Alexa
DOLAR 7,6393
EURO 8,9681
ALTIN 464,853
BIST 1087,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 29°C
Parçalı Bulutlu

Yüz Yıl Önce,Yüz Yıl Sonra

Yüz Yıl Önce,Yüz Yıl Sonra
22.04.2020 - 17:30
A+
A-

Birkaç ay önce bitirdiğim İş Bankası yayınlarından çıkmış HARP GÜNLÜKLERİ isimli bir kitaptan öğrendiklerimi nasıl anlatacağıma karar veremediğim için bu günlere geldim.

Halen ikinci kez okumakta olduğum Hikmet Özdemir’in KEMAL ATATÜRK ADLI 700 sayfaya yakın Kitabındaki benzer sahneleri ve bilgileri birincisiyle mukayeseli olarak aktarmayı denemek istiyorum.

Daha doğrusu bu iki fotoğrafı aynı anda sunmayı amaçlıyorum.

Mustafa Kemal; Yarbay rütbesi ile Çanakkale’yi geçilmez kılıp, İstanbul’a döndükten sonra Artık göğsü madalyalarla dolu bir Osmanlı Paşasıdır.

Atanmış olduğu yeni görevinde dağınık Osmanlı Ordusunu toparlamak üzere Maraş- Diyarbakır- Halep yollarında seyahat ederken yol kenarlarında açlıktan ölmüş insan cesetlerine rastlamaktadır.

11 Eylül de Dr. Rasim Ferit Talay’a “ Gözlemlerimin sonucu şu şekilde özetlenebilir: Suriye acınacak duruma gelmiştir. Vali yok, komutan yok, İngiliz propagandası çok, İngiliz gizli teşkilatı her tarafta faaliyet halinde, halk hükümetten nefret ediyor, bir an önce İngilizlerin gelmesini bekliyor “ diye yazmıştır.                                                                                                                                                                               Suriye’nin henüz vatan toprağı olduğuna dikkatinizi çekerim.

Abidin Ege’nin tuttuğu günlüklerden öğrendiğimize göre Osmanlı Ordusu önce Çanakkale’de çarpışmıştır. Bundan sonra, Yalova, Gelibolu, Keşan, Uzunköprü, İstanbul, Urfa, Irak, Suriye, İran yollarında ve cephelerinde çarpışarak ve büyük ölçüde yürüyerek tamamlamıştır, 4 yıl, üç ay, 27 günlük Birinci Dünya Savaşını.

Geçtiği yollarda o da; etleri dökülmüşiskeletlerden, yol kenarlarında kalmış insan cesetlerinden bahseder günlüklerinde.

Ders alınmış olsaydı, tarih tekerrür eder miydi hiç?  Diyen Mehmet Akif’in şiirini anımsayarak başlayalım.

Aralarında sekiz yaş bulunan biri yedek teğmen, diğeri Paşa,iki Osmanlı vatandaşı birbirlerini hiç tanımasalar da kıymetini bilemediğimiz günümüz Cumhuriyetini birlikte kurmuşlardır.

Mustafa Kemal Atatürk ( 1881- 1938 ) Yarattığı mucizelerin hangisini sayabilirim.

Abidin Ege ( 1893-1962 ) HARP GÜNLÜKLERİ

Bugün Türkiye Cumhuriyeti: Yüz yıl öncesini unutmuş;Suriye’de, Libya’da savaşıyor. Irak’la kavgalı, ABD ile küs, Rusya ile inişli-çıkışlı ilişkiler, Ermenistan ile kangren olmuş soykırım suçlaması,Gürcistan ile verdiğin sürece dostluk, Yunanistan ile savaşmış, denize dökmüş. Buna karşın Venizelos ve Atatürk sayesinde güzel bir dostluk kurulmuş. Oysa bugün aynı Yunanistan ile savaşın eşiğinde, Bulgaristan ile inişli-çıkışlı ilişkiler, Mısır ile hiç sebepsiz kanlı-bıçaklı, samimiyetsiz AB ile güvenilmez dostluk, İran ile kuşkulu ilişkiler…

Çanakkale’den Irak’a, İran’dan tekrar Irak’a, üç ayrı cephede Büyük Savaş’ı yaşayan çiçeği burnunda bir ziraat mektebi mezununun günü, gününe tuttuğu defterler…

Yeni mezunken askere çağrılan, Anafartalar’da Kireçtepe Muharebelerinde çarpışan; Halep, Musul ve Bağdat üzerinden gittiği Irak Cephesinde Sabistepe ve Kutülamare zaferlerini yaşayan; İran’daki sakin cephede Devletabat Muharebesi’yle Rus ordusunu yöreden süren, Irak’ta Şirvan Kale’yi İngilizlerden geri alan bir askerin anıları…

Üstelik Harp Günlükleri sadece adı geçen harekât ve zaferlerden ibaret değil; her yönüyle, her duygusuyla, her haberiyle kayda geçtiği benzersiz bir tanıklık…( kitabın tanıtımından alınmış metin )

Yukarıdaki metinlerle size; iki fotoğraf çizerek,güzel yurdumuz üstünde yaşanmışlıkları sunmak ve tarihten ders çıkarılmasına yardımcı olmak istedim. Umarım bu fotoğraflar ülkemizin yüz yıl öncesi ile yüz yıl sonrasını kıyaslama olanağı veriyor kıymet bilmezlere.

Biz ( Osmanlı İmparatorluğu ) neden girdik Birinci Dünya Savaşına? Neden Anadolu çocuklarının kanları ile suladık Arap çöllerini.

Demek ki hiç akıllanmadık, o yüzden bugün yine aynı Suriye çöllerinde akıtıyoruz güzelim Mehmetlerimizin kanlarını?

Osmanlı’nın yıkılışı hepimizin bildiği gibi; kötü yönetim nedeni ile çağına ayak uyduramayışı, bunun sonucunda bilimde, teknolojide, ekonomide çok gerilerde kalması diyebiliriz kısaca.

Bu yıpranmışlığın sonucunda; baştaki İttihat ve Terakki yöneticilerinin, çok vatansever olmalarına karşın, içine düşmüş oldukları çaresizlik sonucunda, tutunacak dal ararken, can havli ile Almanların tuzağına düşerek, balıklama dalmaları ile girildi Birinci Dünya Savaşı denilen cangıla.

Sonuç Almanların yenilgisi ile Osmanlı’nın da yenilgisi, Mondros ile tescillenip Osmanlı ülkesinin işgaline davetiye çıkarılmış oldu.

Bir daha anlatarak sözü uzatmaya gerek yok. Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti!… Bir avuç Anadolu köylüsünün yarattığı mucizeler!.. Büyük önderimizin öncülüğünde kurtuluş ve bugün bazılarımızın kıymetini bilemediğimodern Cumhuriyetimizin ulaştığı nokta!..

Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı Ordularının içine düşürüldüğü acıklı durumu gözlerinizde canlandırmak için Abidin Ege’nin günlüklerinin sadece başlıklarından bazılarını bilgilerinize sunacağım.

2-3 Ağustos 331 ( 15 Ağustos 1915 ) meydana gelen Kanlıtepe muharebesi hakkında ayrıntılar

Yirmi dört saat devam eden bu muharebe pek kanlı ve feci olmuştur. Düşman her türlü fedakârlığı göze alarak bu hâkim tepeyi ele geçirmeye çalışıyor.

Bu gırtlak gırtlağa ve kucak kucağa devam eden dehşet verici harp iki saat kadar devam etti. Her taraf cesetle dolmuştu. Şimdi ancak orada kalabilen beş on cengâver Türk kahramanı bu pek mühim tepeye hâkim olarak sırttan aşağıya kaçıp giden ve binlerce ölülerini çiğneyerek firardan başka çare bulamayan vahşi düşmana galip ve gururlu bakışlarla bakıyorlardı. Bu muharebede düşmanın 12000 kişiyle savaşa katıldıklarını bunların yarısının mahvolduğunu esirlerden öğreniyorduk.

21 Ağustos 331 ( Cuma 3 Eylül 1915 )  Anafartalar cephesi-kanlı tepe sırtlarından.

Karlıtepe siperleri yanına düşen bir top, 6.Bölük Kumandanı Halis Efendi ile takım zabiti Avni Efendi’yi topraklar altında bıraktı. Birisi Hastaneye, kaldırıldı birisi Revire…

16-17 Ağustos 331 gazetelerini okudum.

Düşmanın Anafartalar’a 12 Ağustos’ta yaptığı hücumun tarafımızdan nasıl başarı ile püskürtüldüğü bildiriliyor ve düşman kayıpları yalnız ölü olmak üzere 10.000 kişi olduğu gösteriliyordu.

22 Ağustos 331, Cumartesi ( 4 Eylül 1915 )

Düşman kudurmuş bir köpek azgınlığıyla Kanlıtepe, Aslantepe, Havantepe siperlerimizi bombardıman ediyor…

Sabistepe Meydan Muharebesi:                                                                                                          24 Şubat 331, Çarşamba ( 8 Mart 1916 )

Bugün hatıra defterimin en istisnai ve ecelle pençeleşen bir günümdür. Çünkü büyük ve kanlı bir meydan muharebesi bugün meydana gelmiş ve pek çok arkadaşlar ve kahramanlar bugün vatan yoluna şehit gitmiştir.

18.07.1917    Salahiye                                                 Irak

10.05.1917    Şirvankale                                              “

28.04.1917    Şeyh Kuduri Geçidi                “

31.03.1917    Kızılabat

20.03.1917     Hanekin                                                Acem

19.03.1917     Kasr-ı Şirin                                            “

13.03.1917     Harunabat                                            “

10.03.1917     Kirmanşah                                            “

25.09.1916     Hemedan                                              “

Yukarıda birkaç örneğini sunduğum Abidin Ege’nin tuttuğu günlükler ve içindekiler 650 sayfalık bir kitap doldurmuştur.

Terhisten sonra öğretmenliğe yeniden dönmüş, Almanya’ya gönderilerek öğrenimini tamamladıktan sonra kendini yine özellikle ziraat alanında devlet hizmetine vermiş, Millet Vekilliği yapmış, Ege Üniversitesi’nin öncüsü olan İzmir Ziraat Okulu kuruluşunda görev almış, Yafa Portakal türünün ve Muz üretiminin öncüsü olmuştur.

ETİKETLER:
Osman Arıkan

Osman Arıkan

1940 Bursa Orhaneli doğumluyum.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden ve İstanbul üniversitesi İsletme fakültesi işletme iktisadı enstitüsünden mezun oldum.Özel sektörde yöneticilik yaptıktan sonra kendim bir şirket kurarak ticaret hayatına devam ettim. 1976-12 Eylül 1980 arası CHP il yönetim kurulu üyesi ve eğitim komisyonu başkanlığı yaptım. 1992 seçimlerinde SHP Bursa üçüncü sıradan ön seçimle milletvekili adayı oldum.Fakat Bursa da SHP milletvekili çıkaramadığı için seçilemedim. Halen Sade bir CHP üyesiyim.
Osman Arıkan Tüm Yazıları
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.