Alexa
Medya Siyaset

Zaferin Sağlık İşleri

Zaferin Sağlık İşleri

Tarihi gerçekler göstermiştir ki; savaşlarda açlık, sefalet, salgın hastalıklar ve soğuklar yüzünden yaşanan insan kayıpları, savaşa bağlı yaralanma sonucunda oluşan insan kayıplarından çok daha fazla olmuştur.

Bu durum, orduların gücünü zayıflatmış ve dolayısıyla yenik düşmelerine neden olmuştur. Bu yüzden barış dönemleri dâhil ordu personelinin sağlığının korunması ve olası savaş durumuna yönelik planlamalar yapılması kaçınılmaz olmuştur.

Türk ordusunda sağlık hizmetlerinin modern anlamda teşkilatlanması ve bununla ilgili yeni mevzuatın kabul edilişi, İkinci Meşrutiyet döneminde gerçekleşmiş ancak kabul edilen mevzuat hemen uygulamaya konulamamıştı. Bu yüzden Balkan Savaşı’na hazırlıksız girilmiş, Birinci Dünya Savaşı hazırlıkları nispeten daha iyi olmuş ancak uzun süren savaş, milleti sefalete sürüklemişti. Sonuçta var olan eksiklikler savaş sonrasında tam anlamıyla yokluğa dönüşmüştü.

Bağımsızlık uğruna başlayan Milli Mücadeleyi zafere ulaştıran etkenlerden biri de hiç şüphe yok ki ordu sağlık hizmetleriydi. Bu hizmetler Kızılay dahil olmak üzere Türk ordusu bünyesinde teşkilatlanmış yine komutan ve askeri tabiplerce sevk ve idare edilerek asker ve sivil halkın sağlığı korunmaya çalışılmıştı.

19 Mayıs’ta Mustafa Kemal’in önderliğinde Samsun’da başlayan Milli Mücadele’nin sağlık işleri Sahra Sıhhiye Reisi sıfatıyla İbrahim Tali (Öngören) vasıtasıyla idare edilmeye çalışılmış, TBMM’nin açılışı ve Temmuz 1920’de Müdafa-i Milliye Vekaleti, Askeri Sıhhiye Müdüriyeti Umumiyesi’nin kurulmasıyla bu kuruluş tarafından ele alınmıştı. Bu müdürlük Sıhhiye Dairesi başkanlığında dört şubeden oluşturulmuş, ordudaki doktor sayısı, depolarda kalan ilaç ve malzeme miktarları, istatistik ve istihbara dair bilgiler bu şubeler vasıtasıyla toplanmıştı. Yine Sıhhiye Dairesi’ne bağlı olmak üzere kolordularda sıhhiye müdürlükleri kurulmuş, askeri hastaneler ve revirler de bu müdürlüklere bağlanmış, her fırka için tam kadro sıhhiye bölüğü ve seyyar cerrahi hastanelerine iki tabip, bir eczacı, bir inzibat zabiti, bir hesap memuru, dört araba ve dört sedyeli sıhhiye birliği oluşturulmuştu.

Sağlık Dairesi’nin topladığı bilgilerden, çoğu kuruluşta hekim olmadığı anlaşılmıştı. Yükümlü tabip ve eczacılara seferberlik kanunlarının uygulanmasına başlanmış, 22  Eylül 1920’de Sevki Mecruhin ve Zuafa (Yaralı ve hastaların) Yollama Talimatı çıkarılmıştı.  Sıhhi olayların on günde, aylık özet istatistiklerin rapor halinde, hastanelere giren ve çıkanlarla, ölümlerin her ayın sonunda gönderilmesi istenmişti. Bütün erlere harp paketi dağıtıldı.

Ülkede yaşanan sağlık sorunları ve taburcu edilemeyen hastaların uzun süre yatak işgal etmeleri nedeniyle hastanelere 200 ve 400 yüz kişilik yeni ek yataklar konulmuştu. Ağır hasta durumunda olmayan vatandaşların askeri hastanelerden istifade etmesi ve yatış durumunda olan hastaların da %5 oranında askeri hastanelerinden yararlanması sağlanmıştı. Afyon’da oluşturulan umumi sıhhiye deposu önce Ankara’ya ve oradan da Birinci İnönü Savaşından önce Sivas’a nakledilmiş, Konya, Diyarbakır, Erzurum’da da sıhhiye depoları oluşturulmuştu. Ayrıca, Eskişehir, Ankara ve Konya hattında işletilmek üzere iki hafif sıhhiye birliği vücuda getirilmişti. Savaşın seyrine ve ihtiyaca göre yeni seyyar hastaneler, revirler teşkil edilmiş, İkinci İnönü harbinden sonra, cephelere yakın önemli merkezlerde yaralı askerler için, Kızılay hastaneler açmıştı. Kızılay bir yandan eşya, malzeme ve sağlık hizmeti sağlarken diğer yandan toplanan yardımlara sahip çıkıp dağıtımını sağlamıştı. Birliklerin aşı ihtiyacının karşılanması için İstanbul’dan uzman getirilmiş, Ankara’da bir aşı merkezi oluşturulmuş, bu aşı merkezi İkinci İnönü Savaşından sonra Sivas’a nakil edilmiş ve ayrıca Diyarbakır ve Erzurum’da da aşı üretimine başlanılmıştı.

Bu dönemde Anadolu’da tifo, tifüs, kolera, verem, sıtma, çiçek, frengi çok yaygındı. Salgın hastalıklar kadar tehlikeli bir durum ise halkın bilgisizliği, temizlik kurallarının uygulanmayışıydı. Sağlık Dairesi raporlarına göre hastanelere başvuran ve yatırılan hasta sayısı 1921’de 151.783, 1922’de 247.988 idi. Yaralıların taşınması ciddi bir sorundu. Bozkırlarda hasta ve yaralı nakli zor koşullarda at, eşek, katır ve kağnılarla yapılıyordu. Anadolu insanı cephedeki kurşun kadar hastalıktan de kırılıp durmuştu.

Sağlıklı insan sayısının az olduğu Milli Mücadele döneminde cephe oluşturmak ne kadar güç olduysa sağlık hizmetlerinin yürütülmesi de o kadar fedakarlık ve gayret gerektirmişti. Birinci Dünya Savaşı sonunda lağv edilerek adeta yok edilen ordunun sağlık hizmeti, Atatürk’ün önderliğinde oluşturulan düzenli ordunun kuruluşuyla yeniden var edilmişti. Bu da ancak disiplinli bir çalışmayla başarılmıştı. Çünkü ordunun temelini disiplin, disiplin de mevcut kanun, yönerge, talimatlarla sağlanmıştı. Sonuçta yoktan var edilen imkanlar bağımsızlık amacına seferber edilmişti. Türk milleti, Türk ordusunun 30 Ağustos Zaferi ve ardından gerçekleştirdiği Büyük Taarruz sonucu bağımsızlığına kavuşmuştu.

Askeri sağlık hizmetleri sadece sıhhiye sınıfının verdiği bir hizmet değildi. En küçük birlikten en büyüğüne kadar, birlik komutanlarının ve sıhhiye müdürlüklerinin işbirliği içinde hareket ettikleri, belli yönetmelik, yönerge ve talimata göre emir komuta zincirine dahil olan bütüncül hizmetlerdi. Sıhhiye sınıfı hasta ile ilgilenirken ulaştırma sınıfı hastanın nakledilmesini, levazım sınıfı yedirilip giydirilmesi, kişisel temizliği için gerekenlerin tedarik edilmesini, ölülerin defnedilmesini, personel sınıfı gereken görevlendirmelerin yapılmasını, maliye sınıfı hizmetin maliyetini emir komuta çerçevesinde sağlamıştı. Askeri sağlık hizmetleri bir bütünün parçası, işleyen bir makinanın bir dişlisiydi.

Askeri sağlık hizmetleri ve mevzuatı tarihsel süreçte yaşanan tecrübelere, uygulamalara ve belli bir bilgi birikimi sonucunda, diğer askeri sınıf hizmetlerini de kapsayacak şekilde oluşturulmuştu. Ne yazık ki 15 Temmuz 2016’dan sonra adeta bir günde uygulanamaz hale getirilmiştir.

Diğer yandan bir asker, hayatını kaybedeceğini bildiği bu işte, yaralandığı ve hastalandığı zaman gereken tedavi ve bakımın zamanında yapılacağından emin olmaz ise maneviyatı bozuk olacağından istenilen başarıyı gösteremez. Diğer yandan, savaş sırasında yaralandığında yalnız olmayacağını bilerek en son tekniklere göre hayatının kurtarılacağını ve tedavi edileceğini bilen bir asker ise maneviyatı sağlam olacağından görevini daha iyi yapmaya ve başarılı olmaya çalışacaktır. Bu can alıcı noktasıyla bile askeri sağlık hizmeti Türk ordusunun en büyük muharebe gücüdür.

En kısa sürede bu gerçeğin görülüp yeniden askeri teşkilata dahil edilmesi dileğiyle…

Kaynak:

  1. Metin Kopar, İstiklal Harbi Sıhhi Raporu, Uluslararası Sosyal ve Eğitim Bilimleri, Dergisi, 2017, VOL. 4, NO. 8, 210-228.
  2. Sadet Altay, Zafer Koylu, Milli Mücadelede Cephelerde Sağlık Hizmetleri. Osmangazi Tıp Dergisi, cilt:31, Sayı:3, Eylül 2009. 76-96.
  3. Gülhan SEYHUN, Enine Boyuna Askeri Sağlık Hizmetleri, Birlik Dergisi, sayı: 216, 2017. 42-45

 

ETİKETLER:
Dr.Gülhan Seyhun

Dr.Gülhan Seyhun

1968, Burdur doğumlu. 1986’da GATA Sağlık Meslek Lisesinden, 1990’da GATA Hemşirelik Yüksek Okulundan, teğmen olarak mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çeşitli hastane ve birliklerde görev yaptıktan sonra 2014 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Mikrobiyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanlarında iki yüksek lisans, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde doktora derecesi aldı. “Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık Hizmetleri, II. Dünya Savaşı Dönemi” kitabını yazdı. Toplumsal sorunların büyük ölçüde çocuk eğitimiyle çözülebileceğine inanan Dr. Gülhan Seyhun, en büyük problemin çocuklara kötü örnek olan yetişkinlerde olduğu inancında. Atatürk, Cumhuriyet ve vatan sevdalısı olarak yaşayan Gülhan Seyhun, askeri paraşütçü, tek yıldız dalgıç, kayakçı ve dansa tutkun bir akademisyendir. Evli ve iki çocuk sahibidir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ