıl oldu da yetimlerin umudu olarak başlayıp, dünya çocuklarına kadar uzandı?

Yetimlerin umudu olarak başlamıştı ilk 23 Nisanlar. Evet yetimlerin umudu. Hani coşkuyla gururla kutladığımız, büyük makamları çocuklara bırakıp geleceğe güvenle baktığımız,ırk, din, dil farkı olmaksızın dünyaya barış mesajları verip kenetlendiğimiz…

Gelin hep birlikte o yıllardaki Anadolu’yu ziyaret edelim.

Ülke, işgal altındadır.İstanbul Hükümeti ise işgalci güçleri kızdırmamanın peşinde. Ama bilmezler, tahmin edemezler Türk Milletinin esaret altında kalamayacağını.Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde İstanbul hükümetine karşı Milli Egemenlik, işgalci güçlere karşı da tam bağımsızlık mücadelesi başlamıştır, Samsundan. Ardından Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışıyla gücünü halktan alacaktır bu mücadele. Pekio zaman çocuklar ne durumdadır Anadolu’da?

On yıla yakın savaşın içinde olan Anadolu, adeta yetimler yurdu. Balkan Savaşları… Birinci Dünya Savaşı… Hastalıklar… Açlık… Rumeli’yi terk edenler… Doğuda ve Güneyde Ermeni saldırılarından kaçanlar… Nice ana babalar çocuklarını kaybetmiştir, nice yavrular da, ana babasını.Balkan Savaşlarında sadece Bulgaristan’da 26.523 aileye mensup 71.505 yetim kaldığı belirtilmiştir.[1]Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Osmanlıyla savaş halinde olan İngiliz, Fransız ve İtalyanlar ülkeyi terk etmişler, geride içlerinde yetim yurtları da olan okulları ve yetimleri sahipsiz bırakmışlardır. Terkedilen bu binalar Darüeytam (yetimler yurdu) olarak kullanılmış, kısa zamanda yetmişe yakın darüleytamlarda toplanan yetimsayısı 20.000’e ulaşmıştır.[2]Darüleytamların yetersiz kalmasıyla yetimlerden bir kısmı akrabalarının yanına gönderilmiş, bir kısmı ise ailelere evlatlık olarak verilmiştir.[3]1917’de halk, akın akın doğudan batıya yollara düşmüştür. 3. Ordu Komutanlığı Sıhhiye Müfettişi Tevfik Sağlam, 14 Şubat 1917’ye kadar, 3. Ordu muhacirin istasyonlarında, 328.051 muhacirin muayene edildiğini, 9 ay içinde 16.416 çocuğun toplanıp giydirildiğini, yedirildiğini, hasta olanlarına bakıldığını, bunlardan 1.527’sinin hayatını kaybettiğini ve Nisan 1918 sonunda 5403 çocuk kaldığını rapor etmiştir.[4] Bu rakamlar sadece Tevfik Sağlam’ın verdiği rakamlardır. Kazım Karabekir, doğuda altı bine yakın yetimin barınması, beslenmesi ve eğitimiyle ilgilenmiş, bir kısmının evlatlık verilmesini sağlamış, büyük bir kısmını da meslek sahibi yapmıştır.[5] Aslında savaş yılları içinde yetimlerin sayısı yüzbinleri bulmuştur.

Ne var ki, Mondros Mütarekesi ile ülkeyi terk edenler geri dönmüş, binalar boşaltılmış ve maddi imkânsızlıklar yüzünden bu yurtlar kapatılarak yetimlerin bir kısmı İstanbul’a gönderilmiş, salgın hastalıklar çocukları perişan etmiştir. Yapılan sağlık muayenesinde, sekiz yüzden fazla çocuk trahomlu bulunduğu için darüleytamlardan biri hastaneye dönüştürülmüştür.[6]İstanbul’un işgaliyle Meclisi Mebusanfeshedilmiş, Anadolu yetimleri artık Ankara’nın himayesine alınmıştır. Ancak elde avuçta bir şey yoktur. Yetimlerin derdine yardımsever halk, şehit eşleri ve yardım cemiyetleri koşmuştur. 1917’de İstanbul’da kurulan, Himaye-i Etfal Cemiyeti(Çocuk Esirgeme Kurumu) Birinci Dünya Savaşı döneminde şehit çocukları ve kimsesiz çocuklara ciddi yardımlarda bulunmuş, 30 Haziran 1921’de Ankara’da yeniden faaliyete başlamış, babasız, anasız, yersiz ve yurtsuz kalan bu çocuklara yardım etmeye başlamıştır.

Meclisin ilk açılış yıldönümü olan, 23 Nisan 1921’de, “23 Nisan”, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin “Milli Bayramı” olarak kabul edilmiştir. 1922’de kutlanan ilk 23 Nisan, Meclis önünde askeri geçit töreni yapılarak gerçekleştirilmiş, öğrencilerin de katılımı törene renk katmıştır. O günlerde düşman henüz yurttan atılmamış olduğundan,halk çektiği ıstırabın ve kurtuluş ışığının heyecanıyla Türk ordusunu coşkuyla alkışlamıştır.1922’deki bu kutlamada çocukların ön plana çıkmasını fırsat bilen Himaye-i Etfal Cemiyeti,Atatürk’ün de desteğinialarak, bir yıl sonra yetim, öksüz ve bakıma muhtaç çocukların beslenmeleri, barınmaları, sağlık ve eğitimleri içinyardım toplamaya başlayacaktır.

23 Nisan 1923’te vatanın düşman işgalinden kurtarılmasının da etkisiyle, daha coşkulu bir tören yapılmış, geçit törenine askerlerin ardından yine çocuklar ve öğrenciler katılmıştır.Atatürk, Meclis’te kutlamaları kabul etmiş, Himaye-i Etfal Cemiyeti başkanı, Dr. Fuat Umay’a, protokolde yer verilmiştir. Cemiyete yardım toplanmış, Cemiyet rozetlerinin çocuklar tarafından yardım amaçlı satılması, çocukları dahada ön plana çıkarmıştır. İstanbul’da da bu bayram, halkın ve öğrencilerin katılımıyla coşkuyla kutlanmıştır.

1924’teki kutlamalar ise resmi bir bayram töreninin ötesinde, daha geniş bir halk kitlesinin Meclis önünde toplanmasıyla, coşkulu bir şekilde geçmiştir. Yapılan törende Atatürk, halkın büyük tezahüratı ve alkışları arasında Meclis’e gelmiş, Himaye-i Etfal Cemiyetini Cumhurbaşkanı eşi olarak Latife Hanım temsil etmiş, Cemiyet başkanı Dr. Fuat Umay ve beraberindeki heyet, çocuklara desteklerinden dolayı Atatürk’e şükranlarını sunmuşlardır. Aynı yıl İstanbul’da da kutlamalar yapılmış, öğrenciler vatan şarkıları söyleyerek düzenledikleri alaylarla sokakları dolaşmışlardır.

1925’teki 23 Nisan kutlamalarında yine Atatürk’ün Himaye-i Etfal Cemiyeti’ni desteklemesi onu ön plana çıkarmış, gazetelerin haber ve yorumlarında 23 Nisan’ın Milli Hâkimiyet Bayramı olmasının yanı sıra “Himaye-i Etfal Günü” olduğu belirtilmiş ve cemiyete yardım edilmesi istenmiştir.[7]Diğer yandan Saltanatın kaldırıldığı 1 Kasım,resmi olarak Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiş olsa da,23 Nisan’ın, “Milli Hakimiyet Bayramı” olarak kutlanması, uzun vadede 1 Kasım’ın bayram olarak unutulmasına neden olmuştur.[8]

23 Nisan 1925’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesindeki “Fakir Çocukları Unutmayalım” başlıklı makalede; bayram günlerinde bu cemiyetin rozetlerini takmanın vatanî bir vazife olarak görülmesi gerektiği, bu rozetlere verilen her kuruşun fakir, çaresiz, kederli, mahzun vatan evladının, himaye ve korunmasına sarf edileceği yazılarak, Türk milleti Himaye-i Etfal’e yardıma çağrılmıştır. Görüldüğü gibi artık çocuk meselesi, 23 Nisan ve Hâkimiyeti Milliye günü ile birlikte anılmaya başlamıştır.

1926’da da aynı coşkuyla kutlanan bu bayramda, Milliyet gazetesinde Milli Hâkimiyet Bayramı’nın yanında “Çocuk Bayramı” “Çocuk günü” kavramı da kullanılmaya başlanmış, kimsesiz kalmış ve himayeye muhtaç çocukların yararına rozet dağıtılacağı duyurulmuş ve halktan cemiyete yardım yapılması istenmiştir. Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin bugünü “Himaye-i Etfal Günü” olarak kabul ettiği bildirilmiştir.

1927 yılına gelindiğinde 23 Nisan, artık herkes tarafından “Çocuk Bayramı” olarak görülmektedir ve öyle kutlanmıştır. İlk kapsamlı çocuk bayramı kutlamaları da o yıl yapılmıştır. 22 Nisan’da çıkan haberlerde, 23 Nisan’ın Hâkimiyet-i Milliye bayramı olduğu hatırlatılmış ve muhtaç vatan çocuklarına yardım edilmesiistenmiştir.Aynı gün Ankara Himaye-i Etfal Cemiyeti, bir beyanname yayınlayarak halka şöyle seslenmiştir:“Büyük Gazimiz çocuklarımızın 23 Nisan Bayramı’nı daha şerefli, daha sevinçli geçirmelerine vesile olacak büyük bir jestte bulunmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa otomobillerinden birini törenlerde çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı bandosunun çocuk sarayında, çocuk bayramı için görev yapmasını sağlamıştır…” ifadeleriyle Atatürk’ün çocuklara ve Çocuk Bayramı’na verdiği önemi ve desteği dile getirmiş, yeni bir vatan ve yeni bir tarih bırakan şehitlerle, fedakâr gazilerin sıkıntıdaki evlatları ve bütün himayeye muhtaç, vatan çocuklarıadına tüm halktan, çocuklar için yardım istemiştir. Bu beyannamelerle halk, bayramı kutlamaya ve kimsesiz çocuklara yardıma çağrılmıştır.

23 Nisan artık sadece Ankara ve İstanbul’da değil Adana, Kütahya, Uşak gibi memleketin dört bir köşesinde büyük bir neşe ile kutlanmış ve çocuklara yönelik eğlenceler düzenlenmiştir. Ankara’da, Himaye-i Etfal’in düzenlediği bu programlara sekiz bin civarında öğrenci katılmıştır. Atatürk, Çocuk Bayramı’na büyük bir ilgi göstermiş, düzenlenen Himaye-i Etfal balosuna katılmış ve bu baloda tam olarak 10 bin lira yardım toplanmıştır. İstanbul’da da çok renkli bir şekilde geçen kutlamalarda geçit töreni yapıp spor müsabakaları ile eğlenen çocuklar, Himaye-i Etfal yararına rozet alınması için caddelerde yürüyerek rozet dağıtmışlar ve cemiyete önemli miktarda yardım toplamışlardır.

1928’de Hükümet Meydanı’nda toplanan çocuklar aynı coşkuyla bayramı kutlamış, memleketin her tarafında çocuklara yönelik eğlenceler düzenlenmiş, yine Himaye-i Etfal Cemiyeti tarafından yardım toplanmış, kimsesiz ve fakir çocuklara eşya dağıtılmıştır.[9]Cumhuriyet gazetesinde “23 Nisan Bayramı” başlığında “Bugün Büyük Millet Meclisi’nin Açıldığı Günün Yıl Dönümü ve Yetim ve Öksüz Yavruların Bayramıdır” yazılmıştır.[10]

1929’a gelindiğinde23 Nisan, “Çocuk Haftası” olarak yedi güne çıkarılmıştır. Okullar da tatil edilerek, tüm öğrencilerin kutlamalara katılması amaçlamıştır. Bir haftaya çıkarılan kutlamaların Himaye-i Etfal tarafından tek başına yapılamayacağı düşünüldüğünden, bu yılın kutlamalarının genel organizasyonu Türk Ocaklarına verilmiştir.

Türk Ocakları Genel Merkezi’nde, 1 Nisan 1929 tarihinden itibaren Çocuk Haftasıyla ilgili hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede konferanslar verilmesi, eğlenceler düzenlenmesi, annelere çocuk bakımı eğitimlerinin verilmesi, çocuklara değişik hediyelerin dağıtılması gibi faaliyetler planlanmıştır. Gazeteler, 23 Nisan’da “Milli Egemenlik” ve “Çocuk Bayramı” olmak üzere iki önemli bayramın kutlanacağını sıklıkla dile getirmişlerdir.Aynı yıl 23 Nisan’da başlayacak Çocuk Haftasında, Türk Ocağı’nın yönetimi tamamen çocuklara bırakılacak ve aralarından birisi başkan seçilecektir. Yine daha önceki 23 Nisan’larda olduğu gibi, 1929’da da Himaye-i Etfal’in yaptığı çalışmalar ön plana çıkarılmış ve birçok gazete haberinde, “Çocuk Haftasında” Himaye-i Etfal’e yardım edilmesi çağrısında bulunulmuştur. 1929’da Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin şube sayısı 400’e ulaşmış son dört senede 257.361 çocuğa yardım edilmiştir. Bu yardımlar arasında yetimler için çocuk yuvaları, dispanserler, çocuk bahçelerinin açılması, fakir ve hasta çocuklara yardım, yoksul annelere, ucuz veya parasız gıda ve eşya yardımı yer almıştır. İstanbul’daki 23 Nisan kutlamalarında gösterilen müsamerelerin en güzeli ve eğlencelisi Tepebaşı Tiyatrosunda çocuklara dayak atılmasının önlenmesi için sahnelenen “Dayak” adlı tiyatro oyunu olmuş, dayağın devlet tarafından kanunla yasaklanması istenmiştir.

Çocuk Bayramı, İstanbul’la birlikte Ankara ve İzmir’de de coşkuyla kutlanmıştır. Büyük şehirlerin yanı sıra Samsun, Sivas, Mersin, Adapazarı, Bursa, Edirne ve Kütahya gibi illerde değişik faaliyetler ve eğlenceler düzenlenerek Çocuk Haftası kutlanmıştır. Aslında Çocuk Bayramının amacı, çocukların birkaç gün eğlendirilmesinden ziyade, çocuklara yardım toplanıp, toplumun çocuk sorunları ile ilgilenmesinin sağlanması olarak görülmüştür.[11]

Böylece 1922 yılında başlayan bu süreçte, 23 Nisan, resmi olarak Milli Bayram olarak görülse de, yersiz, yurtsuz, aç ve yetim çocuklar için bir umut olmuş ve “Çocuk Bayramı” olarak kutlanmıştır. 1929’a gelindiğinde, toplumun tüm kesimleri, 23 Nisan’ı çocuk bayramı olarak benimsemiştir. Her ne kadar 27 Mayıs 1935’te çıkarılan Millî bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile 23 Nisan sadece “Millî Egemenlik Bayramı” olarak belirtilse de Çocuk Bayramı olarakkutlanmaya devam edilmiştir.

Yıllar geçtikçe o yetimler Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin öncülüğünde yapılan yardım faaliyetleriyle ve eğitimle büyümüş, belki de birçoğu kendisi ve ülkesi için faydalı insanlar olmuşlardır. Artık 23 Nisan’lar, sahip olduğumuz Milli Egemenliğin farkında olarakçocuk sevinciyle kutlanan bayramlar olmuştur.70’li yıllara gelindiğinde 23 Nisan, Türk Milleti’nin en büyük milli değeri olmuş ve 1975’teki kutlamalara TRTde katılmıştır. TRT, çocuk programlarına önem vererek, bu programları hafta boyunca yayınlamış, 1978’de Meclis Başkanlığı’nın izni ile Meclis’te düzenlenen törenlere üye sayısı kadar çocuk katılması kararlaştırılmıştır. Diğer yandan UNICEF tarafından,dünya çocuklarının sorunlarına çözüm bulmak için 1979 yılı, “Çocuk Yılı” olarak kabul edilmiştir. 1980’de TRT’nin öncülüğünde bütün illerden gelen çocukların katılımı ile “Ulusal Çocuk Parlamentosu” oluşturulmuş, aynı yıl bu törenlere komşu ülkelerden çocuklar davet edilerek Çocuk Bayramı, ilk kez uluslararası düzeyde kutlanmıştır. “Milli Egemenlik Bayramı” olan 23 Nisan, 1981’de, Millî Güvenlik Konseyi’nin bir kararı ile “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olmuştur.

1985’te TBMM ve TRT’nin şenliklerine her kıtadan, otuz dört ülkeden, her dinden, her dilden ve her renkten çocuklar katılmıştır. Ankara’da bir araya gelen bu çocuklar sevgiyle kucaklaşmışlar, tek bir yürek olup dünya barışını simgelemişlerdir. TRT’nin bu uygulamaları, genişletilerek devam ettirilmiştir. Nihayetinde 23 Nisan BM ve devletler nezdinde olmasa dahi, Uluslararası Çocuk Bayramı olarak kabul görmüştür.[12]

Atatürk, bir çocuğun eğitimle, bilim ve insanlık tarihinden aldığı ilhamla kendisini geliştirerek, ülkesini ve hatta dünyayı etkileyebileceğini yaşayarak ispat etmiş bir yetimdir. Onurlu ve mutlu bir yaşam için sadece istiklalin değil, istikbalin de kazanılması gereğinin farkındadır ve gördüğü kıvılcımları alevlere dönüştürebileceğinden emindir. Sadece kendi yuvası,evlatlık aldığı öksüz, yetim veya hasta olan sekiz çocuğa yuva olmuştur.Diğer yandan Türk Milleti’nin öncelikle hiçbir menfaat beklemeyen o küçük yüreklere vicdan borcu vardır. Onlarınbarınması, beslenmesi, hastalıklarının iyileştirilmesi, eğitilerek geleceğe hazırlanması gerekmektedir. Atatürk’ün ve Meclis’in desteğiyle, Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin öncülüğünde ve çocukların coşkusuyla kutlanan 23 Nisan’lar, aslında ulvi bir amaca hizmet ederek yetimlerin umudu olarak başlamış, yıllar içinde dünya çocuklarına uzanan barış eli olmuştur.

23 Nisan, şehitlerimizin yetimlerine olan vicdan borcumuzu hatırladığımız, sahip olduğumuz milli egemenliğimizin değerini anladığımız, ülkemiz ve dünya barışı için her türlü ayrımcılık, kin ve nefretle tanışmamış olan çocuklarımızla kutlayacağımızve onların sorunlarını gerçekçi olarak ele aldığımız gün olmalıdır. Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nadünden daha çok ihtiyacımız vardır.

Çünkü bu ülke,şehit maaşı bağlayalım diyenlere “…Babam bana vatanını bırakmış bana canını feda etmiş de, ben ne yapayım onun parasını bi şey istemem çocuğum…” diyen Fatma ninelerin,[13]bir de o yetimleri bağrına basmaya çalışanlarınülkesidir.

Çünkü bu ülke, Milli Hâkimiyet Bayramı olarak kabul edilen 1 Kasım gibi bayramların milletin sinesinde yer bulmadığı, buna karşın adında uzunca bir süre “çocuk”kelimesi olmamasına rağmen, çocuklar için, çocuklarla kutlanan 23 Nisan’ların milletin vicdanından ve hafızasından silinemeyeceği bir ülkedir.

Çünkü 23 Nisan, Türk milletinin sahip olduğu değerlerin yansıması, bozkırda açan çiçeklerin ormana dönüşümüdür.

Egemenliğimizi bize kazandıran, başta Atatürk olmak üzere tüm atalarımızı rahmetle, saygıyla, sevgiyle, özlemle, onurla ve gururla anıyorum.

Dr. Gülhan SEYHUN

[1] Salih Özkan,Türkiye’de Darüleytamların Gelişimi ve Niğde Darüleytamı, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 19, 2006, s. 215.

[2] Salih Özkan,Türkiye’de Darüleytamların Gelişimi…,s. 216.

[3] Yasemin Okur, Darüleytamlar, OMÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Samsun, 1996, s. 21.

[4] Ahmet Başustaoğlu, Bir Nefes Sıhhat, Tevfik Sağlam’ın Yaşamı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2016, s. 334-335.

[5] Bayram Ali Sivaz,Mustafa Yıldız,Murat Tekin, Milli Mücadele Dönemi Doğu Cephesi’nde Kurulan Eğitim Kurumlarında Uygulanan Beden Eğitim ve Spor Faaliyetleri Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, TheJournal of International SocialResearch, Volume 2 / 8 Summer 2009, s. 447.

[6] A. Rıza Erkan, Gönül Erkan, Darüleytamlar, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, Ocak 1987, s. 63.

[7] Mücahit Özçelik, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın Ortaya Çıkışı ve 1922-1929 Yılları Arasında 23 Nisan Kutlamaları, Akademik Bakış, Cilt 5, Sayı 9, Kış 2011, s. 265-270.

[8] Veysi Akın, 23 Nisan Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı’nın Tarihçesi, PAÜ. Eğitim Fak. Derg. 1997. Sayı:3, s. 92.

[9]Mücahit Özçelik, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın…,s. 270-276.

[10]Mehmet Ö. Alkan, En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak-5, 23 Nisan’ın Gayri Resmî Tarihi, Toplumsal Tarih, 208, Nisan 2011, s. 56.

[11] Mücahit Özçelik, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın…,s. 276-284.

[12]Veysi Akın, “23 Nisan Millî Hakimiyet…,s. 92-94.

[13]“Çanakkale Savaşı’nı Fatma Nine Anlatıyor” Siyaset Meydanı Özel Programı Videsou,https://www.youtube.com/watch?v=hWiic4P4SXU (10 Nisan 2018)

Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Gönül Pınar Atacı dedi ki:

    Çok değerli ve sevgili hocamız Dr. SEYHUN’un bu MUHTEŞEM makaleyi yazan öpülesi usta ve uzman eline, çok tatkı ve akıcı diline, Atatürk ve çocuk sevgisiyle çarpan üstün ve özgün kalbine, altın uçlu ve vatan tutkulu kalemine sağlık.

BİR YORUM YAZ