Alexa
Medya Siyaset

Zekeriya Sertel’in Pişmanlığı

Zekeriya Sertel’in Pişmanlığı

1930’lu yıllardı.

Padişah ve halife yanlısı yazarlar ile Milli Mücadeleye katılmış kimi“aydınlar” ve bazı ittihatçılar Atatürk’ü, “diktatör” olmakla suçlamaya başlamışlardı.

Asılsız söylem ve yazılar dış basında da yer buluyordu.

Gerçek dışı eleştiriye katılan “solcu” yazarlar da vardı.

Bunlara göre Atatürk, özgürlüğün ve demokrasinin önünde engeldi.

Bu tür akıl dışı görüşleri dillendiren yazarlar arasında, “solcu” Zekeriya Sertel de vardı.

Aynı Zekeriya Sertel, Atatürk’ün ölümü üzerine kaleme aldığı yazısında, “pişman” olduğunu belirtmiş ve özeleştiride bulunmuştur.

Atatürk’ü, “diktatör” ilan ederek, padişah ve halife yanlılarına hizmet ettiğini, gericiliğe prim verdiğini, emperyalizmin oyununa geldiğini kabul etmiştir.

Günümüzün, “kör gözlü”, “sağır kulaklı”, “akıl-fikir-düşün” fakiri aydınlarına örnek olması dileğimle, Zekeriya Sertel’in yazısını aktarıyorum:

***                             ***

“Vicdanımda bir hesaplaşma yapma gereğini duydum.

Sağlığında biz bu insana karşı hürriyet ve demokrasi savaşı yapmıştık.

Onun demokrasi ve hürriyet getirmediği için adeta suçlu sayıyorduk.

Onun hareketlerini diktatörce buluyorduk.

Çünkü o vakit ormanın içindeydik.

Ağaçları görüyorduk ama ormanı bütün büyüklüğü ile göremiyorduk.

Şimdi geçenleri daha aydın görebiliyordum.

Atatürk, memleketin sosyal, siyasal ve ekonomik hayatında büyük devrimler yapmıştı.

Halifeliği ve padişahlığı yıkmış, yerine bir cumhuriyet rejimi getirmişti.

Halkın sosyal hayatında ve geleneklerinde birçok esaslı değişiklikler yapmıştı.

Halife ve padişahtan yana olanlar ona cephe almışlardı.

İttihatçılar ona suikast tertiplemişlerdi.

Emperyalistler memleket içinde isyanlar çıkarmışlardı.

İstanbul’da bütün halifeci, padişahçı ve gerici basın Atatürk’e karşı yaylım ateşi açmıştı.

Bütün bu koşullar içinde hürriyet ve demokrasi gelişebilir miydi?

Tersine, devrim düşmanlarına karşı az çok ters davranmak gerekir.

Atatürk de iç ve dış düşmanlara karşı ihtiyatlı, tedbirli bulunmak ihtiyacındaydı.

Böyle olmakla birlikte Mussolini ve Hitler biçiminde diktatörlüğe gitmedi.

Kişi yönetiminden çok meclis egemenliğine, yani halk egemenliğine önem verdi.

Bütün koşullar onun Doğulu bir diktatör olmasına elverişliydi.

Fakat asker olmasına rağmen ‘benevolent diktatörship’ diye adlandırdıkları biçimde yumuşak, sevimli ve akıllı bir otorite kurdu.

Bu otorite diktatörlükte olduğu gibi korkuya değil sevgiye dayanıyordu.

Ona bu kuvveti veren şey, halkın kendisine sevgiyle bağlı olmasındaydı…

Biz eleştirilerimizi özgürce yapabiliyorduk.

Nazım Hikmet, en devrimci şiirlerini onun devrinde yazdı…

Atatürk dün de büyüktü, bugün de büyüktür, yarında büyük kalacaktır.

Biz uğrunda savaştığımız özgürlük ve demokrasiye ancak onun açtığı yoldan ulaşabiliriz… (Sinan

Meydan / Akl-ı Kemal)

Medya Siyaset
Celal Durgun

Celal Durgun

20 Eylül 1952 doğumluyum. 27 yıl öğretmen olarak Milli Eğitim’de çalıştım. ADD Milas Şubesi Başkanı olarak iki dönem görev yaptım. ADD Genel Merkezince çıkarılan dergi ile Mudafaa-i Hukuk dergisinde yazılarım yayınlandı. Halen Milas Önder gazetesinde yazıyorum.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ